Ultimate magazine theme for WordPress.

AVRUPA BİRLİĞİ VERGİ UYUMLAŞTIRMASI

0 489

1849 yılında, Victor Hugo Avrupa Kıtası için şunları söylemişti:
“Gün gelecek, bu kıtanın tüm ulusları, kendi özgün niteliklerini ve şanlı bireyselliklerini yitirmeksizin, daha üst düzey bir birlik içinde kaynaşacaklar ve Avrupa kardeşliği oluşturacaklardır. Gün gelecek, tek savaş alanı, fikirlerin yarıştığı açık pazar yerleri olacak. Gün gelecek kurşunların ve bombaların yerini oylar alacak”
Hugo’nun kehanetinin gerçekleşip gerçekleşmediğinden çok bugün Avrupa Kıtasına baktığımızda Avrupa Birliği, söz konusu kardeşliğini ekonomik anlamda (özellikler vergi uyumlaştırmaları konusunda) sağlamıştır.
Avrupa Birliğinin Tarihçesi
Avrupa Kıtası üzerinde bulunan devletler yüzyıllar boyunca birbirleri ile savaşmışlar, kıta üzerinde neredeyse savaşın olmadığı bir bölge kalmamıştır. 9 Mayıs 1950 tarihinde zamanın Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman artık savaşların yaşanmayacağı bir Avrupa için harekete geçer. Barış içinde yaşayacak bir Avrupa projesi 1951 yılında Avrupa Kömür Çelik Topluluğu(AKÇT) ile başlar. Böylece Avrupa Birliği tarihçesi de başlamış olur. İki sektörde ortak pazar anlayışını öngören Avrupa Kömür Çelik Topluluğunu, altı yıl sonra 1957’de bütünleşme hareketi ile Roma Antlaşması izler ve bu antlaşma da tüm sektörleri kapsayacak şekilde genişletilir. Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu ile 1958 yılında yürürlüğe gire Roma Antlaşmasını da 1967 yılında yürürlüğe giren Füzyon Antlaşması izler. Bu antlaşmada da:
Üç ayrı ortaklık, hukuki varlıklarını korumalarına rağmen bazı konularda birleştirilmiş ve üç Topluluğu ifade etmek üzere “Avrupa Toplulukları” deyimi kullanılmaya başlamıştır.
Üç topluluk o vakte kadar ayrı ayrı yürütme ve karar organlarına sahipken bunlar; tek Komisyon, tek Parlamento tek Konsey çatısı altında birleştirilmiştir. Bundan dolayı da “Avrupa Toplulukları Komisyonu”, “Avrupa Toplulukları Parlamentosu”, “Avrupa Toplulukları Adalet Divan” deyimleri kullanılmaya başlamıştır.
Avrupa Birliği Gelişim Süreci 
AKÇT kurucu altı ülkesi olarak bilenen ve Avrupa Birliği’nin de çekirdeğini oluşturan altı ülke: Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda, Lüksemburg bu ülkelerin kısa süreli işbirliğinde elde ettiği başarı, diğer ülkelerin de dikkatini çekti. Kurucu antlaşmalar yasal olarak istekli ülkelerin katılımına imkân veriyordu. Nitekim 1973’te İngiltere, İrlanda ve Danimarka ile birlik olma yolunda üye sayısı dokuza yükselmiştir.
1973’ten sonra yaşanan küresel gelişmeler, ikinci bir genişlemenin gerçekleşmesini geciktirmiştir. Petrol Krizi bu dönemde işsizlik sorununu gündeme getirirken soğuk savaşın körüklediği sorunlar Avrupa ülkelerini iç sorunlarla ilgilenmek zorunda bırakmıştır. Aynı dönemde benzer sorunlar yaşan Türkiye, Yunanistan karşısında arka planda kalmış ve 1981 yılında Yunanistan’ın tam üyeliği ile Topluluk sayısı ona yükselmişti.
İspanya ve Portekiz ile on ikiye yükselen Avrupa Birliği, hem coğrafi hem de nüfus açısından oldukça genişlemişti. 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması Avrupa için önemli bir kırılma noktası oldu. İkinci Dünya Savaşı sonrasının iki kutuplu sistemi yerini, ABD’nin önderliğindeki tek kutuplu sisteme bırakıyordu. Ayrıca Avrupa’da etkileri siyasi sosyal ekonomik birçok açıdan hissedilen soğuk savaş bitiyordu. SSCB’nin dağılması ile bağımsızlık kazanan ekonomik açıdan kötü durumda olan merkez ve doğu Avrupa ülkeleri böylece potansiyel adaylar haline gelmişti. 1997’de Lüksemburg’da AB genişlemesine dâhil edilen aday ülkeler açıklandı. AB genişleme süreci ile Slovenya, Estonya, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi 1. grup genişleme ülkeleriydi. Aynı zirvede Letonya, Litvanya, Slovakya, Bulgaristan ve Romanya genişlemenin 2. grubunda yer almaktaydı. Romanya ve Bulgaristan hariç 10 ülke 2004 yılında tam üye olurken AB üye sayısı yirmi beşe çıkmıştı. Genişleme 2007’de Romanya ve Bulgaristan’ın katılı ile yirmi yediye yükselmişti. 2013’te Hırvatistan’ın katılı ile üye sayısı yirmi sekize yükselmiş oldu.
Kopenhag ve Maastricht Kriterleri 
            Avrupa Birliği’ne üye olabilmek için aday ülkelerin yerine getirmesi gereken bazı şartlar Kopenhag Kriterleri ile Danimarka’nın başkenti olan Kopenhag’da 1993 yılında kabul edilen antlaşma ile belirlenmiştir. Aslında Kopenhag kriterleri, SSCB’nin dağılması ise bağımsızlığa kavuşan eski doğu bloğu ülkelerin üye olmasının söz konusu üzerine değiştiridi. Kopenhag kriterleri, siyasi kriter, ekonomik, kriter ve AB üyelik yükümlülüklerini üstlenebilme yeteneği olmak üzere üç ana başlıktan oluşmaktadır. Siyasi kriter, öncelikle aday ülkenin demokratik bir sistemle yönetilmesi, hukuk devleti ilkesinin benimsenmesi ve seçimlerin özgür yapılmasını ifade eder. Siyasi kriterlere göre, aday ülke insan haklarının korunmasına öncelik vermek durumundadır. Hukuk devleti ilkesi, hukukun üstünlüğü anlamına gelir yani toplumda adalete olan güvenin kurumsallaşması ve hukuk devleti bilincinin ülkede yerleşmesi gerekiyor. Bu yaklaşımın gerçekleşmesi için aday ülkenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olması ve bireysel başvuru hakkını kabul etmesi koşulu da aranıyor.
Ekonomik kriter ya da diğer adıyla Maastricht Kriterleri ise 1993’te yürürlüğe giren Maastricht Anlaşması’nda Ekonomik ve Parasal Birliğin oluşturulmasının son aşamasına geçiş öncesinde, üye ülke ekonomileri arasındaki farklılıkların giderilmesi için beş ön koşul belirlenmiştir:
1- Toplulukta en iyi performasn gösteren üç ülkenin yıllık enflasyon oranları ile üye ülkenin oranı arasındaki fark 1,5 puanı geçmemeli
2- Üye ülke bütçe açığının GSYİH oranı %3’ü geçmemeli
3- Üye ülke devlet borçlarının GSYİH oranı %60’ı geçmemeli
4- Herhangi bir üye ülkede uygulanan uzun vadeli faiz oranları 12 aylık dönem itibariyle, fiyat istikrarı alanında en iyi performans gösteren 3 ülkenin faiz oranını 2 puandan fazla aşmamalı
5- Üye devketlerin ulusal paraları, Avrupa Döviz Kuru Mekanizmasının izin verdiği “normal” dalgalanma marjı içinde kalmalı(Ülger, 2003:36).
Bu beş ön koşul aday ülkenin üyelik öncesinde ekonomik olarak sağlaması gereken asgari koşullar. Maastricht kriteri olarak da bilinen bu koşullarda amaç öncelikle aday ülkenin işleyen bir piyasa ekonomisine sahip olması. Bu şekilde AB’ye üye olduğunda rekabete dayanabilmesi ve serbest piyasa şartlarında kendi ekonomik varlığını sürdürebilmesi hedeflenmektedir (Ülger, 2003: 36).
Avrupa Birliğinin Kurumları  
            Lizbon Antlaşması ike Avrupa Konsyei ve Avrupa Merkez Bankası’na da Kurum statüsü verilmiş, vu şekilde AB: Avrupa Parlementosu, Avrupa Konseyi, Avrupa Parlementosu, Konsey, Komisyon, Avrupa Birliği Adalet Divanı, Sayıştay, Avrupa Birliği Merkez Bankası asli kurumlar olarak nitelendirilmektedir. Avrupa bütünleşmesi için baş aktör olan bu kurumlar Avrupa birliğinin hukuksal ve siyasal bütünlüğünümü sağlamayı amaçlamaktadır (Bilici, 2010: 49).
Avrupa Birliği’nde Temel Vergilendirme İlkeleri
1-Gümrük Birliği’ni İlgilendiren Vergileme İlkeleri
Roma Antlaşması başlangıçta sayıları 6 olan ülkelerin, aralarındaki gümrükleri kaldırarark üçüncü ülkelere karşı Ortak Gümrük Tarifesi(OGT) oluşturmalarını öngörmekte idi. Gümrük Birliği hedefi planlanan tarihten 18 ay önce amacına ulaşarak ekonomik anlamda entegrasyon konusunda oldukça başarılı olduğunu göstermiştir. Üye ülkeler, üçüncü ülkelerden gelen mallardan OGT’de belirlenen oranda vergi almak zorundadır. Bu verginin iki önemi vardır; birincisi, AT genel bütçesinin geliri olması açısından önemi vardır, ikincisi, gümrük vergilerinin alınması haksız rekabetin önlenmesi açısından da gereklidir. Ortak tarife oluşturulmaması durumunda, ithalat en düşük gümrük vergisi uygulayan ülke üzerinden gerçekleştirilir, arkasından da içerde gümrük olmadığı için istenen ülkeye götürülerek satılır.
2-Eş Etkili Vergilerin Kaldırılması
Kurucu Antlaşma hükümler; üye ülkelerin arasındaki gümrük vergilerinin kaldırılması yanında, var olan eş etkili vergilerin kaldırılması zorunluluğu da getirmektedir. Eş etkili vergi, üye ülkelerce tek yanlı olarak, ithalat sırasında ya da ithalat gerçekleştikten sonra, benzer yerli mallara uygulanmayıp sadece üye ülkelerden ithal edilen mallara özel olarak uygulanan ve böylece söz konusu malın fiyatını yükselterek, malların serbest dolaşımı üzerinde bir gümrük vergisi etkisi yapan vergiler şeklinde Adalet Divanı kararlarında tanımlanmıştır (Bilici, 2010: 202-203).
İtalya’nın gümrük birliğine girdikten sonra gümrük memurlarına 6 yerine 10 saat çalıştıklarını ileri sürerek ithal mallara binde iki oranında koyduğu vergi örnek gösterilebilir.
3-Ayrımcı Vergileme ve Aşırı Vergi İadesi Yasağı   
Ayrımcı vergileme ve vergi iadesi yasağı kurallarının amacı, üye ülkelerin kendi aralarındaki ithalatı caydırıcı ve ihracatı özendirici önlemler almalarının önlenmesidir. Avrupa Birliği’nin İşleyişine Dair Antlaşma’ya göre üye ülkelerin diğer ülke mallarını, benzer yerli mallardan daha yüksek oranlarda vergilemesini ve ya yerli ürünlere uygulanan bazı istisnaların ithal ürünlere uygulanmamasını yasaklamaktadır. Ayrımcı vergileme yasağı, aynı cins ürünler için olduğu kadar benzer ürünler açısından da geçerlidir. Benzer ürün deyimi ile, birbirinin yerine ikame edilebilir ürünler kastedilmektedir.
Vergi Uyumlaştırması Yükümlülüğü
Rekabet, vergilendirme ve mevzuatın yakınlaştırılması ile ilgili ortak düzenlemeler başlığı altın vergilemeye ek olarak rekabet kuralları ve mevzuatın yakınlaştırılması konuları da yer almıştır. Kurucu antlaşma sağlıklı bir rekabet ortamının oluşması için; tarafsız, uyumlu bir vergi düzeni u kurulmasını amaçlamaktadır. Bu amaç üye devletlerin vergiyle ilgili milli egemenliklerinin bir kısmından Brüksel lehine feragat etmelerini gerekli kılmıştır. Ortak pazar temeli üzerine inşa edilen “Avrupa Birliği” serbest ticaretin önündeki engelleri kaldırarak, ekonomik büyümeyi hızlandırmayı amaçlamıştır. Tek pazar uygulaması, şu temel özgürlükleri garanti altına almaktadır; malların serbest dolaşımı, sermayenin serbest dolaşımı, yerleşme özgürlüğü, şahısların serbest dolaşımı, serbest rekabetin önündeki engellerin kaldırılması. Bu amaçların gerçekleştirilmesi için üye ülkelerin farklı vergi mevzuatları engel teşkil etmektedir.
Vergi uyumlaştırması, serbest rekabeti bozan, malların, sermayenin ve şahısların özgürce dolaşımına engel teşkil eden, mali karakterdeki hükümlerin değiştirilmesini ve ya yürürlükten kaldırılması şeklinde tanımlanabilir.
Neden vergi uyumlaştırması sorusunun cevabı olarak, birincisi; üye ülkelerin vergi mevzuatı arasındaki farklılıklar bu ülkelerin vergi yüklerinin farklı olmasına yol açmakta, bu durumda sağlıklı bir serbest rekabet ortamının yaratılmasına engel olmaktadır. Üretim faktörlerinin ve mali kaynakların verimli şekilde kullanılabilmesi, vergiyle ilgili hükümlerin tarafsız kalmasına bağlıdır. Bu durum sağlandığı takdirde, sermaye hareketleri ve şirketlerin kuruluş yerini seçmeleri, hammadde, işçilik gibi ekonomik nedenler dikkate alınarak yapılacaktır. Bu farklılıkların giderilmesi vergi uyumlaştırması yoluyla yapılacaktır.
Bir diğer vergi uyumlaştırması nedeni ise; Avrupa Birliği bütçesi öz kaynakları ile ilgilidir. KDV payı ve gümrük vergileri gibi bazı vergiler bütçenin öz kaynakları arasında yer almaktadır. Avrupa Topluluğu bütçesi kaynağı olan bu vergilerin sağlıklı toplanabilmesi için, üye ülkelerdeki ilgili mevzuatın uyumlaştırılması gereği vardır.
Yani sağlıklı bir ortak pazar, üye ülkelerdeki farklı vergi mevzutlarının uyumlaştırılmasını kaçınılmaz hale getirmektedir. Ancak vergi uyumlaştırması ile amaçlanan, üye ülke vergi sistemlerinin mutlak anlamda uyumlaştırılması olmadığını da not etmek gerekir. Avrupa Birliği’nin İşleyişine Dair Antlaşma’da belirtildiği üzere, “tek pazarın kurulması ve haksız rekabetin önlenmesi için gerekli olduğu ölçüde” yapılacaktır.
Vergi uyumlaştırması, milli egemenliğin vazgeçilmesi kolay olmayan üç unsuru olan vergi koyma, para basma ve savunma yetkileri içindeki vergi koyma yetkisinin taviz verilmesini istemektedir. Bu durum ülkeler açısından kolay olmamakla birlikte, siyasal iradenin elinde seçmenlerine karşı da kullanılabilecek bir güçtür. Üye devletler bu nedenlerle vergi konusundaki egemenlik haklarını devretme konusunda çekingen davranmaktadır. Ortak vergi düzenlemelerindeki üye ülkelerin vergi konusundaki manevra imkanlarını sınırlandırması, bugüne kadar istenen ölçüde mesafe kat edilemediğinin sebebi olmuştur.
Tek pazar için gerekli olduğu ölçüde ulusal mevzuatların birbirine yakınlaşması ihtiyacı vardır. Özellikler “Tek pazar dahilinde rekabetin ihlal edilmemesini sağlayacak bir rejimin kurulması” gereklidir. Avrupa Birliği’nin İşleyişine Dair Antlaşma dolaylı vergilerde uyumlaştırmayı, dolaysız vergilerde ise yakınlaşmayı gerekli görmektedir.
Avrupa Birliği’nde Vergilendirme Yetkisi
Ülkelerdeki vergi politikaları, her ülkenin sosyal ve ekonomik şartlarına göre belirlenir ve değişiklikleri yine ülkelerin kendi iradesiyle yapılır. Fakat ülkeler arasında kurulan ekonomik ve parasal birliklerde etkinliği artırmak amacıyla, rekabet koşullarının, malların serbest dolaşımını olumsuz yönde etkilememesi için ortak vergi politikaları oluşturularak, bu politikaların düzenlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle Roma Antlaşması ile vergilendirme yetkisi, Birliğe üye ülkelerde olup bu yetki Birliğe bağlı kurumlar tarafından çıkartılan tüzük, direktif ve kararlarla sınırlı olarak kullandırılabilmektedir. Vergilendirme Yetkisi, üye ülkelerin ulusal egemenliği açısından oldukça önemlidir. Öyleki ülkelerin bağımsız politikalar geliştirip uygulayabilmeleri için ülkenin gelir kaynakları üzerinde hakimiyetlerinin olması gerekmektedir. Ayrıca vergiler, genel tüketim düzeyini, firmaların organizasyon biçiminin şekillenmesini ve tasarrufların teşvikini etkilemekte bu nedenle Birliğe üye ülkeler açısından vergilendirme yetkisinin önemi artmaktadır (European Commission, 2000). 1987 yılında yürürlüğe giren Avrupa Tek Senedinde Ortak Pazarın kurulmasıyla ilgili olarak birlik kurumlarının yetkisi artırılmış, ekonomik politikaların ve mevzuatın birbiriyle uyumlaştırılması ise üye devletlerin takdirine bırakılmıştır. Üye ülkelerin mali alandaki yetkileri ve vergi politikaları yetki sınırlarının tamamen dışında kalmamış ve Birlik kurumlarının yetkileri de ekonomik faaliyetlerinin her alanında aynı ölçüde geniş tutulmamıştır. Öyle ki tarım, ulaştırma ve dış ticaret gibi faaliyet alanlarında üye devletler güçlü bir merkezi otoriteye ihtiyaç duymuşlar ve ortak politika izlemeye karar vermişler, veri, çevre ve sosyal güvenlik gibi faaliyetlerde ise izledikleri politikaların ve mevzuatın giderek birbirine yakınlaştırılmasını sağlamaya çalışmışlardır. Görüldüğü üzere, AB vergilendirme yetkisini, Roma Antlaşması’nın hükümleri ve Birliğe bağlı kurumların düzenlemeleriyle beraber yürütmektedir.
Avrupa Birliğinde Dolaysız Verigilerin Uyumlaştırması 
            Avrupa Birliği’nin İşleyişine Dair Antlaşma, dolaysız vergilerin uyumlaştırılması hakkında dolaylı vergiler gibi açık hükümler içermemektedir. Ancak dolaysız vergilerin Avrupa Birliği’nin 4 temel özgürlüğüne engel oluşturması durumunda, uyumlaştırma gerekli hale gelmektedir. Kişilerin, malların, sermayenin ve hizmetlerin serbest dolaşımı söz konusu temel özgürlüklere engel teşkil eden maddelerdir. Dolasız vergilerin uyumlaştırımlası konusunda daha çok kurumlar vergisi üzerinde durulmuş gelir vergisi ikinci planda tutulmuştur. Gelir vergisine daha az önem verilmesi kişilerin serbest dolaşımının vergiye karşı duyarlılığının sermayeye karşılık daha az olmasından kaynaklanmaktadır.
Avrupa Birliği’nde Kurumlar Vergisi
Konuyla ilgili direktif teklifi 16.01.1969 tarihinde yapılmıştır. Bu teklif 23.07.1990 tarihinde, yani yapılmasından yaklaşık 21 yıl sonra yasalaşabilmiştir (Bilici, 2004: 213). Bu yönerge, sınır ötesi birleşme, bölünme, sabit kıymet transferi ve hisse değişimi önünde, işlemin yapıldığı tarihte gizli değer artış kazançlarının vergilendirilmesi yoluyla oluşabilecek mali engelleri kaldırmayı garanti altına alır. Bu yönerge sadece üye devletlerde mukim şirketler arası işlemlere uygulanır. Söz konusu işlemler bir üye devlette mukim şirketler arasında yapıldığında, değer artış kazançları fiilen realize edildikleri tarihe kadar ertelenmektedir. Yönerge aynı sistemin sınır ötesi işlemlere de uygulanmasını sağlamaktadır. Bu konuda vergi uyumlaştırılmasına gidilmesinin nedenini, bu operasyonların farklı üye ülkeler arasında yapılmasının, ülke içinde yapılanlara göre daha yüksek oranda vergilendirilmesi oluşturmaktadır. Oysa Tek Pazara yönelen bir Toplulukta bu tür işlemleri cezalandırmak değil, özendirmek gereklidir. Topluluğun bu konudaki temel politikası ile birleşmelerin vergi maliyetini düşürmek amaçlanmıştır.
Topluluk şirketlerinin uluslararası planda gücünü artırmak amacıyla, birleşmelerini teşvik edici bir düzenlemenin getirilmesi amaçlanmıştır. Direktif 5 kısım ve 13 maddeden oluşmaktadır. Direktifin 1’inci maddesi; ”Her Üye Devlet iki ya da daha fazla Devletin şirketleriyle ilgili birleşme, bölünme, sermaye koyma ve hisse senedi değişimlerine bu direktifi uygular” hükmü ile genel konuyu ve kapsamı belirlemektedir. Direktifin 2’inci maddesi bu Direktif ile getirilen sistemin amaçları bakımından gerekli tanımlamaları yapmaktadır. Bunlar: birleşme, bölünme, aktif devir, hisse senedi değişimi, devrolunan şirket, devralan şirket, ortak olunan şirket, ortak alan şirket. 3’üncü maddede ise “bir üye devletin şirketi” deyiminin tanımına ve kapsamına yer verilmiştir. Birleşme, bölünme ve hisse senedi değişimine uygulanabilir kurallar başlıklı Kısım II’ nin ilk maddesi olan 4’üncü maddesinin birinci bendinde ; “Devredilen aktif ve pasif unsurların gerçek değeri ile mali değeri arasındaki farka göre belirlenen değer artışları birleşme ve bölünme durumunda vergilendirilmemelidir” ifadesine yer verilmiş, kısaca devralan şirketin devrolunan şirketin aktif pasif tüm unsurlarını alacağı ve bu işlem sırasında ortaya çıkacak kazancın vergilendirilmeyeceği hüküm altına alınmıştır. Ancak 2 ve 3’üncü bentlerle vergilendirmeme için iki şart getirilmiştir. Bunlar, devrolunan amortismanların, devir öncesi uygulamada olduğu gibi işlem görmesi ve devrolunan şirketle ilgili vergisel sorumlulukların devralan şirket tarafından devir öncesi şartlarla kabul edilmesidir. Direktifin beşinci maddesi ile devrolunan şirketteki kısmen ya da tamamen vergiden muaf tutulmuş fonların devralan şirkete geçmesinden sonra da bir vergileme yapılmamasının sağlanacağı düzenlenmiştir. Altıncı maddede belki de en önemli hükümlerden birisi düzenlenmiştir. Devrolunan şirketin mevcut zararlarının, devir sonrasında mahsup imkanı devam edecektir. Yedinci madde devredilen kurumda devralanın %25 den çok hissesinin olması halinde, bu sermayenin elden çıkarılması nedeniyle bir vergileme yapılmayacağı; sekizinci madde, hissedarlara devralan şirket hissesi verilmesi halinde, hissedarların elde edeceği değer artışlarının vergilenmeyeceğini düzenlemektedir. Bu düzenleme; birleşme, bölünme ve hisse değişimi işlemlerinin hepsinde geçerli bir kural olmaktadır.
Aktif devirlere uygulanacak kuralları belirleyen 9’uncu maddede malvarlığının devredilmesi durumunda da direktifin 4,5 ve 6’ıncı madde hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Devrolunan şirketin bir başka üye ülkede bulunan işyerinin devrine ilişkin istisnai durumlar hakkındaki 10’uncu madde aşağıdadır: ”1. Birleşme, bölünme veya aktif devir nedeniyle devredilen mallar arasında bu şirketin mukim olduğu ülkenin dışında başka bir üye ülkede yerleşik olan devrolunan şirketin işyeri de bulunmaktaysa, bu şirketin mukim olduğu üye ülke bu işyerini vergilendirme hakkından vazgeçmektedir. Bununla birlikte, devrolan şirketin ülkesi bu şirketin vergilendirilebilir kazancında işyerinin telafi edilmemiş olan veya bu devlette bulunan şirketin vergilendirilebilir kazancından indirilmiş olan önceki zararları dikkate alabilmektedir. İşyerinin bulunduğu ülke veya devralan şirketin ülkesi sanki bu ilk ülke devrolunan şirketin ülkesi gibi bu devire bu direktifin hükümlerini uygularlar
Ana Şirket Yavru Şirket Direktifine göre, Birleşme- Bölünme Direktifinde olduğu gibi bu Direktifle ilgili Komisyon teklifi de 1969 yılında yapıldıktan sonra Konsey tarafından onaylanıp yürürlüğe girmesi 1990 yılında olmuştur. 2003 yılında çıkarılan 2003/123/EC Direktifi ile bazı değişikliklere uğramıştır. Bu yönerge, bir yavru şirketin, diğer bir üye devlette kurulu ana şirketine dağıttığı karlar üzerindeki çifte vergilendirmenin ortadan kaldırılmasını öngörür. Bu yönergenin hükümlerinden faydalanabilmek için, ana ve yavru şirketlerin her birinin üye devletlerin birinde o ülke mevzuatına göre kurulmuş olması ve o ülkede kurumlar vergisine tabi olması gerekir. Yavru şirketin sermayesinin %25’ini elinde bulunduran şirket ana şirket sayılır; ancak üye devletler minimum iştirak oranını daha düşük miktarda tespit etme olanağına da sahiptir. Üye devletler, aynı zamanda, en az iki yıl sürekli iştirak koşulunu da getirebilirler. Bu yönerge çerçevesinde çifte vergilendirme şu şekilde ortadan kaldırılır: ana şirketin mukim olduğu devlet, yavru şirketten elde edilen kar paylarını ya vergiden istisna edecek ya da ana şirkete, yavru şirketin kendi karı üzerinden bu şirketçe ödenen kurumlar vergisi ve gelir vergisi kesintileri için mahsup olanağı tanıyacaktır. Yavru şirketin mukim olduğu devlet ise kar payı dağıtımına hiçbir vergi tevkifatı uygulamayacaktır (Soydan, 2002: 24). Metin itibariyle ele aldığımızda Direktif 9 maddeden oluşmaktadır. Birinci madde Direktifin hangi işlemlere uygulanacağını belirleyen kapsam maddesidir:
“1. Her üye ülke, işbu direktifi şunlara uygular:
-bu ülkede faaliyet yürüten şirketlerin ve diğer üye ülkelerde faaliyet yürüten
yavru şirketlerinin elde ettiği kârların dağıtımlarına;
-bu ülkede faaliyet yürüten şirketlerin, yavru şirketleri olan diğer üye ülke
şirketlerine yaptıkları kâr dağıtımlarına;

  1. İşbu direktif, kaçakçılık ve yolsuzluğu önlemek için alınan ulusal hükümlerin

uygulanmasını engellemez.”
2 ve 3’üncü maddelerde; “bir üye ülkenin şirketi, ana şirket ve yavru şirket ifadelerinin direktifin uygulanmasında ne anlama geldiklerine dair tanımlara yer verilmiştir. Yukarıda bahsettiğimiz ana şirketin yavru şirkete asgari %25 iştirak şartı da yine 3’üncü maddede yer almaktadır.
Dördüncü maddenin birinci bendinde, Direktifin esasını oluşturan hüküm yer almaktadır; “Ana şirket, yavru şirketin ortağı olarak ve ayrıca yavru şirketin tasfiyesi nedeniyle dağıtılan kârları aldığında, ana şirketin faaliyet yürüttüğü ülke:
-ya bu kârları vergilendirmez,
-ya da kârlarla ilgili yavru şirketin vergi kısmını ve gerektiğinde ulusal vergi miktarını aşmayacak bir şekilde, 5. Maddenin aykırı hükümlerinin uygulanmasında yavru şirketin mukim olduğu üye ülke tarafından tahsil edilen kaynakta kesinti miktarını, vergiden indirmeye bu şirketin yetkili olduğunu dikkate alarak karları vergilendirir.”
5, 6 ve 7’inci maddelerde; yavru şirketin dağıtacağı kar payı üzerinden vergi tevkifatı yapılmayacağını ve bu uygulamanın kapsamını belirleyen ifadeler hüküm altına alınmıştır. 8 ve 9’uncu maddeler ise, uyum ve yürürlük maddeleridir.
Avrupa Birliği’nde Özel Tüketim Vergisi
ÖTV’nin benimsenmesinin başlıca nedenleri, uygulamasının kolay bir vergi olması ve talep esnekliği düşük mallara optimum oranda uygulandığında mali anestezi ilkesine uygun olması sebebiyle vergiye karşı tepki uyandırmamasıdır.
ÖTV’nin bir diğer uygulama nedenleri: Özel tüketimin vergilendirilmesinin en önemli nedenlerinden biri devlete gelir sağlamaktır. Özellikle enflasyonist dönemlerde alım satıma konu olan kıt kaynakların tüketimini kısmak için bazı mallardan yüksek oranda ÖTV alınması talebi azaltıcı yani piyasayı düzenleyici etki yapacaktır.ÖTV, belirli kişi gruplarının bazı kamu hizmetlerinden diğer kişilere göre daha fazla yararlandıkları varsayımından hareket ederek konulabilir. Örneğin, benzinden alınan vergilerin yollardan daha fazla faydalananlar tarafından ödendiği kabul edilir. Ancak sigara, alkol gibi alışkanlık veren maddelerin üzerinden alınan ÖTV için aynı düşünceyi savunamayız. Çünkü yüksek gelirli gruplara oranla alt gelirli gruplar bu maddeleri daha fazla tüketirler.ÖTV, sosyal faydaları düşük olduğu kabul edilen malların tüketimini kısıtlamak için konulabilir. Alışkanlık verici ve insan sağlığını olumsuz yönde etkileyen maddeler yüksek oranda vergilendirilerek fiyatta meydana gelen artışla bireylerin talepleri kısılabilir ve topluma olan zararları azaltılabilir. Örneğin, alkollü içkiler ve sigara gibi alışkanlık veren maddeler üzerinden alınan yüksek vergiler hemen hemen her ülkede uygulanmaktadır. ÖTV ile vergi yükü dağılımında artan oranlılığın gerçekleştirilmesi istenir. Artan oranlılık gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderilmesi için önemlidir. Örneğin, özellikle az gelişmiş ülkelerde, lüks maddeler üzerinde yoğunlaştırılan özel tüketim vergileri gelir dağılımını düzeltici etkin bir araç olarak kullanılabilir. ÖTV’nin bir başka işlevi de, çevre kirliliğine karşı mücadelede kullanılmasıyla ilgilidir. ÖTV, belirli üretim ve tüketim faaliyetlerinin neden olduğu dış zararları ortadan kaldırmak için rasyonel ve topluma daha faydalı bir şekilde kullanılmasını sağlamak amacıyla kullanılabilir. Örneğin, bu alanda üretilen malları yüksek oranda vergileyerek çevreye zarar veren malların üretimi kısılabilir.İthal mallardan alınan özel tüketim vergisi gümrük engeli oluşturacak ve ithalatı sınırladığı oranda dış ticaret dengesinin sağlanmasında önemli bir role sahip olacaktır. Neden ÖTV uyumlaştırması sorusunun cevabı olarak; Roma Antlaşması’nın 99. maddesinde yer alan, yapıları ve oranları bakımından topluluk içerisinde bozulmalara ve ayrımcılığa yol açabilen ÖTV’nin uyumlaştırılması ekonomik, sosyal ve sağlık gibi farklı nedenlere dayanmakta olup iç piyasanın tamamlanması için gereklidir.
Tütün mamülleri, akaryakıt ürünleri ve alkollü içeceklerdeki oran farklılıklarından dolayı vergi hileleri ve gümrük kaçakçılığı oluşmaktadır. Bu nedenle Birliğe üye ülkeler arasında özel tüketim vergi oranlarını kapsayan geniş bir uyumlaştırma sağlanarak rekabet eşitliği sağlanabilir Öyleki, özel tüketim vergileri, KDV matrahına dahil edildiğinden ÖTV oranlarındaki farklılıklar malların fiyatını etkilemekte, bu nedenle özel tüketim vergileri KDV’de olduğu gibi rekabet şartlarını önemli ölçüde etkilemektedir. Özellikle yolcu muafiyeti nedeniyle AB vatandaşları, alkol ve sigara gibi ihtiyaçlarını ÖTV’nin düşük olduğu üye ülkelerden karşılamakta, bu da üye devletlerin malları arasında rekabetin bozulmasına sebep olmaktadır.
Avrupa Birliğinde ÖTV’ye tabi mal grupları, 92/12/AET sayılı Konsey direktifinde Tütün ve Tütün Mamülleri, Petrol Ürünleri, Alkol ve Alkollü İçecekler olarak belirlenmiştir. Üye ülkeler bu mallarla ilgili ortak bir kapsama sahip olmakla beraber, özel tüketim vergisinde uyumlaştırma çalışmalarında belirlenen oranlar minimumdur. Bu nedenle üye ülkeler isterlerse bu oranların üzerinde bir değer uygulayabileceklerdir. Birlik düzenlemeleri, Tek Pazar aşamasına girildiğinde farklı vergi oranlarının ve farklı yöntemlerin ticarette bir sapmaya neden olmasını engellemek amacıyla 1992 yılında hız kazanmış ve bu nedenle ÖTV konusunda bu tarihlerde birçok direktif çıkarılmıştır. Bu farklılıkları gidermek amacıyla yapılan uyumlaştırma çalışmaları, üye ülkelerin değişik tüketim alışkanlıkları, toplumsal koşullar ve geleneklerin etkisi, toplam vergi gelirlerinde ÖTV’nin payının değişikliği ve vergi sisteminin üye ülkelerde farklılık göstermesi nedeniyle beklendiği ölçüde hızla gelişememiştir. Örneğin, alkollü içecekler ile lüks tüketim mallarının vergilendirilmesi, tüketicilerin sağlığa zararlı olan sigara tüketimini kısabilmek için ağır vergiler koyup koymayacakları, madeni yağlar yerine daha ucuz enerji kaynakları kullanmanın vergiler yoluyla özendirilip özendirilmeyeceği konularında düşünce farklılıklarından dolayı ülkeler arasında birlik sağlanamamıştır.
ÖTV’de ilk uyumlaştırma çalışmaları tütün ve tütün mamullerinde gerçekleşmiştir. Avrupa Konseyinin 19 Aralık 1972 tarih ve 72/464/AET sayılı direktifiyle, işlenmiş tütünlerin tüketimi ile vergilendirme kurallarının uyumlaştırılması gereği ortaya konulmuştur. 19 Ekim 1992 tarihinde çıkartılan 92/79/AET ve 92/80/AET sayılı direktiflerle sigara ve sigara dışındaki işlenmiş tütünler üzerindeki minimum özel tüketim vergisi uygulaması getirilmiştir. Buna göre sigara üzerinden alınacak minimum tüketim vergisi, miktara bağlı hesaplanacak spesifik vergi, perakende satış fiyatı üzerinden hesaplanan advalorem vergisinden oluşacağı öngörülmüştür. ÖTV’nin oranları tüketilen maddelerin sosyal faydası hakkında siyasal organların değer yargılarına göre değişmekle beraber bu oran, tütün ve tütün maddeleri için advalorem tekniğine göre % 5 ile % 57 veya 1.000 adet ya da 1 kg için en az 11 Euro olarak belirlenmiş, diğer ürünlerin matrah hesaplamasında ise fiziksel miktarların esas alındığı spesifik yöntem esas alınmıştır Sarmalık ince tütünde minimum vergi oranı, tüm vergiler dahil perakende satış fiyatının en az % 36’sı veya 1 kg için 32 Euro olarak belirlenmiş, diğer içmelik tütünlerde ise bütün vergiler dahil perakende satış fiyatının % 20’si veya 1 kg için 20 Euro’luk özel tüketim vergisi öngörülmüştür.
AB’de petrol ürünleriyle ilgili çeşitli düzenlemeler getirilmiş, 92/82 sayılı direktifle 01 Ocak 1993 tarihinden itibaren kurşunlu benzinden alınacak minumum ÖTV oranı 1.000 litre başına 337 Euro, kurşunsuz benzinden alınacak minumum ÖTV oranı ise 1.000 litre başına 287 Euro olarak belirlenmiştir. Lüksemburg’da 01 Ocak 1993 tarihinden 31 Aralık 1994 tarihine kadar kurşunlu benzinden alınacak minumum ÖTV oranı 1.000 litre başına 292 Euro, kurşunsuz benzinde ise 242 Euro olarak tesbit edilmiştir.
Avrupa Komisyonunun 19 Aralık 1992 tarihinde çıkardığı 92/83/AET sayılı direktifle bütün etil alkollü ürünler vergiye tabi tutularak, bira, şarap, bunun dışındaki diğer mayalı içkiler, ara ürünler ve etil alkoller tanımlanmış ve her bir kategori için tek oran uygulaması kabul edilmesine rağmen bira ve şarabın vergilendirilmesinde farklılıklar giderilememiştir. 92/84/AET sayılı direktifle ÖTV’nin hektolitre başına alınması öngörülmüş; saf alkolün hektolitresi başına 550 Euro, birada alkol derecesinin hektolitresi başına 1,87 Euro veya hektolitre plato başına 0,748 Euro, ara mamullerde alınan ÖTV hektolitre başına 45 Euro olarak belirlenmiştir. Ancak bazı üye ülkelerin vergi uygulamak istememesi üzerine, şarap ve bira ile bunlar dışında kalan fermanteli içkilerde vergi miktarı sıfır olarak öngörülmüştür.
Türk Özel Tüketim Vergi Sisteminin Temel Özellikleri ve Avrupa Birliği Vergi Sistemine Uyumu
01 Ocak 1996 tarihinde Türkiye ile AB üye ülkeleri arasında yapılan Gümrük   Birliği çerçevesinde gümrük vergileri ve diğer eş etkili vergiler kaldırılmış, üçüncü   ülkelerden yapılan ithalatta OGT uygulaması getirilmiştir. Bunun sonucunda oluşan, ithalattan alınan kamu gelirlerindeki azalma nedeniyle uygulaması basit, etkin ve tek safhada bir kez alınabilen mevcut tüketim vergilerinde basitliği sağlayan, ÖTV Kanunu kabul edilmiştir. Türkiye’nin, AB’ye uyum çerçevesinde gerçekleştirdiği en kapsamlı çalışmalardan biri olan ÖTV, 12 Haziran  2002 tarihinde 4760 sayılı Kanun ile Türk vergi sistemine girmiştir. Çeşitli vergi, harç, fon ve pay adı altında alınan akaryakıt tüketim vergisi, akaryakıt fiyat istikrar payı, taşıt alım vergisi, ek taşıt alım vergisi, çevre kirliliğini önleme fonu (taşıt alım vergisinin ¼’ü oranında), trafik tescil harcı, eğitime katkı payı (taşıtların kayıt, tescil ve devrinden alınan), özel işlem vergisi (taşıtların kayıt, tescil ve devrinden alınan), mera payı (tütün mamulleri ve alkollü içkilerden alınan), ek vergi, federasyonlar payı (tütün mamulleri ve alkollü içkilerden alınan), eğitim, gençlik, spor ve sağlık hizmetleri vergisi, malul, şehit, dul ve yetimleri payı, savunma sanayi destekleme fonu (tütün mamulleri ve alkollü içkilerden alınan), tütün, tütün mamulleri ve alkollü içkiler piyasası düzenleme kurumu payı, toplu konut payı (tütün mamulleri ve alkollü içkilerden alınan) şeklindeki 16 çeşit yük, 01 Ağustos 2002 tarihinde yürürlüğe giren ÖTV kapsamına dahil edilmiştir (İlhan, 2009:321-322).
Türk ÖTV’nin konusunu, 4760 sayılı ÖTV Kanunu’nun 1. maddesi ile Kanuna ekli I, II, III ve IV sayılı listelerde yer alan malların ithalatı, ilk iktisabı veya satışı oluşturmaktadır. ÖTV’nin kapsamına giren mallar aşağıdaki bu dört listede belirtilmektedir: ÖTV Kanununa ekli, A ve B cetvellerinden oluşan I sayılı listenin A cetveli uçak ve jet benzini, motorin, kurşunlu ve kurşunsuz benzin, motor yağları, fuel oil, sıvılaştırılmış petrol gazı (L.P.G), doğal gaz, propan, bütan, bio dizel gibi çeşitli mallardan oluşmaktadır. B cetvelinde ise benzol, petrol eteri, solvent nafta, henzak, hafif mineral yağlar için müstahzar katkılar, vernikler ve benzeri ürünler için anorganik karma çözücüler ve incelticiler yeralmaktadır. I sayılı listenin, A ve B cetvellerinin kapsadığı malların ithalatçıları veya rafinerler dahil imal edenler tarafından teslimi ÖTV’nin konusunu oluşturmaktadır . II sayılı liste, kar araçları, golf arabaları, otomobil, uçak, helikopter, motosiklet, yat, sürat teknesi gibi çeşitli hava, kara ve deniz araçlarını kapsamakta olup, bu listedeki malların aksam ve parçaları kapsama dahil değildir. Bu listedeki mallardan, kayıt ve tescile tabi olanların ilk iktisabı ile tabi olmayanların ithalatı veya imal ya da inşa edenler tarafından teslimi ÖTV’nin konusunu oluşturmaktadır. ÖTV Kanununa ekli, A ve B cetvellerinden oluşan III sayılı listenin A cetvelinde yeralan kolalı gazozlar, malttan üretilen biralar, taze üzüm şarabı, köpüklü şaraplar, fermente edilmiş diğer içkiler (elma şarabı, armut şarabı, bal şarabı gibi), cin ve geneva, votka, rakı gibi içecekler ile B cetvelinde yeralan tütün, tütün içeren purolar, uçları açık purolar ve sigarillolar ile enfiye ve çiğnemeye mahsus tütün gibi tütün mamüllerinin ithalatçı ve imalatçılar tarafından teslimi ÖTV’nin konusuna girmektedir.
IV sayılı listede ise havyar, parfüm, güzellik ve makyaj malzemeleri, elmas, altın veya gümüş kaplı kaşık-çatal, video, kasetçalar, radyo, televizyon, kamera, postlar, kürkler ve takli kürkler ile bunların mamülleri, revolverler ve tabancalar gibi lüks tüketim mallarının ithali veya imal ya da inşa edenler tarafından teslimi ÖTV’nin konusunu oluşturmaktadır. AB’ye uyum konusuna, kapsama giren ürünler açısından bakıldığında I ve III sayılı listede yer alan petrol ürünleri ile madeni yağlar, tütün, sigara, alkol ve alkollü içecekler kapsam ve ürünlerin yapısı itibarıyla, AB ÖTV direktiflerinden, 92/83/EEC, 92/81/EEC, 92/79/EEC, 92/80/EEC sayılı direktifler ve 92/12/EEC sayılı direktifin 1. ve 3. maddeleri ile uyumludur. Ayrıca bu madde ile AB’de olduğu gibi bu ürünlerin bir defaya mahsus vergilenmesi öngörülmektedir. Ayrıca AB’de tütün ve tütün mamullerinden, petrol ürünlerinden, alkol ve alkollü içeceklerden ÖTV alınırken, Türk Vergi Sistemi bu mallara ek olarak II sayılı listede yer alan motorlu taşıtlar ile bazı beyaz eşya, elektronik eşya, silah, mücevher, kürk gibi eşyaların yer aldığı IV sayılı listede yer alan çeşitli ürünleri de ÖTV kapsamına katmıştır. Bu nedenle Türk ÖTV’si daha çok genel tüketim vergisi şeklinde algılanmaktadır.
SONUÇ
Birliğe üye ülkeler vergi uyumlaştırması ile üretim faktörlerinin aralarında serbestçe hareket ederek üye devletler arasındaki rekabet bozucu vergi oranlarının kaldırılmasını, sıkı ve verimli bir ekonomik ilişkinin kurulmasını, ticaretin etkin yapıldığı ortak bir pazarın oluşturulması ile birlik üyesi ülkelerin refahının artırılarak, sosyal ve bölgesel dengesizliklerin ortadan kaldırılmasını amaç edinmiştir. Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin maliye politikaları ile vergi sistemlerinin özellikle dolaylı vergiler açısından uyumu konusunda önemli gelişmeler sağlanmıştır. Dolaylı ve dolaysız vergilerle ilgili yapılan ve vergi uyumlaştırılması alanında sağlanan ilk başarılı sonuç ÖTV’nin vergi sistemine kazandırılmasıdır. Elbette ki Birlik kurumlar vergisinde yakınlaştırmayı hedeflese de dolaylı vergilerin uyumlaştırılması daha kolay ve etkin olabilmiştir. Özel Tüketim Vergileri mükellef sayısı az, idaresi kolay ve yüksek oranlı vergiler olduğundan Avrupa Birliği üye ülkeleri için uyumlaştırılması oldukça büyük önem taşımaktadır. Birlik düzenlemeleri Tek Pazar aşamasına girildiğinde farklı vergi oranlarının ve farklı yöntemlerin ticarette bir sapmaya neden olmasını engellemek ve bu farklılıkları gidermek amacıyla yapılan uyumlaştırma çalışmaları, üye ülkelerin değişik tüketim alışkanlıkları, toplumsal koşullar ve geleneklerin etkisi, toplam vergi gelirlerinde ÖTV’nin payının değişikliği ve vergi sisteminin üye ülkelerde farklılık göstermesi nedeniyle beklendiği ölçüde hızla gelişememiştir. Kurumlar vergisi ve ÖTV karşılaştırması yapıldığında ÖTV’nin uyumlaştırma süreci ve kolaylığı bakımından çok daha etkili bir uyumlaştırmaya gidilmişitir.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.