Çözüm Sürecinin Çözümsüzlüğü

0 72

Kürt sorunu, içinde güçlü bir etnik milliyetçilik damarıyla Türkiye’nin her zaman gündeminde oldu. Ancak hiçbir zaman yeterince tartışılamadı. Kürtler tam anlamıyla 1514 Çaldıran savaşıyla siyasi arenaya çıktı. 16 . yüzyılda İdris-i Bitlisi’nin Yavuz Sultan Selim’e ‘’Macaristan seferinden vazgeç İran’a sefer yap, sefer zamanında biz Kürtler de senin yanında yer alırız. Kazanırsak da Kürt topraklarında yaşayan bir topluluk olarak bizler Osmanlılara tabi oluruz’’ dedi. Yani Türk-Kürt ilişkisi Öcalan’ın çözüm sürecinde İmralı’da ‘’30 yıldır süren savaş sona erecek’’ demesi değil asırlardır süren bir birlikteliktir. Çanakkale’de Yemen ve Hicaz’da omuz omuza verilen bu mücadele bugün el-Bab’ta, Afrin ve artık Kandil’de de verilmektedir. Peki bu mücadele Kimedir? Kimle mücadele edilmektedir? Bu durum bir öteki etkisi yaratır; Kürtler ve diğerleri… Böylece düşüncelerin şu yönde olması beklenir: Arkadaşım Kürtse Dağda ki kim? Kürtlerde aynı düşünceye sahiptir eminim.
Kürt demenin yasak olduğu bir noktadan bugün Kürtlerin bir kimlik haline geldiğini görüyoruz. Bu PKK’nın silah siyasetiyle olmadı. PKK silah zoruyla bu ülkeden zırnık bile koparamazdı. Masum, sadık Kürt halkı ve Türk halkının barış içinde bir arada yaşama anlayışıyla oldu. Bu birlikteliği 100 yıllık birliktelik ve 30 yıllık savaş olarak değerlendirenler yüzünden bilinçli ve istekli bir şekilde Kürt sorunu meydana getirildi. PKK kendini meşru göstermek ve Kürt halkının silahlı savunucusu olduğunu kanıtlamak amacıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile her türlü pazarlık yapmak için masaya oturdu. Hükümet ise artık gözyaşı dökülmemesi isteği ile bu sürece taraf olarak hazırlandı.
Silah ve şiddetin neden olduğu çatışma ortamı kaldırılarak diyaloğa, siyasete, huzur ve barışa zemin hazırlamak amaçlandı. -Devlet ve Kürt cephesi adı altında İmralı, Kandil görüşmelerine başlandı. Demirtaş ‘’Kürtlerin barışa hazır olduğunu’’ söyledi. Sanki hunharca dönen kanlı bir savaş varmış gibi, zaten İki halkın iç içe yaşadığını unutarak. Burada anlaşıldı asıl öteki dediklerimiz. Kanlı bir örgüte sırtını dayayıp silah siyaseti yapanların barış çağrısında bulunmaları toplum için hiç inandırıcı değildi.
Bir açıklamada hükümetten geldi bu sırada Başbakan Erdoğan ‘’Terörü bitirmek için ne gerekiyorsa yaparım. Terörün bitmesi için zehir içeceksin deseler içerim. Yeter ki terör bitsin’’ diyerek PKK’nın silah bırakma konusundaki görüşünü ve kararlılığını gösterdi. Hükümet süreç hakkında olumlu politikalarla yaklaştıkça İmralı daha doyumsuz, egoist, uzlaşma dışı hareketlere büründü. Onlarca görüşme, toplantı ve analiz yapıldı. Öcalan’ın konuşmaları bildirildi, Mektubunda: ‘‘İslami demokratik kardeşlik’’ ifadelerini kullanarak silahlı güçlerin sınır dışına çıkması çağrısında bulundu. Dindar söylemlerin halkı yanılttığı bir dönemde Kürt milliyetçiliği adı altında yola çıkan bu örgütün dine bağlılığı düşündürücüydü.
Çözüm sürecinde bahsedilen barış Türk-Kürt barışı değildi. Bu iki halk zaten iç içeyken neden ateşkes yapılmalıdır? Bu barış gerçek Kürt ve Kürtlük edebiyatı yapmaya çalışan bu örgütlerin barışı olacaktı. Artık sınır ötesi ve İmralı arasında görüşmeler ve haberler gelmeye başladı. Murat Karayılan ‘‘Öcalan’ın kararı bizim kararımızdır. KCK, PKK ve HPG 21 Marttan itibaren silahsızlanacak’’. Bu açıklama ve bu dönem artık bilinen ancak kanıtlanmamış gerçekleri göstermeye başlamıştı. Biraz çıkmaza girilse örgüt çekilmeyi durduruyor adeta tehdit savurmaya başlıyordu.
28 Ekim 2013 tarihinde HDP’nin kurulmasıyla dönem sessiz bir hal almaya başladı. İmralı çalışmalarına süratle devam ediyor, Hükümet ise ılıman bir şekilde açıklamalarda bulunuyordu. Sessizlik Demirtaş’ın özerklik söylemleri ile bozulmaya başladı. 18 Nisan 2014’te BDP-HDP birleşerek yapısını değiştirdi. Tavırları onlar için büyük başarılar elde etmek yönünde oldu fakat oldukça aç ve doymuyorlardı. Hükümetin politikası seçim dönemi zaman kazanmak gibi görüldü, karşı tarafta anlamıştı ve açıklamalar geldi. Öcalan: ‘’süreci çeşitli sıkıntı, engelleme ve dayatmalara rağmen sürdürüyoruz’’ dedi. Gerçekten süreçte tıkanma ve pazarlıkların seviyesi yükselmişti. 15 Eylül’de Diyarbakır’da açılan Kürtçe eğitim kurumları mevzuata uygun olmadığı gerekçesi ile kapatıldı. Bu gelişmeler sokak eylemlerine ve çatışmalara yol açtı. Her seferinde tıkanma ile birlikte doğan bir polemik yaşanıyordu. Hükümet ise bu konuda medyada olumlu açıklamalar yaparak topluma moral verme çabasındaydı. Başbakan Davutoğlu: ‘’Ortadoğu’daki tek barış hikayesinin çözüm süreci’’ olduğunu açıkladı.
Işid saldırılarından kaçan Rojavalılara sınır açıldı. Çatışmaların yoğunlaşması ile birlikte artan göç sonucu Türkiye Cumhuriyeti 180 bin civarı Rojavalıya ev sahipliği yaptı. Öcalan yaptığı açıklama ile sadece Rojavalılar değil tüm Kürt halkını direnişe çağırdı. Aynı zamanda olası bir Kobani saldırısında Türkiye’nin tarafsız kalması durumunda ateşkesi sonlandıracağını söyledi. Yine bir tehdit vardı, sanki düşmüş yalvarıyor konumdaymışız gibi. Bu sırada hükümette çıkmaza girdiğini anlayarak bir yandan önlem alıyor bir yandan da süreci uzatıyordu .İlk adım olarak İç Güvenlik Tezkeresini açıkladı. HDP şiddetle karşı çıkarak ‘’Türkiye’nin hegemonya alanını büyütmek amacıyla hazırladığını belirterek tezkereye ‘’hayır’’ oyu vereceklerini açıkladı. MHP ve AKP ‘’evet’’ oyu kullanırken CHP ve HDP ‘’red’’ oyu verdi. HDP ve KCK Kobani için direniş çağrısı yaptı. Başlayan eylemlerde 40 vatandaş hayatını kaybetti ve 2000 kamu binası kullanılmaz hale geldi. Bu olaylar 6-7 Ekim olayları olarak hafızalara kazındı.
Alman Devlet televizyonundan açıklama yapan KCK yürütme konseyi Eş başkanı Cemil Bayık Kobani gösterilerinde Kürtlere müdahalesi halinde silahlanacak ve savaşacaklarını bildirdi. Artık sürecin ayrımı gerçek manada başlamıştı. Lice’de sokakta yürüyen sivil 3 askerin şehadet haberi çözüm sürecini baltalayan ilk olay olarak tarihe geçti. Üst üste gelen bu haberler sonrası önlemler alınmaya başlandı ve ortam gerildi. Üçüncü ülkeler ortam yumuşatmaya ve sürecin devamına yönelik çağrılarda bulundu. Demirtaş artık yardım bekliyordu CHP’ ye çağrıda bulundu. İmralı’da yapılacak görüşmelere kayıtsız kalmamaları gerektiğini ve ‘’İç Güvenlik Paketini engellemeye çalışacağız’’ dedi. Polise ‘’vur’’ emri verilmemesi gerektiğini söyleyerek sokağa çıkın ifadelerini kullandı. Cemil Bayık, basında yer verilen 15 Mart’a kadar silah bırakılacağına dair iddialar ile ilgili ‘’Silah bırakacağımız hiçbir koşul yoktur. Hangi sorun çözüldü ki silah bırakalım.’’ dedi.
HDP kandilin İç Güvenlik Paketinden rahatsız olduğunu öğrendiğinde hükümete İç Güvenlik Paketinin müzakerelere ciddi anlamda zarar verebileceğini düşünüyordu. Hükümette artık sonlara yaklaşıldığını anlayarak Çözüm sürecinin kritik aşamada olduğunu gördü. Çözüm sürecinden bahsetmek yetmez gerekli adımlar atılmalıydı. Artık İmralı-Kandil-KCK birbirlerinin çağrılarına uymuyor adeta yan çiziyorlardı. HDP ve Kandil arasında zikzaklar oluştuğu bariz görülüyordu. Örgüt silah bırakmadan siyaset yapmaya devam etme isteğindeydi ve bu kadar zaman zarfında dostluk söylemleriyle insanları kandırdılar. Zaman kazanıp güç elde ettiler, dağ kadrosu şehirlere yerleşti ve iç kaos için provokasyonlara başladılar.
11 Temmuz 2015’te KCK ‘’ özgürlük hareketlerinin istismar edildiğini söyleyerek Ateşkesin Bittiğini duyurdu. Örgüt ülke içi eylemlere başladı. Erzurum’un İnceçayır ilçesinde PKK’nın Jandarma kuvvetlerine saldırması sonucu çıkan çatışmada yoldan geçen sivil bir minibüs PKK’lılar tarafından tarandı 1 kişi hayatını kaybetti ve 2 kişide yaralandı. Hükümetin ‘’O zamandan bu yana sabırla silahlı grupların Türkiye’yi terk etmesini bekledik…İradeyi tehdit edecek oluşumlara asla prim vermeyiz’’ demesiyle bedel ödeneceğini belirtmesi sonucu artık süreç bitti.
Demirtaş’sa artık kendini içe çekerek olaylarda soyutlanmak gibi bir düşüncesi ile ‘’PKK ile aramızda organik bir ilişki bulunmamaktadır’’ dedi. Sürecin başında sırtını dayarken artık konjonktürlerin değiştiğini anlamış ve kuyruğu sıkışınca haberi yokmuş gibi bir hale bürünmüştür. Örgütün Suruç saldırısı sonucu bir kez daha canımız yandı ve artık dönülmez yolda karar verildi. Türkiye Cumhuriyeti Kuzey Irak’a operasyonlar başlatarak F-16 uçakları ile Zap, Metina ve Avaşin’deki kampları bombaladı. Operasyon sonrası HDP uzlaşı çağrısında bulundu ve yaptığı açıklamada ‘’Konuşarak ve müzakere edilerek çözülemeyecek hiçbir sorun olmadığını söyledi’’. İyi niyeti su ihtimal etmiş ve artık korkmaya başlamıştı.
KCK, ABD’nin arabuluculuğu istemiyle yine insanları şaşırtmadı. 6 Eylül Dağlıca’da PKK saldırısı sonucu 16 şehit verildi ve Türkiye artık dönüm noktasına erişti 7 Eylül’de Başbakan Davutoğlu’ndan gelen ‘’ Dağlar terörden temizlenecek’’ açıklamasıyla çözüm süreci sonuca ulaşamadan bitmiştir.
Çözüm Sürecinde başarısızlığın anahtar sebebi Kürt milliyetçilerinin bir karar verememesi ve PKK’nın silahlı varlığının Güneydoğu’da yönetimin savunma gücü olmadığını fark edememesidir. Bu noktada örgütün isim duyurduğu ve meşru olduğunu kanıtlama düşüncesiyle hareket etmesi sürecin olumsuzluğu sonucunu doğurmuştur. Yasadışı ayrılıkçı silah örgütü olarak tanımlanan PKK’nın Kürtler adına barış istemesi yanlış bir düşüncedir. Silahlı kuvvetlere, sivil ve koruculara saldırılar düzenleyen ve kaostan beslenen bir terör örgütünün barış istemesi tam olarak toplumsal bir ironidir.