DOĞU AKDENİZ’DE ENERJİ KRİZİ

0 346

200’li yılların başından beri Doğu Akdeniz bölgesinde özellikle İsrail petrol ve doğalgaz aramaya başladı. Öncelikle küçük kaynaklar keşfederek ardından 2009 yılında TAMAR sahasında büyük bir doğalgaz rezervi buldu. 2010 yılında yine İsrail açıklarında LEVİATHAN sahasında 620 milyar metreküplük bir rezerv daha buldu. Bu süreçte Kıbrıs açıklarında APHRODITE adı verilen sahada 129 milyar metreküplük bir keşif daha yapıldı. Yine Kıbrıs açıklarında CALYPSO ve GLAUCUS-1 adlı sahalarda da 200 milyar metreküplük keşifler yapıldı. Bu süreçte en büyük kaynaklardan biri de Mısır açıklarında bulundu. ZOHR sahasında 850 milyar metreküplük devasa bir doğalgaz rezervi keşfedildi. Son olarak ABD’li EXXON şirketi 28 Şubat 2019’da Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin (GKRY) sözde münhasır ekonomik bölgesinin 10.Bloğunda orta büyüklükte bir rezerv buldu.

Bu bağlamda asıl sorun Doğu Akdeniz’de şuana kadar bulunmuş değil, henüz bulunmamış ama bulunması kesin gözüyle bakılan kaynaklar üzerinde. Çünkü bahsedilen bölgedeki bilinen potansiyel çok daha büyük. Bunu ise ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi tarafından 2010’da yayınlanan bir raporda net bir şekilde ortaya koymaktadır. Doğu Akdeniz havzası, doğu batı hattında 4 Bin Km, Kuzey güney hattında ise 750 Km’lik bir alan ve rapora göre bu alan devasa bir zenginliğe sahip farklı farklı bölgelerde toplam 15 Trilyon metreküplük doğalgaz rezervi bulunduğu açıklandı. Bunun en iyi ekonomik boyutunu anlatan ise rakamlarla beraber bu miktarın değeridir. Yaklaşık 3 Trilyon Dolardır. Ayrıca raporda 15 Trilyonluk rezervin 3,5 Trilyon metreküpünün Kıbrıs çevresinde olduğu ayrıca bölgede 8 milyar varillik petrol rezervinin de keşfedildiği açıklanmıştır.

Doğu Akdeniz’de bahsedilen rezervin büyüklüğünü anlatan bir diğer örnekte ihtiyacı karşılama seviyesidir. Raporun yayınlandığı tüketim miktarlarını baz alırsak bölgedeki hidrokarbon rezervi Türkiye’nin 570 yıllık, bütün Avrupa’nın ise 30 yıllık ihtiyacını karşılıyor. Tabii ki böylesine devasa rezervlerin ortaya çıkması enerji yönünden bağımlı olan Batılı Ülkelerin iştahını artırmaktadır. Ve bu süreçte Batı Ülkeleri bölgeye gelmeden önce bölgedeki Ülkeleri mümkün olduğunca zayıflattılar veya kendilerini destekleyen kişileri başa götürdüler. Önce raporla aynı yıl başlayan Arap Baharı ile bölgedeki Arap Ülkelerini Doğu Akdeniz’i göremez hale getirdiler. Ardından farklı ülkelerde darbeler ve darbe girişimleri yaşandı. Türkiye’deki 15 Temmuz süreci dışında bütün darbe girişimlerinde de başarıya ulaştılar. Sonra yavaş yavaş bölgeye yerleşmeye başladılar. Diğer ülkeleri sindirseler de Türkiye 15 Temmuz’da yazdığı destanla karşılarında ayakta kalabilen tek bölge devleti oldu. Bu sebeple de şuan Batı için Doğu Akdeniz havzasında tek tehdit ülke Türkiye’dir. Çünkü Türkiye sürecin başından beri geri adım atmadan Mavi Vatan, Deniz Kurdu tatbikatları gibi büyük çapta tatbikatlar yaparak kararlılığını göstermektedir.

Bu bağlamda konunun daha iyi anlaşıla bilmesi için Münhasır Ekonomik Bölge kavramına bakmak lazım. Münhasır Ekonomik Bölge kavramı 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesinin (BMDHS) 5. Kısmında düzenlenmiş olup bu kavrama göre bir ülkenin karasularını başladığı kısımdan itibaren 200 deniz mili mesafede bulunan kaynaklarda hakkı vardır. GKRY de sözde buna dayanarak 13 parselden oluşan münhasır ekonomik bölgesini ilan etti. Esasında buradaki sorun ise GKRY adanın tamamının temsilcisi olmadığı için kendi başına münhasır ekonomik bölge ilan etme yetkisine sahip değildir.

Batılı Devletler ise GKRY’nin ilan etmiş olduğu münhasır ekonomik bölgeyi Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) uluslararası Hukuktan doğan hak ve menfaatlerini yoka sayarak hemen kabul etmişlerdir.

Kısaca bu bölgeden bahsetmek gerekirse GKRY’nin münhasır ekonomik bölgesi 13 parselden oluşuyor. 1-2-3. Parseller kuzeyde, 4-5-6-7-8-9 ve 13. Parseller ortada, 10-11 ve 12. Parseller ise güneyde yer alıyor. GKRY, Türkiye ile baş edemeyeceğini bildiğinden bu parselleri uluslararası şirketlere ihale ederek lisanslandırıyor. Bu sayede Türkiye’nin ses çıkarmasını önlemeye çalışıyor. Örneğin 2-3-9. Parsellerde İtalyan ENI ve Güney Koreli KOGAS şirketlerinin lisansları var. 6.ve 11. Sahalarda Fransız TOTAL ve yine İtalyan ENI, 8.blokta tek başına ENI, 12. Sahada Amerikan NOBLE, İsrailli DELEK ve ANVER şirketleri ile İngiliz BG grubu bulunuyor. 10. Parselde Amerikan EXXON Mobil ve Katar PETROLEUM ortaklığı var. Bu bağlamda bu bölgede bu şirketler için iki büyük sıkıntı var. Birincisi Türk kıta sahanlığı olmakla beraber Türk kıta sahanlığı GKRY’nin sözde münhasır ekonomik bölgesinin 1-4-5-6 ve 7. Parselleriyle çakışıyor. İkincisi ise KKTC’nin kıta sahanlığıdır. KKTC, Rum yönetiminin adımları karşısında kendi hakkı olan bölgelerde Türkiye Petrolleri Anonim ortaklığına arama lisansı verdi. Bu lisans bölgelerde sözde münhasır ekonomik bölgesinin 2-3-8-9-12 ve 13. Parselleriyle çakışıyor. Yani bu bölgede bizim hakkımızı ihlal etmeyen iki parsel vardır. 10 ve 11. Parsellerdir. Bu durum Türkiye ve KKTC’nin uluslararası hukuktan doğan haklarından kaynaklanmaktadır.

Bu yaklaşıma karşın Türkiye Ada’da eşit paylaşımı savunmuştur. Hatta GKRY’ne bölgenin Hidrokarbon rezervleri için bir fon kurulmasını dahi teklif etmesine rağmen GKRY tarafından bu teklif reddedilmiştir. Bu durum karşısında Türkiye Bölgedeki etkinliğini artırma yoluna giderek Barbaros Hayrettin Paşa sismik araştırma gemisi ve Fatih sondaj gemisi ile aramalara başlamıştır. Böylece Türkiye Uluslararası Hukuktan kaynaklanan hakkını savunmak için harekete geçmekten çekinmeyeceğini tüm dünyaya ilan etmiş oldu.

Ayrıca Türkiye, GKRY’nin hukuk dışı sözde münhasır ekonomik bölgesini kabul edip bölgeye gelen ABD, İtalya ve Fransa gibi ülkelere de bölgeyi tanımadığını ve deniz yetki alanlarında üretime izin vermeyeceğini açıkladı. Bu bağlamda Türkiye en büyük hamlesini 28 Şubat 2019’da başlayan Mavi Vatan tatbikatıyla gösterdi. Denizcilik tarihimizin en büyük tatbikatlarından biri ile bize tehdit unsuru olmaya çalışan Batılı Devletlere biz hazırız mesajı en üst perde den verildi.

Şuan Fatih sondaj gemimiz donanma eşliğinde Kıbrıs adasının 60 Km batısında sondaj faaliyetlerine başladı. Yine aynı şekilde Barbaros Hayrettin Paşa gemimiz ise Ada’nın güneyinde Mısır deniz sahasına yakın bölgede çalışmalarını sürdürmektedir. Türkiye sondaja başlayınca AB, ABD, Rusya, Mısır ve Fransa sondaj faaliyetlerini ivedilikle durdurulması için Türkiye’ye çağrıda bulundular. Bu açıklamalara karşın Dışişleri Bakanlığımız Faaliyetlerimiz Türk kıta sahanlığında olduğunu ve aynen devam edeceğini açıklamıştır. Sonuç olarak Ülkemizin geleceği Doğu Akdeniz’de şekilleneceği aşikârdır. Bugün Ülkemiz enerji alanında dışa bağımlı bir ülke iken Doğu Akdeniz’deki Uluslararası hukukun bize tanımış olduğu hak ve yetkiler çerçevesinde yapacağı keşifler ve sondajlar Ülkemizi dünya sıralamasında bir üst lige çıkaracaktır.