Perşembe, Temmuz 18, 2024
spot_imgspot_img

Top 5 This Week

spot_img

Related Posts

Diplomat Eskiten Dosya: İsrail-Filistin Savaşı

Modern çağın en uzun süreli devam eden çatışmalardan birisi olan İsrail ve Filistin anlaşmazlığı bölgeyi kaosa sürüklediği gibi birçok çözüm önerisinde her iki tarafı memnun etmemektedir.

1948 yılında İsraillin kuruluşuyla beraber bölge de Arap – İsrail çatışmaları süregelmektedir. 1967’ye kadar Arap- İsrail çatışması olarak kalan sorun 1967’den sonra FKÖ’nün kurulmasıyla birlikte Filistin’in bağımsızlık savaşı haline gelmiştir. Anlaşmazlığın özünde ise Akdeniz sahiliyle Şeria Nehri arasındaki bölgede hak iddiasına dayanmaktadır. İsrail tarafı ise bu çatışmayı tek bir nedene bağlamaktadır; ‘’İsrail’in var olma hakkı.’’

Ortadoğu’nun kronikleşen sorununu daha iyi analiz etmek için İsrail Devleti’nin kuruluş aşamasını incelersek; İsrail devletinin kuruluş aşaması, 1. Dünya savaşına kadar Osmanlı toprağı olan Filistin’de Musevi nüfusu yaklaşık 5.00 kişi iken Osmanlı döneminde nüfus artmaya başlamış ve 16.yy ortalarında 10.000 aşmıştır. Bu dönemde nüfus artışının başlıca sebebi Osmanlı devletinin hoşgörülü yaklaşımıdır. 1914’e gelindiğinde ise Filistin’de ki nüfus 85.000 kişidir. Bundan sonra ise 2.dünya savaşı boyunca Nazi Almanya’sının katliamına uğrayan Yahudiler, İsrail’e göç etmeye başlamışlardır. 1948’e gelindiğinde ise nüfus oranı 600.000’in biraz üzerinde olmuştur. Yahudi devleti kurulması için bu dönemde talepler artmıştır. 1948’de kuruluşu itibariyle Arap- İsrail çatışması başlamıştır.

Çatışmanın tarihi arka planını incelediğimiz zaman; Bağımsız bir Yahudi devletinin kuruluşu fikri 1897 yılında İsviçre’nin Basel kentinde düzenlenen Siyonist kongre ile dünya gündemine gelmiştir. Balfour Deklarasyonuna kadar Yahudi devletinin nereye kurulacağı konusunda tartışmalar mevcuttur. Gelen öneriler arasında Kıbrıs Uganda gibi yerlerde bulunmaktaydı ancak Mısırda bulunan İngiliz yönetiminin yanı sıra dünya Siyonist örgütü tarafından da bu seçenekler kabul görmemiştir. 1917 ünlü Balfour deklarasyonuyla birlikte İngiltere Filistin’de bağımsız bir Yahudi devletinin kurulmasını kabul etmiş. Bu tarihten itibaren kurulacak olan Yahudi devletinin sınırlarının belirlenmesinde Siyonist liderler devlete yarar sağlaması için askeri, tarihi ve ekonomik koşullar dikkate alınmıştır. Böylece devlet askeri açıdan savunulabilir ve hem de ulusun ekonomik ihtiyacı karşılanabilecektir.

İsrail 1948 yılında elde etmeye çalıştığı Gazze ve batı Şeria topraklarını 1967 Haziranındaki altı gün savaşı sonucu Gazze ve batı Şeria topraklarında hâkimiyet kurmuştur. 1967 Haziranındaki savaşta sadece Filistin toprakları üzerinde değil Mısır’dan Sina Yarımadası’nı, Suriye’den Golan Tepelerini alan İsrail topraklarını dört katına çıkarmıştır. Bununla birlikte İsrail – Filistin çatışması Ortadoğu’nun kronik bir sorunu haline gelmiştir.

Tüm çözüm önerilerine kapalı olan İsrail, Diğer ülkelerle olan ilişkilerinde de inişli – çıkışlı bir seyir izlemektedir. İsrail Amerika Birleşik Devleti(ABD) hariç, müttefik ilişkisini uzun süre sürdüren bir ülke değildir. Kısacası İsrail değişen Ortadoğu’nun değişmeyen tek ülkesidir. 1948 yılından itibaren İsrail devletinin bağımsızlık ilanıyla birlikte Filistin için zorlu süreç başlamıştır. Bu zorlu süreçte Filistinliler topraklarını terk etmek zorunda kalmış ve diğer Arap ülkelerine yerleşmişlerdir. 1948’den beri İsrail’e karşı çıkabilmek için Arap devletleri arasında rekabet mevcuttu bu durumda Filistin seyirci konumunda kalmaktaydı. 1964’te Kudüs’te kurulan FKÖ kurulmasının ardından Arap devletlerince hemen tanınmıştır. 1969’da FKÖ’nün başına Yaser Arafatın geçmesiyle bağımsızlık savaşı başlamıştır.

Tarihte diplomat eskiten dosya olarak geçen İsrail – Filistin sorununda tarafların durumları göz önüne alındığında çözümü çözümsüzleştiren sorunlar mevcuttur. Barış sürecini etkileyen bu süreçte temel sorunları incelediğimiz zaman ;

1) Yahudi Yerleşim Birimleri

İsrail işgali sonucu Filistin topraklarında Yahudiler yerleşim yerleri konusunda taviz vermemektedirler. 1991 yılından bu yana hızla katlanarak devam eden Yahudi yerleşimleri için İsrail taviz vermemekte bunun yanı sıra işgal altındaki Filistin topraklarında ki konut projelerinde barış anlaşmasın da yer almasını istemektedir.

Dediğimiz gibi İsrail için Yahudi yerleşimleri güvenlik meselesi olarak görmekte bunun önemli kanıtlarından birisi Batı Şeria’da Filistin kentlerinden Nablus yakındaki Yahudi yerleşimlerinden Itamar’da, 5 kişilik bir yerleşimci ailenin öldürülmesinin ardından, İsrail, Yahudi yerleşimlerinden bazılarında yüzlerce yeni konut yapımını onayladı. Bu gibi nedenler İsrail’in sürekli olarak bir savunma halinde yaşamasına neden olmaktadır. Bu proje sonucu İsrail ve Filistinliler arasındaki barış görüşmeleri çıkmaza girmiştir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Özel Raportörü Richard Falk Yahudi yerleşim yeri inşaatlarının devam etmesinin, İsrail’in Filistin’deki işgalini geri çevrilemez bir noktaya götüreceğini söyledi. Falk ayrıca İsrail’in geçici olarak bulunduğunu varsaydığı Filistin toprakların da ise kalıcı olduğuna dikkat çekmektedir. Falk BM, Amerika birleşik Devletleri, ve İsrail’in Filistinlilerin haklarını yeterince gözetmediğini belirmiştir. Uluslar rası Hukuka göre yasadışı sayılmasına rağmen İsrail kabul etmemektedir. Barış sürecinde çözümsüzlüğü oluşturan nedenlerden birisini İsrail kendi kendine yaratmaktadır.

2) Kudüs’ün Statüsü

Üç büyük dinin buluştuğu yer olan Kudüs dünya tarafından paylaşılamayan en önemli kutsal mekân olan Kudüs Arap – İsrail arasında ki anlaşmazlığın en önemli nedenlerinden birisidir. 1967 yılında Kudüs İsrail yönetiminin kontrolüne geçmiştir. 1947 yılında BM tarafından ayrı bir birim olarak belirlenen Kudüs İsrail için ise kendisinin ebedi başkenti olarak ilan etmesine rağmen BM tarafından bu karar tanınmamaktadır.

İsrail Kudüs’ü ebedi başkenti ilan ederken Filistinliler ise BM 242 sayılı kararına dayanarak Doğu Kudüs’ü Filistin devletinin başkenti olarak savunmaktadır. Her iki kesim içinde Kudüs din ve kimlik meselesi olarak görülmekte ve barış sürecinin önünü tıkamaktadır. Kudüs her iki tarafında çözümü çözümsüzlüğe iten bir neden olarak görülmesine rağmen Filistin ve İsrail bu davadan vazgeçmemektedir. Buradan da çözümün çok kolay olmayacağı anlaşılmaktadır. DIŞİŞLERİ Bakanı Ahmet Davutoğlu, İsrail Başbakanı Bünyamin Netenyahu’nun ‘’Kudüs başkentimizdir’’ açıklamasını eleştirdi. Davutoğlu, ‘Kudüs’ün statüsünün ve karakterinin değiştirilmemesi, sadece İKT’nin benimsediği bir ilke değil BM’nin de ve Türkiye’nin de benimsediği bir ilkedir. Uluslararası toplumun temel prensiplerine mutabık kalması gerektiğini düşünüyoruz.

3) Filistinli Mültecilerin Durumu

1948 yılında İsrail devletinin kurulmasıyla Filistinlilerin büyük bir kısmı mülteci durumuna düşmüştür. Gazze şeridi ,Batı Şeria ve diğer Arap ülkelerine yerleşmek zorunda kalmışlardır. İsrail – Filistin anlaşmazlığının en hassas konularından birisidir. İsrail yapılan barış görüşmelerinde Filistinlilerin geri dönmesini istememektedir. Bu korkunun asıl sebebi ise  7.2’lik İsrail nüfusunun %20’si Araplardan oluşmaktadır. İsrail Yahudi nüfusunun tehlikeye atılmasından çekinmektedir. İsrailin güvenlik endişesidir. Filistinliler ise mültecilerin geri dönmesini istemektedir. Bu durum bile İsrail – Filistin barış sürecini çözümsüzlüğün içine sokmaktadır.

4) Filistin Devletinin Kurulması ve Yetkileri

İsrail ve Filistin anlaşamadığı bir noktada tarafları makul bir çözüme ulaşmamalarıdır. İsrail tarafı iki devletli çözüme sıcak baktığını ifade etmektedir. Ancak İsrail bu noktada da güvenlik açısından gücünün, yapısının İsrail’in güvenliğine tehdit olmayacak şekilde olmasını istemektedir. Bunun yanı sıra Filistin için ise askeri gücünün kısıtlanması hava, deniz ve kara gücünün olmamasını sınır güvenliğinin İsrail tarafından sağlanmasını talep etmektedir. Buradan da anlaşılacağı gibi İsrail’in istediği şartlarda kendisine bağımlı bir devlet profili ortaya çıkarmaktadır. İsrail’deki sağcılar ise tek devlet söylemiyle ortaya çıkmaktadır. İsrailli sağcıların bu önermesiyle Araplara vatandaşlık hakkı verilmesini sağlayacaktır ancak burada ki amaçta Arapların elindeki toprakların alınmasıdır. Böylece büyük bir hedef olan Ürdün ve Akdeniz arasında ki İsrail’i yaratmaktır. İsrailli sağcılar istedikleri devlet modelinde Arapların İsrail’e sadakat içinde kalmasını istemektedir. Bunu sağlamak için vatandaşlık teklifi verilmiştir. Ancak 1948 savaşından sonra mülteci olanların geri dönmesi ve akrabalarıyla görüşmesi hakkından vazgeçmek şartı vardır. Kısacası vatandaşlık hakkı vererek topraklar ilhak edilmesi gerçekleşmiş olacaktır.

5) Filistin Devletinin Sınırları

Oluşturulacak olan Filistin Devleti’nin sınırları aynı zamanda İsrail’in sınırlarını belirleyeceğinden dolayı İsrail- Filistin arasında ki barış görüşmelerinin belirleyecektir. 1979 Camp David’de Mısır ile 1994 yılında Ürdün ile yapılan anlaşmayla sınır konusunu çözen İsrail, Batı Şeria’yı 1967’den beri işgal altında tutmaktadır. BM güvenlik Konseyi’nin 242 sayılı kararına göre İsrail Filistin sınırının 1967 savaşı öncesi olması gerektiğini belirtmiştir. Ancak İsrail Doğu Kudüs’ü ilhak ederek İşgal altında tuttuğu Batı Şeria’ya Yahudi yerleşim birimleri kurarak bir ayrım duvarı inşa etmektedir. Bu noktada sınır konusu tam olarak çözümlenmesi imkansız hale gelmiştir.

6) Su Sorunu

1967 yılında Batı Şeria’yı işgal eden İsrail burada ki su kaynaklarını ele geçirmiş bulunmaktadır. Barış görüşmelerinin kilit noktalarından birisi de suların denetimi ve paylaşımı konusudur. Şeria nehri taşıdığı küçük su miktarına rağmen Uluslararası Politikada oldukça önemli yer tutmaktadır. Filistinliler için şu anda bu kaynaktan su tüketim faaliyeti bulunmamaktadır. Tabi bu durumda barış görüşmelerini engellemektedir.

İsrail ve Filistin çatışmasında barışı kim yapar ?

İsrail – Filistin çatışmasının nedenleri bellidir. Bu nedenler ortadan kalkmadıkça İsrail- Filistin meselesi öyle kolay kolay sonuçlanamaz. Peki Barışın sağlanmasının anahtarı kimin elindedir. İşte bu noktada barışı iki ülkenin sağlayabileceği görülmektedir. Barışın anahtarı İsrail –Amerika’dır. Filistinliler ve Araplar ancak barış görüşmelerine Amerika ve İsrail’in açtığı yoldan yürüyebilirler. İsrail’in en büyük endişesi güvenlik konusudur. Filistin yönetimi İsrail’e ne verebilir? Kendi güvenliğini sağlayamayan Filistin’den İsrail’in güvenliğini beklemek ne kadar doğrudur? Burada bütün külfet İsrail’dedir. İsrail kendi sınırının nerede başlayıp bittiğini dikkate almalıdır. İsrail güvenlik kavramını tanımlamalıdır. ABD’nin ise İsrail’e olan taraflı desteğini çekmesi gerekir ki İsrail – Filistin çatışması son bulsun. Ortadoğu’da ki barış İsrail’in elindedir. Ancak İsrail bugüne kadar kullandığı söylemleri dikkate alınırsa Ortadoğu’da barış değil sadece barış süreci yaşanır. İsrail güvenlik paranoyası bölgeyi güvensizleştirmektedir.

Volkan TÜRKMEN

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popular Articles