Dünyanın Yeni Kutbu; Şanghay İşbirliği Örgütü

0 99

1.4 milyarlık nüfusa sahip Hindistan ile 200 milyon nüfuslu Pakistan’ın üyeliği, ŞİÖ’nün sadece nüfusunu ve coğrafyasını büyütmedi, askeri kapasitesini de arttırdı. Keşmir Sorunu nedeniyle çatışma yaşayan iki ülkenin üyeliği örgüte farklı bir boyut kazandırıyor.
Pakistan ve Hindistan’ın Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) üyeliği 9 Haziran 2017 tarihinde onaylandı. Böylece örgüt 2001 yılında Özbekistan’ın katılımı sonrası ikinci genişlemesini yaşadı.
1996 yılında “Şanghay Beşlisi” olarak bilinen Çin, Rusya ve bağımsızlığını yeni kazanmış Orta Asya ülkelerinden Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından kurulan Şanghay İşbirliği Örgütü’nün, bünyesindeki üye devlet sayısı ve kendisine yüklenen misyonun sınırlılığı dikkate alındığında, ilk dönemlerde bölgesel bir güvenlik örgüt olarak tasarlandığını söyleyebiliriz. [1]
ŞİÖ’yü diğer örgütlerden ayıran en önemli özelliğini, Varşova Paktı gibi içinde bulunduğu uluslararası sistemin hegemon gücü olan ABD, veya genel bir ifadeyle Batı bloğuna karşı bir denge oluşturmak üzere kurulmuş olması olarak ifade edebiliriz.
Kuruluş gerekçesine baktığımızda ise 1993 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Türki Cumhuriyetleri’nin kurulması ile ortaya çıkan sınır sorunları olmak üzere farklı güvenlik endişelerini asgari düzeye çekmek olarak belirlendi. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Rusya’nın etkisi bugünkü gibi şiddetle hissedilse de halklarına yabancı olan ve kendini yönetmek zorunda olan yeni devletler ortaya çıktı. 1995 Tarafsızlık Politikası benimsediğini açıklayan ve bunu BM nezdinde kabul ettiren Türkmenistan bu noktada ayrı bir konumda bulunuyor.

ÖRGÜT İÇİNDEKİ BAŞAT GÜÇLER: ÇİN VE RUSYA

Şanghay İşbirliği Örgütü’nü ele aldığımızda Çin’e ayrı bir başlık açmamız gerekiyor. Zira Çin’in ŞİÖ perspektifini büyük ölçüde Doğu Türkistan konusu belirlemektedir.
Çin yönetimi uzun süredir baskı altında tuttuğu, hatta zulmettiği Uygurların 1993 sonrası kurulan Türk Cumhuriyetleri’nden ilham alarak bağımsızlık çalışması yapacağını iddia ederek bu ülkelerdeki Uygur nüfusunu ŞİÖ aracılığı ile kontrol etmek istemektedir.
Dolayısıyla Pekin yönetimi ŞİÖ’nün en önemli işlevi olarak Orta Asya devletleriyle bir güvenlik paktı içerisinde yer alarak bu ülkelerin zaman içerisinde İslamcı bir kimlik kazanmasına engellemeyi görmektedir.
Bu açıdan bakıldığında Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan yönetimleri Doğu Türkistan’daki Müslümanları desteklemeyecekleri konusunda Çin’e güvence vermiştir. Elbette uluslararası ilişkilerin temel dinamiklerinden biri olan “ekonomi-politik” burada bir kez daha kendisini gösteriyor.
İpek Yolu’nu canlandırma projesini (One Road One Belt) dünya geneline yayan Çin, enerji ihtiyacını Orta Asya ülkelerinde sağlıyor. Petrol’e sahip Kazakistan Rus tekelinden kurtulmak için fırsat olarak gördüğü Çin pazarı ile petrolden daha fazla gelir sağlamayı hedeflerken Çin, bu ülke üzerindeki etkisini her geçen gün arttırıyor.
Coğrafi olarak dış dünya ile bağlantısı son derece sınırlı olan Kırgızistan ve Özbekistan ise İpek Yolu ile ürünlerini Batı’ya ulaştırmayı, buradan da ihracat rakamlarını yükseltmeyi hedefliyor. Üç ülkede de Uygur destekli kurumların kapatılmasını başaran Çin, ürünleri için bu ülkelerde de geniş bir pazar yaratmayı başarmış durumda.
Avrasya’daki topraklarında yeni devletlerin kurulması sonrası ayrılıkçı hareketlerin iç güvenliğine tehdit oluşturacağını düşünen Rusya için de ŞİÖ önemli bir araç olmuştur. Çin gibi büyüyen bir ekonomi ile birlikte hareket etmenin yanında Orta Asya Cumhuriyetleri’nden Batı ile ilişkilerini geliştirmek isteyenleri (Özbekistan gibi) kontrol edebilmek hayati önemde olmuştur. Ayrıca 1993 sonrası kurulan Orta Asya ülkeleri ekonomik ve siyasi olarak Rusya’ya bağımlı konumlarını sürdürmekte, Rusya da bu gerçeği birçok alanda lehine kullanmaktadır.

ÇOK KUTUPLU BİR DÜNYA MI?

Zamanla kuruluş amacını genişleten ŞİÖ’nün, güvenlik, diplomasi, ekonomi ve kültür alanında işbirliğini hedef alan bir yapıya dönüşmesinin, ABD’nin başta Orta Asya olmak üzere, Yakın ve Uzak Doğu’daki çıkarlarının sınırlanması ile aynı döneme rastlaması, “yeni bir Varşova Paktı mı?” sorusunu gündeme getiriyor.
Nitekim ŞİÖ’nün 2005’teki zirvesinde özellikle Rusya, Çin ve Özbekistan’ın etkisiyle ABD’nin Orta Asya’daki üslerden çekilme talebinde bulunması, aynı zirvenin ardından Özbekistan’ın Hanabad’daki ABD üslerini kapatması, Kırgızistan’ın da Manas üssünü kapatma tehdidiyle ABD ile yeniden pazarlığa oturması, örgütün ABD karşıtı bir blok olarak algılanmaya başlamasında oldukça etkili oldu.

İRAN’IN ŞİÖ’YE YAKLAŞIMI

Bu noktada hem bölge ülkelerine olan coğrafi yakınlığı hem de ABD ile yaşadığı gerilim İran’ın ŞİÖ’ye yaklaşımını önemli hale getiriyor. Suriye krizinde Rusya ile birlikte Esad rejimini desteklemesinin yanında askerlerinin bölgede fiili olarak savaşıyor olması İran’ın ABD ile karşıtlığını arttırıyor. Bu açıdan İran, uluslararası arenada kendisine yönelen izolasyondan kurtulmanın yanında geliştireceği yeni bir Asya politikası ile uluslararası siyasette daha etkin bir rol alma niyeti taşıdığını söyleyebiliriz. 2006 yılında ŞİÖ’ye tam üyelik başvurusu yapan İran hala gözlemci statüsünde bulunuyor.
Uzmanlar İran’ın tam üye olarak kabul edilmemesinin, ŞİÖ’nün kurucularının örgütün saf bir ABD karşıtı blok olarak görünmesinin istememesinden kaynaklandığı noktasında birleşiyor.
Rusya’nın ŞİÖ’yü ABD’nin Orta Asya’daki nüfuz alanını daraltmak üzere işlevsel gördüğü, diğer üye ülkelerle karşılaştırıldığında da (Özbekistan gibi) örgüte bu bağlamda daha fazla anlam yüklediği açıktır.
Ancak Çin’in bakış açısının biraz daha esnek ve yumuşak olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim Çin Komünist Partisi Okulu’ndaki Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Direktörü Wang Jisi, Foreign Affairs’deki makalesinde Çin’in ABD ile süregelen ilişkilerinin daha çok istikrar arayışı kapsamında algılanması gerektiğini vurguluyor. Jisi’ye göre Çin, ABD’nin uluslararası sistem üzerindeki hegemonyasının uzun dönemde ortadan kalkacağı ve böylece dünyanın çok kutuplu bir yapıya dönüşeceği öngörüsüne sahip olsa da, ABD gücünün kısa dönemde zayıflamasının beklenmediği gibi, bu ülkenin uluslararası sahnedeki pozisyonun değişme ihtimalinin bulunmadığı düşüncesini taşımakta. Jisi, tüm bu nedenlerle Çin’in ABD’ye meydan okumasının akıllıca olmadığını iddia etmektedir. Donald Trump’ın göreve gelmesinin ardından Kuzey Kore ile artan gerilimde ABD-Çin arasında ziyaretler ve çözüm için ortak irade çağrıları yapılmıştı. Bu süreçte herhangi bir tarafın birbirine üstünlük kurmak istemesi de normal görünmüyor.

PAKİSTAN VE HİNDİSTAN’IN ÜYELİĞİ

Tüm bu verilerin ışığında Pakistan ve Hindistan gibi aralarındaki çatışmaların devam ettiği iki ülkenin üyeliği çok büyük önem kazanıyor. Biri Müslüman kimliği ile öne çıkan Pakistan, diğeri ise savunma sanayisi alanında gelişimini tüm dünyaya gösteren Hindistan. Birbirlerinin sinema filmlerinin bile ülkelerinde gösterimine yasak getiren bu iki ülke aynı örgüt altında birlik olmuş durumda.
Burada şu önemli saptamayı yapabiliriz: Çin ve Rusya, sınır çatışmaları yaşayan bu iki ülkeyi örgüte dahil ederek hem Asya sınırları içerisindeki güvenliği arttırmayı hem de İslam dünyasının önemli bir temsilcisi Pakistan ile savunma alanında yeni bir ortak olan Hindistan’ı dahil ederek örgütü güçlendirdi.
Dini ve askeri bir genişlemeye yaşayan örgütün bundan sonraki adımlarını dikkatle izlemek gerekiyor. Zira iki ülkenin katılımı sonrası ŞİÖ’nün toplam ekonomik büyüklüğü 15 trilyon doları aştı ve 74 trilyon dolarlık dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 20’sine karşılık geldi.

TÜRKİYE VE ŞANGHAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ

Avrasyacıların büyük bir hevesle üye olunmasını istediği Şanghay İşbirliği Örgütü Türkiye’de AB’nin “yedeği” olarak nitelendirilmektedir. Avrupa Birliği ile ilişkilerin tıkandığı noktada imdada yetişen Örgüt, Avrupa’yı tehdit amacıyla kullanılan dış politika aracı haline dönüşmüş durumda.
Sonuç olarak Türkiye, AB ile ilişkilerinde sert düşüş yaşadığı dönemlerde gündeme getirdiği Şanghay İşbirliği Örgütü’nü çok daha dikkatli izlemek durumundadır. Zira Türkiye’nin uluslararası ilişkiler bağlamında çokça ihmal ettiği bir bölge olan Orta Asya, ekonomik gelişimi, teknolojisi ve en önemlisi tarihsel geçmişi ile bizleri yakından ilgilendirmektedir.
Ancak ekonomik cazibelere kapılıp Çin’in başını çektiği örgüt ülkelerinin Doğu Türkistan’daki baskısını görmezden gelmek de mümkün değildir.
Ekonomi, modern İpek Yolu ve ucuz Çin ürünlerinin Orta Asya ülkelerinde yayılmasına bakılırsa Doğu Türkistan’a baskı konusunda ŞİÖ’nün “katkısını” kimsenin görmediği çok açık.

[1]  M. Turgut Demirtepe & Güner Özkan (Der.), Uluslararası Sistemde Orta Asya Dış Politika ve Güvenlik, Ankara 2013, s.85