Chavez Döneminde Venezuela

0 29

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, Chavez’in ölümünün ardından şu açıklamayı yapmıştır: “Chavez, zorluklara karşı mücadele etmeye karar veren, ezilen Venezuela halkının sözcüsüydü.”

Venezuela’nın devlet başkanlığı koltuğuna 1999’da oturan ve 2013 yılına kadar bu koltukta kalan Chavez, bu dönem içerisinde dünyanın dikkatini hem siyasi fikirleriyle hem de ekonomik anlamda önemli işleriyle üzerine çekmiştir.

Venezuela, 1998’de Hugo Chavez’in devlet başkanlığına seçilmesine dek isminden sıkça söz edilen bir ülke değildi. Chavez’den önce  ABD’nin en sadık müttefiklerinden birisi olan Venezuela, Birleşmiş Milletlerde (BM) ve Amerika Devletleri Teşkilatı’nda her daim ABD çizgisinde oy vermiştir. Bu dönemde Venezuela deyince akla gelen üç şey, geniş petrol kaynakları, beyzbol oyuncuları ve dünya güzellik kraliçeleri olmuştur.

Bölgeye bakıldığında ise, Venezuela Chavez öncesi dönemde ABD’nin model olarak sunduğu bir ülke olmuştur. Bunun nedeni, 1958 yılından Chavez’in başını çektiği başarısız 1992 darbe girişimine kadar bölgedeki diğer ülkelerin aksine, darbelerin olmadığı ve kesintisiz olarak hükümetlerin seçimlerle işbaşına geldiği bir ülke olmasıdır.  Kuzeydeki “büyük birader”, “Amerikan müttefiki” ve “demokratik”  sıfatlarını taşıması vesilesiyle Venezuela’yı bölgede “istisnai ve model ülke’’ olarak kabul etmiş ve sunmuştur. Venezuela’nın “beyaz” ekonomik ve siyasi elitleri de ülkeyi güneyde kabul etmemiş ve kendilerini her daim “kuzeyli” olarak görmüşlerdir.

Chavez’in 1992’de ki darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlanmış bununla birlikte Yarbay Chavez’i tutuklayan güçlerin onun bir kaç dakikalığına da olsa televizyonda bir açıklama yapmasına izin vermeleri, o ana kadar kimsenin tanımadığı bu subayın ülkede kahraman olmasına yol açmıştır. Birkaç dakikalık o iki cümle ise son derece sadeydi: “Sorumluluğu üstüme alıyorum. Amaçlarımıza ulaşamadık, şimdilik…” 1994 yılında yeni seçilen devlet başkanı tarafından affedilerek serbest bırakılan Chavez’e halkın gösterdiği yoğun ilgi üzerine Chavez ve arkadaşlarının siyasi parti olarak örgütlenip 1998 seçimlerinde Chavez’in başkan adayı olarak seçime katılmasına karar vermeleri Venezuela tarihinde yeni bir sayfa açmıştır.

14 yıllık iktidarı boyunca, özellikle de 1999 Anayasası’nın kabulünün ardından Chavez, gerek ülke içindeki muhalifleri gerekse Batı basını tarafından  otokrat, diktatör veya despot olmakla suçlanmış ve zaman zaman Saddam Hüseyin’e, çoğu zaman da Stalin’e benzetilmiştir. Oysa Chavez kadar sıklıkla icraatını halkoyuna sunan lider belki de hiç görülmemiştir. 14 yıllık iktidarı boyunca Chavez  referandumlar da dâhil olmak üzere 15 defa halkoyuna gitmiş ve 14’ünü kazanmıştır. Bunların içinde Chavez dönemi için geçerli olmak üzere Chavez’in  kaybettiği tek halkoylaması, devlet başkanlığı süre limitinin kaldırılmasının oylandığı 2009 referandumu olmuştur.

Chavez iktidara geldiğinde “ölüm halinde”  olarak nitelediği eski anayasanın yerine yeni bir anayasa hazırlanması amacıyla, içinde yerlilerin de temsil edildiği bir kurucu meclis kurulması talebiyle Nisan 1999’da bir referanduma gitmiştir. Bu referandumda seçmenlerin yüzde 88’inin evet demesi sonucunda, seçimle belirlenen kurucu meclis tarafından  hazırlanan yeni anayasa  Aralık 1999’daki oylamada yüzde 72 oranında kabul görmüştür. Yeni Anayasa özellikle toplumun marjinalleştirilmiş kesimleri için önemli yenilikler getirmiştir. Bu bağlamda yeni anayasa, özellikle nüfusun yüzde 3’ünü oluşturan yerli halklar konusunda radikal değişiklikler getirmiştir. Ülkenin çok etnisiteli, çok kültürlü ve çok-dilli özelliğini tanıyan Anayasa’da yerli halkların hakları konusu ayrı bir bölümde ele alınmıştır. Yerlilerin yerel ve ulusal düzeyde siyasi katılıma dâhil edilmesi amaçlanmış ve varlıklarının güvenceye alınması konusunda eğitim, kültürel ve ekonomik haklar da düzenlenmeye çalışılmıştır. Yeni Anayasa ile yerlilerin yanı sıra kadınlara da ilave güvenceler sağlamış, buna ek olarak kamu eğitiminden yararlanma, konut edinme, sağlık hizmetlerinden yararlanma ve beslenme haklarını net ifadelerle tesis etmiştir. 1998 yılında nüfusun yüzde 21’inin yetersiz beslenmeden mustarip olduğu ülkede, bu oran yüzde 5’e inmiş. Gıda tekellerinin pahalı ürünleri karşısında, üretimi ucuz gıdaların satıldığı MERCAL isimli süpermarket zinciri oluşturulmuştur. Son 6 yılda da 19 bin 840 evsiz sokakta yaşamaktan kurtarılmıştır.

Chavez döneminde sosyal adalet, sosyal refah, yoksullukla mücadele ve eğitimin yaygınlaştırılması amaçlı programlar olan Bolivarcı Misyonları uygulamaya konulmuştur. Sosyal harcamalar son on yılda yüzde 61 oranında artmış ve 772 milyar doları bulmuştur. 1998’de yüzde 49 olan yoksulluk oranı 2011’de yüzde 27’e inmiştir. Aşırı yoksulluk oranı ise, yüzde 27’den (5,5 milyon kişi)  yüzde 7,3’e (2,5 milyon kişi) düşmüştür. Ayrıca daha önce bölgede gelir dağılımının en adaletsiz olduğu ülkelerin başında gelen Venezuela, bugün gelirin en adil dağıtıldığı (0.389 gini katsayısı, bölgede en düşük) ülke konumuna gelmiştir. Son on yıl içinde, ülkenin sermaye sahiplerinin yatırım yapmamasına  rağmen işsizlik oranı 11,3’den yüzde 7,7’ye düşmüştür. Misyon adı verilen sosyal programlardan 20 milyon Venezuela vatandaşı yararlanmıştır. Sosyal harcamalarda muazzam artışa rağmen kamu borçlarında düşüş yaşanmıştır. Petrol fiyatlarının hızla arttığı bir döneme denk geldiği için özellikle Chavez muhalifleri yeterli görmese de,  son 10 yılın ortalama büyüme hızı yüzde 4,3 civarında olmuştur. Ayrıca özellikle yoksul bölgelerde binlerce yeni sağlık kliniği inşa edilmiş ve ülke halkının büyük bir kısmı hayatlarında ilk defa sağlık hizmetlerine erişme imkânı kazanmıştır. Sadece Barrio Adentro isimli ücretsiz birinci ve ikinci basamak sağlık hizmeti verilmesini içeren programla ülkeye gelen 8 bin 300 Kübalı doktor, 7 bin klinik kurmuş, bu kliniklerde 1.4 milyon insanın hayatı kurtarılmıştır.  Bu dönemde eğitim harcamaları da büyük artış kaydetmiştir. Kurslar vasıtasıyla herkesi okur-yazar yapma çabalarının yanı sıra eğitimi her seviyede yaygınlaştırmak amacıyla binlerce okul inşa edilmiş ya da mevcut okullar bakımdan geçirilmiştir. Ülke, kayıtlı üniversite öğrencisi sıralamasında oransal olarak Latin Amerika’da ikinci, dünyada beşinci sıraya yükselmiştir. Okuma-yazma sorunu UNESCO verilerine göre tamamen ortadan kalkmıştır.

Chavez’in siyasi ideolojisini ve dış politika anlayışını, Latin Amerika’nın ulusal kahramanı Simon Bolivar ve Venezuellalı Marksist tarihçi Federico Brito Figueroa’nın fikirlerinin şekillendirdiği söylenebilir. Ayrıca Chavez’in fikir dünyasını etkileyenler arasında Ezilenlerin Pedagojisi, Özgürlük Pedagojisi ve Umudun Pedagojisi gibi eserleri ile bilinen Brezilyalı Paulo Freire ve Latin Amerika Katolik Kilisesi’nin içinden çıkan Özgürlük İlahiyatı vardır. Marksist fikirlerden etkilenen ve Fidel Castro hayranı olan Hugo Chavez için Hıristiyanlık tiksinilen bir şey değil, özgürlükçü bir okumadan geçirilerek sahip olunan dünya görüşünün bir unsuru haline getirilmiş temel bir kaynaktır. Chavez radikal sol düşünceyi benimsemiştir Chavez’in benimsediği radikal sol düşünce, Venezuela bağlamında ele alındığında, uluslararası sosyalist düşünce ile Latin Amerika’da uzun bir geçmişi olan devrimci milliyetçiliğin harmanlanması olarak karşımıza çıkmaktadır.

Chavez, ülkesinde tüm az gelişmiş ülkelerinde kapitalizm ve sömürgeciliğin bir sonucu olarak gördüğü yoksulluk, fırsat eşitsizlikleri, barınma sorunları, eğitim eksikliği gibi sorunların yeni bir sosyalist anlayışla giderilebileceğini öngörmektedir. Bu yeni sosyalizm anlayışının önemli bir kısmını da ruhunu Latin Amerika’da Simon Bolivar’dan alan ve küresel bağımlılık ilişkilerinin dışında kalmayı başarabilen tam bağımsız devletlerden oluşan bir Latin Amerika ulusalcılığı oluşturmaktadır.

Chavez’in yoksullar arasında müthiş bir cazibesi var olduğu söylenmektedir. Latin Amerika’nın Bolivya, Haiti gibi ülkelerinde sağlık programlarını desteklemiş, birçok Orta Amerika ülkesine petrol yardımı yapmıştır. Kıta çapında birçok politik ve ekonomik birliği ve Ortadoğu’da da İsrail’e karşı Filistin’i desteklediği için çok popüler olmuştur. İran’ın barışçıl nükleer programını geliştirmeye hakkı olduğunu düşünmüş, yaptırımlara karşı çıkmıştır. Güneyden Güneye (Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında) doğru ticari ilişkilerin artırılmasını da aynı zamanda savunmuştur. Birçok Avrupa ve Asya ülkesinin 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra dönemin ABD Başkanı George W. Bush’un ‘terörle savaş politikalarına’ destek verdiğini, Chavez’in daha ilk andan itibaren bunu eleştirdiğini ve ABD’yle arasındaki asıl kopuşun da o zaman başladığı görülmüştür. Bu yüzden Chavez dış politikasında bağımsız ve anti-Amerikan politikalar da uygulamıştır.

Chavez’in 5 Mart 2013 tarihinde Caracas’ta vefat ettiği duyurulmuştur. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, Chavez’in ölümünün ardından şu açıklamayı yapmıştır: “Chavez, zorluklara karşı mücadele etmeye karar veren, ezilen Venezuela halkının sözcüsüydü.” Ezilen yoksulların Chavez’in ölüme yas tutması için diğer kesimlere göre daha fazla sebebi vardır. Onun döneminde yoksulların hayatlarını değiştirmeye yönelik pek çok proje ülke genelinde uygulamaya geçirilmiştir. Bu girişimler planlama aşaması atlanarak bir anda uygulamaya konulduğu için ve uygulanan yöntemler nedeniyle eleştirilmiştir; fakat bu projeler sayesinde sağlık ve eğitim gibi temel ihtiyaçlar ülkenin tamamında erişilebilir hale gelmiştir.

Cansel KARASU