Çarşamba, Temmuz 17, 2024
spot_imgspot_img

Top 5 This Week

spot_img

Related Posts

ÇİN’İN BALKANLAR’DA UYGULADIĞI BORÇ DİPLOMASİSİ

Özet

Çin Halk Cumhuriyeti aktif dış politikasının hem ekonomik hem siyasi açıdan önemli bir ayağı olan “borç diplomasisi”, Kuşak Yol Girişimi güzergahında olan ve ekonomik açıdan fazla ilerleyememiş, ödeyemeyecekleri kredilerle borçlandırma yoluyla kendisine bağımlı kıldığı ülkelerde uyguladığı, uluslararası sistemde “süper güç” olma yolunda adımlarını sağlamlaştırmasına fayda sağlayan ve oldukça eleştirilen bir politika biçimidir. Çin bu diplomasi biçimini AB’ye giden yolda köprü görevi gören Balkanlar’da da uygulamaktadır. Bu araştırmada Çin’in Balkanlar’daki borç diplomasisi niteliğindeki faaliyetleri incelenecektir.

Anahtar Kelimeler: Çin Halk Cumhuriyeti, Kuşak Yol Girişimi, Borç Diplomasisi, Balkanlar.

Abstract

The “debt diplomacy”, which is an important both economically and politically important pillar of the active foreign policy of the People’s Republic of China, takes its steps towards becoming a “super power” in the international system, which it implements in countries that are on the route of the Belt Road Initiative and that have not progressed much economically and that it has made dependent on it by borrowing with loans that they cannot pay. It is a form of policy that helps to consolidate and is highly criticized. China also applies this form of diplomacy in the Balkans, which acts as a bridge on the road to the EU. In this research, China’s debt diplomacy activities in the Balkans will be examined.

Keywords: People’s Republic of China, Belt and Road Initiative, Debt Diplomacy, Balkans.

 

Giriş

“Borç diplomasisi” ya da daha doğru bir tabir ile “borç tuzağı diplomasisi” kavramı, son yıllarda özellikle iktisadi olarak büyük bir atakta bulunan Çin Halk Cumhuriyeti’nin az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde uyguladığı siyasi ve kültürel yanları da ağır basan ekonomik temelli politikasıdır ve son yıllarda Çin’in en önemli dış politika araçlarından biri olmuştur. Bu kavram Çin ile özdeşleşmiş olsa da daha çok Çin’i eleştirmek adına kullanılmaktadır ve Çin politika yapıcıları bundan bahsederken “dış yardım” söylemini tercih etmektedirler. Bunun nedeni de kuşkusuz ki “borç tuzağı diplomasisi”nin adının da ele verdiği

 

ölçüde bir tuzak oluşudur. Borç diplomasisi daha çok Afrika odaklı olsa da Asya’da da yaygınlaştırılmış ve yine Balkanlar bölgesinde de uygulanmaktadır.

Balkanlar, özellikle jeopolitik konumu nedeniyle büyük güçler tarafından uluslararası siyasette hiçbir zaman göz ardı edilemeyecek bölgelerden biridir. Kendi iç dinamikleri nedeniyle oldukça şiddetli dönemlerden geçen bu coğrafya günümüzde de kırılgan yapısını korumaktadır. Bu çatışma ortamından dolayı ekonomik yeterliliğe hala ulaşamamış olan Balkan ülkelerinde finansman açığı önemli bir problemdir. Bölgede özellikle üyelik perspektifinden söz hakkına sahip olan AB dışında, Rusya ve Türkiye de önemli aktörlerdendir. Çin ise Kuşak Yol Girişimi çerçevesinde bölgedeki bu aktörler arasına önemli ölçüde dahil olmuştur. Balkan coğrafyası, Kuşak Yol Girişimi’nin AB’ye giden yolunu temsil etmektedir ve bu bölgenin ekonomik açıklarının olması Çin’in “borç tuzağı” için biçilmiş kaftan niteliğindedir.

1.Çin’in Yükselişi ve Borç Tuzağı Diplomasisi

     O zamana kadar uzaktan izlediği dünya siyasetinde I. Dünya Savaşı sonucunda İngiltere’nin yerini alarak hegemonyasını arttıran Amerika Birleşik Devletleri, özellikle Soğuk Savaş’tan sonra başat güç haline gelmiş ve her ne kadar Körfez Savaşı gibi mali yükü fazla olan harekatlar sonucunda ekonomisi zayıflasa da askeri, iktisadi ve kültürel olarak dünya üzerinde kendisiyle yarışacak bir devlet kalmamıştır. İşte tam da bu noktada, bir Doğu Asya ülkesi olan ve 1970’lerden itibaren büyük bir yükselişe geçen Çin Halk Cumhuriyeti, bugünlerde ABD’nin bu hegemonyasına büyük bir rakip olarak ortaya çıkmaktadır. Şu an dünya ekonomisinde ABD’den sonraki en büyük ikinci ekonomi olan Çin’in, eğer ekonomik büyümesindeki istikrarı devam ettirebilir ise bu konumunu uzun yıllar koruyacağı ve hatta belki de birinciliğe yükseleceği öngörülmektedir.

Çin son on yıllarda büyük gelişmeler kat etmiştir ve bundan birkaç yıl sonra dünyayı şekillerinden güçler arasında belki de ABD’yi geçebilecek kapasitede ve istekte olduğunu bugün kanıtlamıştır. Özellikle “ucuz mal üretip ucuz mal satmak” vizyonuna dayalı başarılı ekonomik yapısının yanında, temelde eski İpek Yolu ticaretini tekrar canlandırma amacı taşıyan 2013’te ortaya attığı “Bir Kuşak Bir Yol Projesi (OBOR)”, geliştirdiği uçak gemileri, denizaltıları,  açık denizlerde askeri varlığını güçlendirmek adına ortaya koyduğu “Mavi Deniz Donanması” ve kapasitelerini arttırdığı balistik ve Cruise füzeleri ile güçlendirdiği askeri varlığı, Batı’ya karşı siber casusluk faaliyetleri ile uzay çalışmaları Çin’in birçok açıdan Batı ile yarıştığını gözler önüne sermektedir. Son yıllarda sergilediği sürekli ekonomik büyüme ve gelişmeler, uluslararası arenada hala başat güç konumunda olan ABD’yi ileriki yıllarda geçebileceği algısını kuvvetlendirmiştir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta Çin’in bakmak zorunda olduğu devasa nüfusudur. Çin’in iktisadi büyümesinin devamını sağlaması için kaynaklarını iyi yönetmesi ve nüfusuna yetebilmesi gerekir. Bu açıdan baş etmesi gereken en büyük sorunlardan biri halk arasındaki sınıf farklılığı ve artan yolsuzluklardır. Ayrıca su kıtlığından dolayı önemli düzeyde tarımsal üretim gerilemeye ve çevresel sorunlar da artmaya başlamıştır.[1] Buradan hareketle, Çin’in dünya gücü haline gelebilmesi için öncelikle kendi iç dinamiklerini dengede tutması gerekmektedir.

Tarih boyunca, İpek ve Baharat Yolları gibi dünya ticaret merkezlerinin başladığı coğrafya olan Çin, bu yolların Coğrafi Keşifler ve Sanayi Devrimi ile birlikte önemini kaybetmesiyle ekonomik olarak hüsrana uğramıştır. Fakat onun kendini dışarıya kapatışı 1949 yılında Mao Zedong yönetimindeki Komünist Partinin liderliği ele geçirmesidir. Mao’nun yönetiminde Çin 1970’lere kadar içe kapanık bir ülke olmuş ve iktisadi kayıplar artmıştır. Serbest piyasa ekonomisine geçişi ise 1976 yılında Mao’nun vefatından sonra iktidara geçen Deng Xiaoping ile gerçekleşmiştir. Bu dönemden itibaren askeri güce yatırılan harcamalar kısılmaya ve değeri anlaşılan ekonomik güce yatırımlar arttırılmış, dış ticaretin önemi artmış ve Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası ve Asya Kalkınma Bankası’na üye olunmuştur. Çin’in bu yıllarda başlayan ekonomik büyümesi hala devam etmekle birlikte bu büyüme askeri ve kültürel alanlara da yayılmaktadır. Çin’in bu ivmeli yükselişi kimileri tarafından ekonomik faydalar sağladığı için olumlu karşılanırken kimileri de bu ekonomik büyümenin yeni hammadde ve pazar ihtiyacını doğuracağını ve Çin’in uluslararası siyasette saldırgan ve emperyalist bir politika izleyeceği yönünde eleştirileri maruz kalmıştır.[2] Çin’in bu ekonomik ataklarının temel ayağını ise “Bir Kuşak Bir Yol” veya “Kuşak Yol” projesi ve bununla özdeşleşen “borç tuzağı diplomasisi” ya da kendi söylemleriyle “dış yatırım”  politikası oluşturmaktadır. Bu iki politika, Çin’in yeni-sömürgeci yönünü kanıtlar nitelikler içermektedir.

“Bir Kuşak Bir Yol (One Belt One Road-OBOR)” projesi temel olarak eski İpek Yolu’nu canlandırma amacıyla oluşturulmuş ve Başkan Xi Jinping tarafından 2013 yılında resmen açıklanmıştır. Proje, Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında koridorlar oluşturarak bu bölgeleri kara ve denizden birbirine bağlamayı içermekte ve 2049 yılında tamamlanması hedeflenmektedir. OBOR, 2013’te dile getirilen “Kara İpek Yolu- İpek Yolu Ekonomik Kuşağı (Belt)” ve 2020’de dile getirilen “Deniz İpek Yolu (Road)” olmak üzere iki koldan oluşmakta ve kara yolları, demir yolları, petrol ve doğalgaz gibi enerji hatlarını içermektedir. 2020 itibarıyla bu projeye 138 ülke ve kuruluş ortak olmuştur. Çin, bu proje kapsamında özellikle az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde altyapı harcamaları gibi çeşitli yatırımlar yapmakta ve bu ülkelere krediler ile destek vermektedir. Fakat bu gibi ülkelerin verilen kredileri artan faizleri ile geri ödemesi günden güne zorlaşmaktadır. İşte bu yatırımlar bu gibi ülkelerin Çin’e bağımlılığını arttırmakla birlikte, Çin’e de bu bölgelerde siyasi bir söz hakkı ve baskı imkanı doğurmaktadır.[3] İşte “borç tuzağı diplomasisi (debt-trap diplomacy)” de tam olarak Çin’in az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerden ekonomik olarak alacaklı konuma gelmesi ve bu alacağın siyasi alacağa evrilmesidir. Bu tuzağa maruz kalan ülkeler, borçları karşısında topraklarındaki stratejik öneme sahip liman ve medya gibi ulaşım ve iletişim alanlarına Çin’i uzun yıllar ortak etmek zorunda kalmaktadır. Bu açıdan borç diplomasisi, OBOR projesinin belki de en önemli aracı haline gelmiştir ve kimilerince iktisadi getirileri fazla olsa da Çin’in yeni-sömürgeci bir politikayla uluslararası sistemde başat güç olma yolunda ilerlediği savını kuvvetlendirmektedir. Bu politikanın genel odak noktası yoksul ama stratejik önemi fazla olan ülkelerin bulunduğu Afrika ve Asya olsa da, Avrupa’ya çıkış yolu olan ve hem deniz hem kara yolu olarak jeopolitik önem arz eden Balkan ülkeleri de bu politikadan nasiplerini almışlardır.

2.Borç Tuzağı Diplomasisinin Balkanlar Durağı

     Soğuk Savaş sonrasında ideolojik kutuplaşmanın son bulmasıyla Balkan ülkelerinde de çöküş yaşanmış; bu çöküş kanlı çatışmalara neden olmuştur. Bu çatışmaların 2000’lerin başına kadar devam etmesiyle bölge, ekonomik ve siyasi olarak parçalanmış; bölge ülkelerinin birbirlerine olan saldırgan politikaları ekonomik işbirliğine de uzun yıllar engel olmuştur. 21. yüzyıla gelindiğinde, çeşitli anlaşma ve uluslararası kararlar ile nispeten bir durgunluk sağlansa da bölge ülkeleri arasındaki ilişki hala oldukça kırılgandır.

Balkanlar coğrafyası, Batı ile Doğu arasında bir köprü görevi görmekte; Avrupa’ya açılan kapı niteliği taşımaktadır. Bu açıdan büyük güçlerin gözden çıkaramayacağı bir bölgedir. Bu güçlerden biri olan Çin, Kuşak Yol Projesi bağlamında bölgeye yaklaşmaya başlamıştır; çünkü İpek Yolu’nun bu yeni versiyonunda Balkan coğrafyası önemli bir koridoru teşkil etmektedir. Balkan ülkeleri hala daha tam olarak toparlanamamış ve ekonomik yatırıma ve desteğe ihtiyaç duymaktadır. Avrupa Birliği(AB)’ne üyelik perspektifinden bu açık bölge ülkeleri tarafından kapatılmaya çalışılsa da AB’nin demokrasi, insan hakları, çevresel düzenlemeler gibi üyelik şartlarına verilen karşılığın yetersiz kalması ve aday müzakerelerinin yavaş ilerlemesi nedeniyle halen yeterli değildir. İşte tam da bu noktada boşluğu Çin doldurmaya başlamıştır. Çin ekonomik yatırımlarının yanında bölgede medya ve kültür yatırımlarına ağırlık vermekte; bu yönden de yumuşak gücünü kullanmaktadır. Çin bu faaliyetleriyle Balkanlar üzerinden kara ve deniz yoluyla AB pazarına açılmayı hedeflemektedir. Bu açıdan Çin, Balkan ülkeleri arasındaki çetrefilli meselelere uzak kalarak daha çok ekonomik ve kültürel düzeyde etkin konuma gelmeye devam etmektedir. Bölgeye özellikle altyapı ve ulaşım alanlarında yatırımlar yaparak –daha çok krediler vererek- varlığını sağlamlaştırmaya çalışmaktadır. Tam olarak bu noktada Çin’in “dış yardım” olarak belirttiği “borç tuzağı diplomasisi” bu coğrafya da uygulanmış olmaktadır. Zira Balkan ülkeleri de Çin’in OBOR girişimi adına verdiği borçları ödeyecek ekonomik yetkinliğe sahip değillerdir.

Çin, OBOR projesi çerçevesinde Avrupa ülkeleri ile gerçekleştirdiği “17+1 İşbirliği Girişimi” sayesinde bu ülkelerle altyapı, ulaşım, lojistik, ticaret sahalarında işbirliğini garantilemiştir. Balkan ülkelerinden Sırbistan’da yapılan telekomünikasyon, ulaşım, enerji ve altyapı yatırımları özellikle göze batmaktadır. Huawei Technologies şirketi, Sırbistan’ın telefon idaresini revize etmek amacıyla 5G’nin kurulumu, Belgrad-Budapeşte tren yolunun yenilenmesi önemli yatırımlar arasında yer almaktadır. Ayrıca Sırbistan’ın Çin’den insansız silahlı hava aracı alacağı da gündeme gelmiştir.[4] Uzun yıllardır ekonomik sıkıntılar yaşayan Yunanistan da Çin’in özellikle deniz yolu imkanlarını kullanabilmek açısından yatırım yaptığı önemli ülkelerden biridir. Bu amaçla da Yunanistan Pire Limanı’nın %67’sini Çin lojistik şirketi COSCO’ya devretmiştir; ayrıca yine bu limanın modernizasyonu için de 350 milyon euroluk bir ödenek sağlanacağı belirtilmiştir.[5] Yunanistan’ın bu hamlesiyle birlikte limanın yarısından fazlası Çin’in inisiyatifine geçmiş ve Çin’e Ege Denizi’nde de hakimiyet imkanı vermiştir. Yine Çin’in bölgede yaptığı dikkat çeken yatırımlardan biri Karadağ’daki otoyol yapımıdır. Montenegro ve Sırbistan arasında bir otoyol inşasını içeren bu proje aslında yüksek maliyeti dolayısıyla tepki çekmiş, 2014 yılında Karadağ bu proje için Çin’in Exim Bank’ından 8 Milyar TL kredi almıştır. Fakat bu miktar Karadağ’ın ekonomisinin çok çok üzerinde bir rakamdır ve nitekim 2021’e gelindiğinde Karadağ bunu ödeyememiştir. Hatta bu borcuna karşılık AB’den ödenek talebinde bulunmuş fakat reddedilmiştir. Bu nedenle Çin bir ülkeyi daha borç tuzağına çekmiş görünmektedir ve giderek kendisine karşı eleştiriler artmaktadır.[6] Kritik tartışma konularından bir tanesi de Hırvatistan’da inşaatı geçtiğimiz ay tamamlanan Peljesac Köprüsü’dür. Ödeneğini asıl olarak AB’nin sağladığı bu köprünün inşaatını China Road and Bridge Corporation’a (CRBC) gerçekleştirmiştir. Bu proje Bosna-Hersek’in denizle bağlantısını kestiği için oldukça tartışılmıştır. Çünkü bu köprü Hırvatistan’ın Adriyatik Denizi’ndeki rolünü arttırmıştır.[7] Ele alınan tüm bu projeler ve yapılan diğer yatırımlar, Çin’in Kuşak Yol Girişimi’ne hizmet etmektedir veya edecektir. Bu projelerin bölge ülkelerine getirisi şu an belki fazladır; fakat Çin’in Balkanlar’da böyle kritik noktalarda yaptığı yatırımlar Balkan ülkelerini Çin’e bağımlı hale getirebilir; hatta bölge ülkelerinin çoğunun adaylık müzakerelerinin devam ettiği AB ile ters düşmesine de neden olabilir.

Bunlar dışında Çin’in bölgedeki medya yatırımları da dikkat çekmektedir. Çin bu yatırımlarla bölgedeki varlığını ekonomi ile kısıtlamak yerine kültürel yapısıyla da pekiştirmek niyetindedir. Öncelikle Çin, kültürünü Balkan ülkelerine yaymak amacıyla Bosna-Hersek, Arnavutluk, Sırbistan, Kuzey Makedonya, Hırvatistan gibi ülkelerde Konfüçyüs Enstitüleri ve edebiyat, fotoğrafçılık, konserler, mutfak sanatları ve sergileri içeren çeşitli kültür merkezleri açmaktadır. Bunun yanı sıra bu devletlerde özel ve kamu medya kuruluşlarıyla çeşitli anlaşmalar yaparak Çin ile ilgili haberlere daha çok ve daha olumlu bir şekilde yer verilmesini; Çin dilini, gelenek ve göreneklerini sergileyen çeşitli film ve belgesel gösterimlerine yerel kanallarda yayınlanmasını sağlamıştır. Ayrıca Çin, Kuşak ve Yol Haber Ağı’nı oluşturarak bölgede yerel medya ile ilişkilerini güçlendirmekte ve onlara içerik sağlamaktadır. Bunlara ek olarak eğitim alanında da başarılı ataklarda bulunmaktadır. Çinli öğrenci ve akademisyenler Balkan üniversitelerine hem eğitim almak ve vermek hem de buradaki eğitimcilerle ortak araştırmalar yapmak üzere gelmektedirler.[8] Çin gerçekleştirdiği medya ve kültürel yatırımlarla yumuşak güç araçlarını etkin bir şekilde kullanarak bölgede bir kamuoyu da oluşturmakta ve Çin kültürünün cazibesini arttırmaktadır. Bu kültürel yatırımlar ve medya yatırımları, onun bölgedeki siyasi ve ekonomik gücünü arttırıcı etkiler yaratmaktadır.

Sonuç

     Balkanlar’ın finansman ihtiyacı, Çin’in Kuşak Yol Girişimi ile birleşince ileride ortaya çıkabilecek bir tehdit gün yüzüne çıkmaktadır: Çin’e bağımlılık. Çin’in nüfuzu dünyanın birçok yerinde ve uluslararası siyasette arttığı gibi Balkanlar’da da artmaktadır. Üstelik Çin’in bu nüfuzu sadece ticari ve ekonomik alanda kalmayıp çeşitli kamu diplomasisi ve yumuşak güç araçlarıyla kültürel alana da yayılmaktadır. Çin’in “yardım” adı altında yaptığı dış yatırımlar ekonomik olarak darda ve gelişmemiş olan ülkeleri daha da zor duruma düşürmekte ve bu ülkeler bir borç batağına saplanarak topraklarında Çin’e dolaylı yoldan siyasi bir baskı imkanı vermektedir. Bunun en güzel örneği Sri Lanka’nın Çin’e borcunu ödeyemeyerek Hambantota Limanı’nı 99 yıl süre ile Çin’e kiralamasıdır. Bunun bir benzeri de Balkan coğrafyasında, Karadağ’da gerçekleşmiştir. Sonuçta, borç tuzağı diplomasisi ile tuzağa düşen ülkelerin sayısı tedirgin edici bir ölçüde her geçen gün artmaktadır. Böylece Çin bölgede siyasi, ekonomik, kültürel söz hakkına sahip olacak ve AB pazarına geçişi daha da kolaylaşacaktır.

Elif Hande Paçaoğlu

Kaynakça

 

Çuhadar, Mustafa, “Çin’in Balkanlar’da Ne İşi Var?”, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, 02 Haziran 2021 https://21yyte.org/tr/merkezler/bolgesel-arastirma-merkezleri/asya-pasifik-arastirmalari-merkezi/cin-in-balkanlar-da-ne-i-si-var

Deutsche Welle Türkçe, “Pire Limanı Çinlilere Satıldı”, 08.04.2016 https://www.dw.com/tr/pire-liman%C4%B1-%C3%A7inlilere-sat%C4%B1ld%C4%B1/a-19173959

Hamza Karçiç, “Bosna-Hersek’in Denize Erişimi Kısıtlanıyor”, Anadolu Ajansı, 17.03.2021 https://www.aa.com.tr/tr/analiz/bosna-hersekin-denize-erisimi-kisitlaniyor/2178844

Independent Türkçe, “Borçlandığı Çin’e Para Ödeyemeyen Karadağ’a Avrupa Da Sırt Çevirdi”,19.04.2021https://www.indyturk.com/node/347366/d%C3%BCnya/bor%C3%A7land%C4%B1%C4%9F%C4%B1-%C3%A7ine-para-%C3%B6deyemeyen-karada%C4%9Fa-avrupa-da-s%C4%B1rt-%C3%A7evirdi

Shopov, Vladimir “Decade Of Patience: How China Became A Power İn The Western Balkans”, European Council On Foreign Relations/371, February 2021.

Viotti, Paul R.; Kauppi, Mark V., Uluslararası İlişkiler ve Dünya Siyaseti, 5. Baskı, Nobel Yayıncılık, Ankara 2014.

Vural, Çağla; Aydın, Hasan, “Dolar Diplomasisi Ve Borç Tuzağı Diplomasisi: ABD Ve Çin Örneklerinin Karşılaştırılması”, Uluslararası Politik Araştırmalar Dergisi, Aralık 2019, Cilt 5, Sayı 3, s.174-194.

 

Yılmaz, Serdar, “Bir Kuşak Bir Yol Projesinin İktisadi Kapasitesi ve Çin Tarafından Uygulanan Borç Diplomasisi”, Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı:4, Ekim 2020, s.631-647.

[1] Paul R. Viotti-Mark V. Kauppi, Uluslararası İlişkiler ve Dünya Siyaseti, 5. Baskı, Nobel Yayıncılık, Ankara 2014, s.89-91.

[2] Çağla Vural-Hasan Aydın, “Dolar Diplomasisi Ve Borç Tuzağı Diplomasisi: ABD Ve Çin Örneklerinin Karşılaştırılması”, Uluslararası Politik Araştırmalar Dergisi, Aralık 2019, Cilt 5, Sayı 3, s.182-183.

[3] Serdar Yılmaz, “Bir Kuşak Bir Yol Projesinin İktisadi Kapasitesi ve Çin Tarafından Uygulanan Borç Diplomasisi”, Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı:4, Ekim 2020, s.633-634.

[4] Mustafa Çuhadar, “Çin’in Balkanlar’da Ne İşi Var?”, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, 02 Haziran 2021 https://21yyte.org/tr/merkezler/bolgesel-arastirma-merkezleri/asya-pasifik-arastirmalari-merkezi/cin-in-balkanlar-da-ne-i-si-var  (Erişim Tarihi: 17.08.2021)

[5] Deutsche Welle Türkçe, “Pire Limanı Çinlilere Satıldı”, 08.04.2016 https://www.dw.com/tr/pire-liman%C4%B1-%C3%A7inlilere-sat%C4%B1ld%C4%B1/a-19173959  (Erişim Tarihi: 17.08.2021)

[6] Independent Türkçe, “Borçlandığı Çin’e Para Ödeyemeyen Karadağ’a Avrupa Da Sırt Çevirdi”, 19.04.2021 https://www.indyturk.com/node/347366/d%C3%BCnya/bor%C3%A7land%C4%B1%C4%9F%C4%B1-%C3%A7ine-para-%C3%B6deyemeyen-karada%C4%9Fa-avrupa-da-s%C4%B1rt-%C3%A7evirdi (Erişim Tarihi: 17.08.2021)

[7] Hamza Karçiç, “Bosna-Hersek’in Denize Erişimi Kısıtlanıyor”, Anadolu Ajansı, 17.03.2021 https://www.aa.com.tr/tr/analiz/bosna-hersekin-denize-erisimi-kisitlaniyor/2178844  (Erişim Tarihi: 18.08.2021)

[8] Vladimir Shopov, “Decade Of Patience: How China Became A Power İn The Western Balkans”, European Council On Foreign Relations/371, February 2021, s.4-9.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popular Articles