Demokratik Barış Teorisi’nin Argümanlarına Yönelik Eleştiriler

0 106

Ortak kimliğe yapılan vurgu doğrultusunda güvenliğe ilişkin sorunların çözülebileceğini ileri süren Demokratik Barış Teorisi’nin (Democratic Peace Theory) öngördüğü biçimiyle demokrasiler barışa garanti oluşturabilir mi? Uluslararası alanda demokrasinin yaygınlaşması, barış ve güvenlik açısından pozitif etkiler doğurabilir; ancak salt demokrasi, savaşları önlemek ve barışı sağlamak açısından yeterli değil.

Kara kutu modeli doğrultusunda dış politikanın iç politikadan bağımsız olduğu argümanını savunan Realistler, Liberallerin böyle bir ayrımın yapılamayacağı görüşünden hareketle eleştirilmektedirler. Bu bağlamda Demokratik Barış Teorisi’ni Liberal görüşün devletlerin sahip olduğu siyasal rejime yaptıkları vurguyla, yine aynı minvalde devletlerin iç politikalarının dış politikaları üzerinde etkide bulunduğunu kanıtlama çabasının bir sonucu olarak görmek mümkün. Nitekim bu teoriye için devletin yönetim biçimi onun savaşa eğilimli olup olmadığını belirleyen bir niteliktir. Buna göre demokrasiyle yönetilen bir devletin diğer bir demokrasiyle yönetilen devletle savaşmadığı ve gelecekte de savaşmayacağı varsayımlarından hareket edilir.

Ele alınan teorinin demokrasilerin kendi arasındaki barışı açıklama konusunda güçlü yanları bulunmasına karşın bu teoriye yönelik eleştirilerin de aynı derecede güçlü argümanlar içerdiği görülmektedir. Böyle bir nitelik hem teorinin tartışmalı argümanlarından hem de demokrasilerin birbirleriyle savaşma temayüllerinin somut göstergelerinin bulunmasından kaynaklandığı söylenebilir. İçeriği itibariyle dünyadaki bütün ülkeler demokrasi olsaydı savaşlara daha az rastlanacağı yönündeki önerme, demokrasilerin otoriteler devletlerle savaşmalarına karşılık kendileri gibi demokrasilerle savaştığının somut örneklerinin bulunmaması noktasından hareket ettiği görülür. Bunu da 1815 yılından itibaren başlayan bir şekilde demokrasiler arasında savaşların rastlanmadığı ampirik verilere başvurarak dile getirirler. Bu kapsamda Demokratik Barış Teorisi’nin işaret ettiği esas demokratik yönetim, karakteristik olarak liberal demokrasilerdir. Ancak devletleri kolaylıkla demokratik olan ve olmayan devletler şeklinde bir ayrıma tabi tutmanın mümkün olması ve demokrasinin birçok tanımının olması, teoriye yönelik eleştirileri de beraberinde getirmektedir.

Demokratik Barış Teorisi’ne getirilen eleştiriler yanında teorinin diğer bir takım sorunları bulunmaktadır. Öncelikle bilindiği üzere Demokratik Barış Teorisi kendine Kant’ı referans alır; ancak Kant’ın öne sürdüklerinden daha sınırlı ve dar bir çerçeve içerisinde önermeye dayanarak varsayımlar üretir. Bunun yanında Demokratik Barış Teorisi’nin 1000 kişinin hayatını kaybettiği mücadeleleri ancak savaş olarak tanımlar. Savaşları insan kayıplarına göre belirlemenin kavramsal açıklamalar açısından faydaları olabilir ancak böyle bir tanımlamanın birtakım sorunları vardır. Örneğin iki devlet arasında gerçekleşen ve 999 kişinin öldüğü bir olayı savaş olarak nitelendirmemek doğru olmayacaktır. Bunlarla birlikte esas sorun teorinin varsayımlarında bulunmaktadır. Bu kapsamda Demokratik Barış Teorisi’nin öne sürdüğü demokrasilerin birbirleriyle savaşmayacağı argümanının, neden-sonuç açıklamaları açısından nasıl bir yerde durduğuna bakabiliriz. Buradan iki sonuç çıkartıldığı bilinmektedir. İlki demokrasi varsa barış vardır; ikincisi bunun tersi mahiyetinde barış varsa demokrasi vardır. Görüldüğü üzere bu çıkarımda hem demokrasiyi hem de barışı birbirlerinin yerine neden olarak koymak mümkün. Dolasıyla bir neden sonuç ilişkisinden ziyade ikisiyle ilintili bir bağıntıdan/korelasyonun ortaya çıktığını görürüz.

Öte yandan, demokratik hükümetler açısından ölüm ve seçmen sayısı arasındaki ilişki nedeniyle savaş başlatma veya savaşa ilişkin birtakım riskler göze almanın daha güç olduğuna şüphe yoktur. Liberallerin öngördüğü biçimiyle demokrasi rejimine sahip olunduğunda ülkedeki insanların savaşa girme konusundan potansiyel bir engelleyici oldukları söylenir. Yani demokratik rejimlerde insanlar savaşa karşı oy kullanıp karar vericiler üzerinde etkide bulunabilir. Ancak bu durum her zaman böyle bir değildir. Çünkü bir ülkenin demokratik bir yönetimle idare edilmesi bu ülke içerisindeki halkın her zaman savaşa karşı oy kullanacağı anlamı taşımayacağı gibi, bizzat sözü edilen halk, savaş için dahi oy kullanabilir.
Bununla birlikte Liberal düşüncede bir ülkenin barışçıl olması kimi zaman sahip olunan ekonomik refahla ilgilidir. Ticareti oldukça önemseyen ve müreffeh bir ekonomik zenginlik içerisinde yaşayan toplumların diğer demokrasilere karşı savaşı meşru görmeleri oldukça zor. Şüphesiz böyle bir niteliğe sahip demokrasiyle yönetilen bir toplum, ulusal çıkarını da buna göre belirler. Böylece sistemin anarşik yapısının etkisi de bir nebze olsun geri planda bırakılabilir. Ancak bu saptamalar, iki dünya savaşında da görüldüğü gibi neden zengin devletlerin savaşa karıştıklarını açıklayamamaktadır.

Neden demokrasiler birbirleriyle savaşmazlar? Gerçekten bir ülkenin sahip olduğu siyasal rejimi, o ülke içerisinde yaşayan insanların ya da o ülkeyi yönetenlerin saldırganlığıyla ilintilendirebilir miyiz? Verilecek yanıtlar tartışmaya açık olsa da bu sorulara Liberal teorisyenlerin verdiği yanıt yeterince açık. Devletlerarasındaki barışın sağlanabilmesini diğer birtakım şartlarla birlikte özellikle devletlerin Liberal demokrasi olmalarına bağlamaktalar. Burada yeni bir soru ortaya çıkmaktadır. Barışın nedeni olarak gösterilen demokrasi mi salt olarak bu devletlerarasındaki barışı sağlamakta? Bir an için demokrasiyle yönetilmeyen/demokratik olmayan iki ülkeyi düşünelim. Demokrasi olmamalarına rağmen bu iki ülke arasında savaş görülmüyor. Bu durumda bir ülkenin siyasal rejimini demokrasi dışında bir rejim olarak düşündüğümüzde de savaşları engelleyecek başka birtakım nedenler bulmak mümkün olabilir. Bu şekilde demokratik olamayan ülkelerin kendi aralarında savaşmamaları, demokrasi dışında paylaşılan ortak değerlerin, kültürün, kimliğin, inanışın ya da herhangi bir nedenin de sonucu olamaz mı? Sadece demokrasi mi devletleri rasyonel olarak savaşlardan alıkoymaktadır? Bunun yerine başka bir ideoloji ya da rejim koymak mümkün değil mi?

Esasında bu noktada Demokratik Barış Teorisi’nin yönlendirmesiyle demokrasiyle yönetilen bazı devletlerin kendilerine benzeyen diğer devletler için uluslararası ilişkilerde çeşitli normlara bağlı, daha barışçıl ve savaşa başvurma konusunda bazı kısıtlamaları kabul eden nitelikte davrandıklarını yönünde düşündüklerini söyleyebiliriz. Böyle bir algılamanın devletleri çatışmaktan alıkoyabileceği ve çatışma dışında farklı alternatifler arayacağına itebileceğini düşünülebilir. Bunun örneklerini gösterebilmek mümkün. Ancak böyle bir algının liderler tarafından başka şekilde yorumlanması da mümkündür. Demokrasilerin nispeten daha barışçıl davranacağı, savaş karşısında savaşla bir karşılık vermeyeceği fikri, liderleri dilediği gibi hareket etmeye ve sırf böyle bir algılama nedeniyle bunu bir zafiyet olarak görüp bir liderin diğerlerini dilediği dozda sıkıştırabilmesi sonucuna da yol açabilir. Nitekim seçimle iktidara gelen Adolf Hitler’in İkinci Dünya Savaşı öncesindeki davranışları açısından böyle bir algılamayla hareket ettiğini düşünebiliriz. Bunun dışında barışı sağlamak adına ABD örneğinde olduğu gibi Liberal demokrasilerin savaşı bir siyaset aracı gibi kullanarak militarist yöntemlere başvurduğu da görülmektedir. Böyle bir durumda gerekçe kalıcı barış adına demokratik olmayan devletlerin demokrasiye geçiş süreçlerini sağlama olurken bunun için savaşı göze alma ya da meşru kılma çabaları söz konusu olabilmektedir. Bu anlamda anti-demokratik yönetimlerin varlığı, ABD’nin çeşitli bölgelerdeki siyasetinin ve askeri müdahalelerinin meşrulaştırma aracı haline dönüşebilmektedir. Bu durumda esasen Demokratik Barış Teorisinin demokrasilerin daha barışçı olacağı argümanını sarsmakta hatta böyle bir yönlendirme demokrasilerin, demokrasi olmayanları bir nevi “hizaya” getirmek ve onların demokrasiye geçişlerine imkân vermek açısından barışa değil savaşa neden olabilmektedir.

Kaynak

Kenan ŞAHİN
Kırıkkale Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler Bölümü