COVID-19 Sonrası Uluslararası Sistem: Küreselleşmenin Sonu Mu?

5 min


    2019 yılının son aylarından itibaren dünya büyük bir dönüşüm geçirmektedir. Çin’in Hubei eyaletinin yönetim merkezi ve en büyük şehri olan Wuhan’da ortaya çıkan yeni tip koronavirüs (COVID-19) sonucu yaklaşık 8 milyon kişi enfekte olurken, 3,5 miyondan fazla kişi iyileşmiş, 430 binin üzerinde kişi ise hayatını kaybetmiştir. Çin’den doğan ve tüm dünyaya yayılan virüs, sağlık sistemi başta olmak üzere ülkelerin ekonomik ve sosyal alt yapılarının yanı sıra uluslararası sistemi de derinden etkilemiştir. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Çin, Rusya, Fransa, İtalya, ve İran gibi farklı coğrafyalardaki ülkeler salgının en etkili olduğu bölgeler olarak öne çıkmıştır. Bu ülkelerde hükümetlerin salgına karşı al(ama)dıkları önlemler yoğun şekilde gündeme gelmektedir. Ulus devlet sistemi içerisinde hükümetlerin virüse karşı vatandaşlarını korumaya yönelik refleksleri tartışılırken uluslararası örgütlerin salgına karşı konumları da sorgulanmaktadır. 

     Salgının devletleri “insan” odaklı bir siyasi dönüşüme iteceği konusundaki iddialar uluslararası alandaki işbirliği fırsatlarını çeşitlendirmekte ve yaygınlaştırmaktadır. Bu noktada bölgesel ve uluslararası örgütlerin varlığı ve işlevi dikkate değer bir konumda bulunmaktadır. Ancak gerek bölgesel gerekse de uluslararası örgütlerin salgına gösterdikleri reaksiyon oldukça zayıf kalmıştır. Öyle ki salgının başladığı tarihten bu yana çeşitli eleştirilere rağmen Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) dışında salgının önlenmesi ve yayılımının durdurulması adına somut adım atan herhangi bir örgüt bulunmamaktadır. Birleşmiş Milletler, özellikle Güvenlik Konseyi’nde salgından en çok etkilenen ülkeleri barındırmasına rağmen etkin bir rol üstlenememiştir. Burada Çin, gerek salgının ilk döneminde edindiği tecrübeler gerekse de dış politika bağlamındaki hedefleri doğrultusunda pek çok Avrupa ülkesine sağlık ekipleri göndermiş ve COVID-19 ile mücadele kapsamında çeşitli çalışmalar yapmıştır. Son olarak ABD Başkanı Donald Trump’ın DSÖ’ye yönelik eleştirilerinin arttığı ve örgüte yönelik maddi desteği sonlandırabileceklerini ifade ettiği bir dönemde Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Çunying, örgütün COVID-19 ile mücadelesine destek olmak amacıyla Çin’in DSÖ’ye 30 milyon dolar bağış yapacağını açıkladı. Söz konusu sürecin sonunda ise Donald Trump 29 Mayıs tarihinde ABD'nin DSÖ ile ilişkisini sonlandırdığını açıkladı.

      Tüm bu gelişmelere ek olarak bazı Avrupa ülkelerinin Rusya ve Çin gibi Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) içerisindeki en önemli tehdit algılamaları olan ülkelerin desteklerini kabul ettikleri görülmüştür. Bu bağlamda Rus ve Çinli doktorlar Avrupa ülkelerinde ortak çalışmalar yaparken Rus askerlerinin NATO toprakları olan İtalya sınırları içerisindeki varlığı uluslararası medyada oldukça dikkat çekmiştir. Sovyet tehdidi temeli üzerine inşa edilen NATO’nun sınırlarındaki Rus askeri varlığı salgının uluslararası sistem üzerinde yarattığı etkiyi görmek bakımından dikkat çekici bir ayrıntı olmuştur. Burada sorgulamaya değer diğer bir nokta ise hükümetlerin bağlı oldukları ittifaklar sistemine aykırı veya bu ittifak sistemlerinden bağımsız olarak karar verebilme kapasiteleridir. Öte yandan uluslararası alanda sorgulanan bir diğer nokta ise etkileri süper güç ABD ile yükselen ekonomisi ile dikkat çeken Çin’in bu süreçten nasıl etkilendikleridir.

      Her iki ülke de dünya politikasındaki konumları itibariyle dikkati çekerken salgının iki ülke özelinde dünya siyasetine etkileri üzerine tartışmalar devam etmektedir. Burada Çin’in salgının kaynak ülkesi olmasının ardından Amerikan yönetimi vaka sayılarını açıklama noktasında Çin’i şeffaf olmamakla suçlamış, Çin ise her seferinde bu iddiaları reddetmiştir. İki ülke arasında vaka sayıları üzerinden başlayan gerilim yukarıda da ifade edildiği üzere DSÖ’ye yönelik yaklaşımlarında daha da derin bir noktaya evrilmiştir.

     Donald Trump COVID-19’u “Chinese virüs” olarak tanımlarken Çin yönetimi ise ABD’nin Wuhan’daki varlığını ortaya koymuş ve virüsün yayılmasında ABD’nin parmağı olduğu iddialarını gündeme taşımıştır. Tüm bunlar olurken başta İtalya ve İspanya olmak üzere çok sayıda Avrupa Birliği üyesi ülkeler sınırları içerisindeki sağlık sorununa odaklanmış ve dış dünya ile ilişkilerini en alt düzeye indirmiştir. AB sınırları içerisindeki dayanışma ise ancak salgının hızının azalmasının ardından gündeme gelmiş, İtalya’nın 36, İspanya’nın ise 25 milyar olmak üzere birlik ülkelerine toplamda 540 milyar avroluk kredi yardımı yapılması konusunda anlaşma sağlanmıştır. Nisan ayındaki bu tutara ek olarak mayıs ayı içerisinde de toplamda 750 milyar avroyu bulan yeni bir destek paketi için görüşmeler başlamıştır. Söz konusu yeni ekonomik kurtarma fonunun 500 milyar avroluk kısmı hibe, 250 milyar avroluk kısmı ise kredilerden oluşacak. Fon, salgından en fazla etkilenen AB ülkelerinden İtalya'ya 81,8 milyar avroluk hibe ve 90,9 milyar avroluk kredi, İspanya'ya 77,3 milyar avro hibe, 63,1 milyar avro kredi ve Fransa'ya 38,7 milyar avro hibe sağlayacak.

      Joseph Nye Jr. The Economist’teki “No, the Coronavirus Will Not Change the Global Order” makalesinde ABD’nin dünya sistemindeki etkinliğinin Çin ile kıyaslanamayacağını ve liderliği bırakmayacağını iddia ediyor. Elbette 21. Yüzyıl içerisindeki iki kriz olan 11 Eylül Saldırıları ve 2008 Ekonomik Krizi ABD’nin hegemonyasını sarsmadı. Çin’in salgın öncesindeki yükseliş trendinin uzun bir süredir durağan seyretmesi ve salgının gelecekteki etkileri de ABD’nin hegemonyasının Çin tarafından yakın zamanda ortadan kaldırılamayacağını ortaya koymaktadır. Zira askeri ve ekonomik anlamda Çin bu hegemonik güç ile mücadele etme kapasitesine sahip değildir.[1]

   Dünya, karşılaştığı COVID-19 salgını ile birlikte ABD, Çin ve DSÖ üçgeni içerisindeki tartışma ve gelişmeleri izlerken ulus devletlerin yükselişini de test etmiştir. Uluslararası örgütlerin kriz karşısında yetersiz kaldığı ve çözüm üretme konusunda inisiyatif alamadığı net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda hükümetlerin kendi vatandaşlarını korumak adına sınırlarının güvenliğini sağlamak noktasında daha sıkı tedbirler almak başta olmak üzere birtakım yeni düzenlemelere gitmeleri kuvvetle muhtemeldir. 

      Oral Sander’in ifadesi ile 1930’lu yıllarda kitle iletişim araçlarının yayılması ile birlikte başlayan küreselleşme sürecinin salgın sonrası nasıl bir döneme evrileceğini ise zaman gösterecek. 1648 yılında imzalanan Vestfalya Barış Antlaşması ile ortaya çıkan ulus devletler daha da katı bir forma mı dönüşecek? Yoksa küreselleşme kısa bir aranın ardında mesafeli bir şekilde devam mı edecek?

[1]JOSEPH S. NYE JR., https://foreignpolicy.com/2020/04/16/coronavirus-pandemic-china-united-states-power-competition/


Like it? Share with your friends!

What's Your Reaction?

confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
hate hate
0
hate
lol lol
0
lol
love love
0
love
omg omg
0
omg
win win
1
win
Furkan Terzi

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir Biçim Seçin
Yazı
Yazı veya Makale yollayın
Bilgi Yarışması
Bilgiyi kontrol etmeyi amaçlayan doğru ve yanlış cevapları olan bir dizi soru hazırlayın
Kişilik Testi
Kişilik hakkında bir şeyler ortaya çıkarmayı amaçlayan bir dizi soru hazırlayın
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama hazırlayın
Liste
Klasik Listeleyici
Geri Sayım
Geri Sayım Oluştur
Açılır Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi gönderime oy verin
Sıralama Listesi
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı oy verin
Meme
Upload your own images to make custom memes