Hukuka Aykırı Delil Teorisi Işığında İFADE ALMA VE SORGUDA YASAK USULLER

0 2.155

ADALET Sucu, Suçluyu Değil, ADALET Sonuna Kadar MASUMİYETİ Aramaktır…                   

                                 

                                                 Hukuka Aykırı Delil Teorisi Işığında

                                        İFADE ALMA VE SORGUDA YASAK USULLER

Son zamanlarda sürekli gündeme gelen ve insan hakları ihlallerinin başında gelen ifade alma ve sorguda yasak usuller ile ilgili olan bu yazıda, vatandaşların ifade verirken sahip oldukları haklar detaydı şekilde açıklanmaya çalışılacaktır.

Kolluk güçleri, yasalarca güvence altına alınmış olan haklara müdahale ederken çok dikkatli davranmalı, vatandaşları üzecek, onların devletten kopmasına neden olacak her türlü yasadışı davranıştan kaçınmalıdır. Aynı zamanda hukukun dışına çıkan her işlemin kendileri açısından da olumsuz sonuçlar ortaya çıkarabileceği unutulmamalıdır. Kısacası, kolluk daima insan haklarının en büyük güvencesi olmalıdır.

Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı prensiplerinin uygulandığı bir toplumda devlet insanların huzur ve mutluluğu için bir hizmet aracı, kolluk da emniyet ve asayiş hizmeti üreten bir hizmet aracıdır. Böyle bir toplumda kolluğun;
• İnsan onurunu koruyacak şekilde görev yapan,
• Hoşgörülü, dürüst ve iyi niyetli olan,
• Görevini yaparken halkın da görüşlerine önem veren,
• Hukuk kurallarına öncelikle kendisinin uyduğu bir görev anlayışı sayesinde, kolluk personelinin tutum ve davranışlarında vücut bulan devlet, hem iç kamuoyunda hem de uluslararası kamuoyunda meşruiyetini pekiştirecek ve güven verecektir.

Anayasa’nın 2’nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devletinin temel özelliği; hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına karşı gösterdiği saygıdır. Bu nedenle, ülkede insan haklarına bir ortam yaratılması ve ihlal durumlarında, olayların titizlikle araştırılarak etkin ve önleyici yaptırımlar uygulanması ve uluslararası denetim mekanizmalarının uyarılarına muhatap olduğu takdirde de bunun gereklerinin yerine getirilmesi zorunludur.
Ceza muhakemesinin amacı, suç konusu eylemde ne olursa olsun gerçeği ortaya çıkarmak değil, hukuka uygun yöntemlerle gerçeğe ulaşmak olmalıdır. Bir başka ifade ile maddi gerçeği ortaya çıkarmak amacıyla faile insanlık onuru ile bağdaşmayacak herhangi bir işlem gerçekleştirilemez. Örneğin, işkenceye tabi tutulamaz, iradesi başka suretle sakatlanamaz.

İfade alma ve sorgu, her daim ceza muhakemesinin temel tartışma mevzularından birini oluşturmuştur. Gerçekten de yasa koyucu tarafından ne kadar değişikliğe uğrasa ve güvence fonksiyonu artırılmaya çalışılsa da uygulamaya yerleşmiş olan eski problemler bir türlü çözümlenememekte ve yahut problemlerin çözümü hususunda gerekli hassasiyet gösterilememektedir. Kanaatimizce bunun temel sebebini, “ifade alma” ve “sorgu’’nun şüpheli ya da sanığın bir savunma enstrümanı olarak görülmesinden ziyade, maddi gerçeğe ulaşmada bir “delil aracı” olarak görülmesinden kaynaklanmaktadır. Hâlbuki gerek ifade alma ve gerek ise sorgu, bir delil elde etme işlemi ile birlikte bir savunma aracıdır.

Yukarıda verilen bilgiler ışığında kolluğun eylem ve işlemlerinden kaynaklandığı iddia edilen insan hakları ihlallerinin neler olacağı, kolluk görev ve yetkileri ile insan hakları arasındaki ilişki, kolluğa yöneltilen ihlal iddialarının ve bu iddiaların önlenmesi için dikkat edilmesi gereken hususların neler olduğu konularında vatandaşları aydınlatmak amaçlanmıştır.

Yasak İfade Alma Teknikleri (CMK148) ve Yakalama ve Gözaltına Alma Yönetmeliği (YGİY 24).
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 148’inci ve Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin (YGİY) 24’üncü maddesine göre ifade veren şüphelinin ve sanığın beyanı, özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz. Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez. Yasak usuller ile elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez. Hiç kimse, kendisini veya kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.

İfade almada yasak yöntemleri şu şekilde inceleyebiliriz:
İşkence; Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlardır.

İşkence kelimesi, bir kimseye çeşitli yöntemlerle uygulanan bedensel (fiziki) eziyet ya da çektirilen ruhsal acı, sıkıntı ve endişe verici durum anlamlarına gelmektedir. Türk hukuk lügatinde ise işkence, ‘’Herhangi bir maksatla birisine cismen eza verici harekette bulunmak veya sanıklara suçlarını itiraf ettirmek için canlarını yakıcı muameleler yapmak, onlara eza ve cefa vermektir.’’

Zalimane davranış, gayri insani muamele, küçültücü muamele, zaman zaman işkence seviyesine varabilmektedir. İfade alma sırasında sanığın uzun süre uykusuz bırakılması hem maddi hem de manevi işkenceye örnektir. Uzun süre copla dövme, başı yerde ve elleri kelepçeli olarak bekletme, ıslatma, dövme, vücudun değişik organlarına elektrik verme, uzun süreli yiyecek vermeme gibi filler işkenceye verilebilecek diğer örneklerdendir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesinde; hiç kimseye işkence yapılamayacağı belirtilerek, kişinin vücut bütünlüğü ve insanlık haysiyeti korunmaya çalışılmıştır. İşkence ve kötü muameleyi birbirinden ayırmak çoğu zaman düşünüldüğü kadar kolay olmamaktadır. İşkence, uluslararası belgelerde ve Anayasa’da yasaklanmış, 5237 sayılı TCK’nın 94’üncü maddesinde de yaptırım altına alınmış olmasına rağmen, ülkemizde sistematik olmamakla birlikte kişisel olarak devam ettiği gözlenmektedir.
AİHM 05.01.1969 tarihli, Danimarka, Norveç, İsveç, Hollanda ve Yunanistan kararlarında, falakaya yatırma, öldürme ile tehdit, aile bireyleri veya arkadaşların işkence göreceği yahut hapsedileceği tehdidi, pencereden aşağı sarkıtma girişimi, vücuda elektrik verilmesi, kafaya sürekli su damlatılması, yüzü ıslak bez ile kapatıp yüze su verilmesi, sürekli gürültüye maruz bırakılarak uykudan alıkonulması, rektuma yabancı cisim sokulması, bedenin sigara ile yakılması, tırnakların sökülmesi, ellerin günlerce kelepçeli bırakılması vb. gibi eylemlerin sözleşmenin 3’üncü maddesi yani işkence yasağının ihlali olarak belirtilmiştir.

Kötü Davranma: Kötü davranmada insana acı verme, insan haysiyetini rencide etme durumu vardır. Ancak bunlar işkence derecesine varmamakta ve süreklilik göstermemektedir. İşkence ile kötü muamele arasında nitelik farkı değil, uygulanan yöntemlerin derecesi bakımından bir fark vardır. Örneğin; şüpheli veya sanığı iteleme, yüzüne tükürme, gözlerini bağlama, uyutmama, aç ve susuz bırakma, yaka paça sürükleme, ağzını tıkama, saçlarından çekme, şüpheliyi keskin ışık karşısında bırakma, vücudu rahatsız edici bir şekilde durmaya zorlayan kabinlerde tutma, tedaviye ihtiyacı varken tedavisi yapılmadan sorguya devam etme, aşırı soğuk ve sıcakta tutma gibi eylemler kötü muamele olarak kabul edilmektedir. İşkencede süreklilik ve tekrarlama söz konusudur ve işkence sayılan her hareket kötü muameledir fakat her kötü muamele işkence değildir. Sayılan tüm bu fiillerin uzun süreli olması, tekrarlanması, hem maddi hem de manevi acıya, ıstıraba yol açması sonucunda çıkan sonuç kötü muamele, işkencedir. Bir sorguda hem işkencenin hem de kötü muamelenin aynı anda uygulanması mümkündür.

İlaç Verme: Bazı ilaçlar, yan etki olarak insanda uyuşturucu etki yaratmakta ve kişide belirli bir rahatlık sağlamaktadır. Narkotik bazı ilaçlarla iradenin zayıflatılması suretiyle, söylenmek istenmeyen hususların bilinç üstüne çıkarılması na, narko-analiz adı verilmektedir. Bu yöntemle kişinin bilinçaltında bulunup da sakladığı bazı olayların ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. İlaç verme; insanın irade hürriyetini ortadan kaldıracak maddenin, şüphelinin rızası dışında yutturulması, yemeğine katılarak verilmesi, solunum veya başka yöntemlerle vücuda dahil edilmesidir. Alınan bazı ilaçlar neticesinde sanık uyuşturulmuş, sarhoş edilmiş, direnci kaybettirilmiş, uyarılmış olabilmektedir. Şüphelinin bilinen rahatsızlıkları nedeniyle ilaç verilmesi doğaldır. Fakat hiç alakası yokken sanığa zorla veya ikna etmek suretiyle ilaç verilerek, şüphelinin fiziki veya ruhi durumunda değişiklikler yaratıp onun irade hürriyeti ekleniyorsa, yasak sorgu yöntemlerinden biri kullanılmış demektir.

Yorma: CMK’nın yasak sorgu ve ifade alma yöntemi olarak kabul ettiği yorma, basit yorulma hali değildir. İrade serbestliğini engelleyecek ve zayıflatacak nitelikteki yorma halidir. Sanığın ayakta, gıdasız ve uykusuz bırakılarak, sürekli gece gündüz ifadesinin alınması, yorma olarak kabul edilmektedir. Bu durumdan bir an önce kurtulmak amacıyla ifadesi alınan kişi, suçu ikrar dahi edebilir. Bu sebeple, itiraf elde etmek amacıyla şüpheli veya sanığın yıpratılıp, iradesinin zayıflatılması suretiyle ifadesinin alınması, CMK’nın 148’inci maddesi gereğince hukuka aykırıdır. Bu ifadelerin hukuka aykırı sayılması için, gerçeği yansıtıp yansıtmadığının hiçbir önemi yoktur. Buradaki yormadan maksat, sanığı bitkin düşürmektir. Sorguda bitkin hale düşmenin sınırı, sanığın irade serbestisini yitirmesi olarak belirlenmelidir. Basit bir yorgunluğu yasak bir sorgu olarak kabul etmemek gerekir. Sanık hiç yorgun değilken yorularak bitkin hale düşürülebileceği gibi, bunun ayarının arttırılması sonucu bitkin ve halsiz hale getirilebilir. Yine sanığın bitki hale düşmesi sorguya çekenlerin hareketlerinden kaynaklanabileceği gibi, sanığın kendisinden de kaynaklanabilir. Bu durumda sorguya devam edilmesi halinde de yasak sorgu yöntemlerine başvurulmuş olacaktır. Burada önemli olan, sanığın iradesiyle hareket etme yeteneğinin ihlalidir. Bu bakış açısının kabulü halinde, sanığın sürekli yorgunluğunu ileri sürerek sorgudan kaçması ihtimali ortaya çıkacaktır. Böyle durumlarda, iradeyi ortadan kaldıran sorgunun isabetli olarak belirlenmesi açısından bir hekime başvurulması tavsiye edilmektedir. İfade ya da sorgu sırasında sanığın fiziki ya da ruhi durumunun yorgun düşürülmesi, sonrasında kişinin, yorgun zamanında ve gece uyku saatinde ifadesinin alınması hukuka aykırıdır. Bazı ülkelerde ifadenin alınacağı saatler ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Aldatma: Aldatma; şüpheli ve sanığın, içinde bulunduğu durum ve olaylar hakkında yanlış bilgilendirilmesi sonucu, kendi durumu hakkında yanlış bir kanaat sahibi olmasıdır. Aldatma yasağı Ceza Muhakemesinde olması gereken ‘’dürüst işlem’’ ilkesinin doğal sonucudur. Aldatma, sanığın hür iradesine engel olmak için sorgucu tarafından uygunun yasaklanmış yöntemlerden birisidir. Aldatma sonrasında alınan bilgilerin hukuka uygun olup olamadığı şeklinde değişik fikirler bulunmaktadır. İnsan onuruna zarar verip vermediği konusunda fikir birliği bulunmamaktadır. Aldatma da olaylar, sorgucu tarafından değiştirilebilir veya yanlış anlatılır. Yargılamanın ‘’dürüst işlem’’ ilkesine göre, soruşturma organlarının hileye başvurmaması gerekir.

Bedensel Cebir ve Şiddette Bulunma: Bu kavramı işkence ve kötü muameleden ayırmak zordur. Bedensel cebir ve şiddet, işkence ve kötü muamele dışında kalan, süreklilik göstermeyen vücuda yönelik her türlü eylemdir.

Bazı Araçlar Uygulama: Kişinin vücuduna doğrudan etki eden, vücut bütünlüğüne yönelik her türlü müdahale bu kavrama dahildir. Vücuda en çok uygulanan ve en çok tartışılan yöntem, Yalan Makinesidir. Doğru veya yalan söylendiğinde vücudun birbirinden farklı tepkiler vereceği düşüncesine dayanır. Vücudun gösterdiği tepkiler kalp atışı ve solunumun artması, terleme gibi şeylerdir. İnsan vücudunun verdiği biyolojik, kimyasal veya hormonsal tepkilerden sonuç çıkartarak yalan veya doğru söylendiği ortaya koymaya çalışılan cihaza yalan makinesi (Poligraf) denir. Yalan makinesinin kullanması sonrasında şüphelinin kişiliği zedelenmekte, hür iradesiyle ifade verme istemi kaybedilmektedir. Hür iradesiyle verilmeyen ifadenin geçerli olmayacağı, sorgunun temel prensibinde vardır ve Kanunla koruma altına alınmıştır. Bu cihazın kullanımında alınan sonuçların çok da sağlıklı olmadığı görülmektedir. Masum bir kişinin çok sinirli, defalarca suç işleyen bir kişinin sakin olması, daha önce bu cihaza girmiş bir suçlunun cihazı bilerek yönlendirmesi gibi birçok sakıncaları mevcuttur.

Yasaya Aykırı Menfaat Temin Etme: Bireysel ya da olaya ilişkin bir iyileştirme, iyi duruma getirme konusunda söz vermedir. Burada önemli olan konu, vaat edilen hususun hiçbir şekilde ya da somut olayda yerine getirilmesi hukuken mümkün olmamalıdır. Ancak bu durumda yasaya aykırı bir vaatten söz edilebilir. Buna göre örneğin, kolluğun şüpheliye suçunu itiraf etmesi halinde tutuklanmayacağı veya cezadan indirim yapılacağı veya beraat verileceği şeklinde söz verilmesi halinde, kolluğun bunu yapma yetkisi olmadığından, bu gibi vaatler kanuna aykırı menfaat vaadi sayılacak ve bu şekilde ifadeler hukuka aykırı olacaktır. Menfaat, kişinin yararına olduğu kabul edilen kazanımlardır. Kanuna aykırı menfaat vaadi ise vaat edilen hususun ya kanunlarda hiç yer almaması ya da kanunlarda açıkça yasaklanmış bulunmasıdır. Menfaat vaadinin hukuka uygun olması için, bunun kanunda açıkça gösterilmiş olması gerekir. Mesela, sanığın suçunu itiraf etmesi halinde cezanın paraya çevrileceği, erteleneceği veya cezadan indirim yapılacağı hallerinin vaat edilmesi, hukuka aykırı bir menfaat vaadidir.

İfade Sırasında Müdafi Bulundurulmaması (CMK150/2-3 ve YGİY20/5): Şüpheli veya sanık, 18 yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz veya kendini savunamayacak derecede malül olur ve bir müdafide bulunmazsa şüpheli veya sanığın talebi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. Ayrıca alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada da şüpheli veya sanığın talebi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilmesi gerekir.

Kolluğun İkinci Defa İfade Alması: Yasa, yapılan somut soruşturmada, şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması gereği ortaya çıktığında, bu işlemin ancak Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabileceğini, kolluğun böyle bir yetkisinin bulunmadığını belirtmiştir. Kanun koyucu böylece, yasak ifade alma usullerinden biri olarak da, şüphelinin kolluk tarafından ikinci kez ifadesinin alınmasını göstermiştir.

SONUÇ

İfade ve sorgu esnasında hukuka aykırı davranışlara yönlenmesini önlemek için uygulanacak ceza hükümlerinin çeşitliliği ve cezaların ağırlığının yanında, hukuka aykırı davranan ifadeyi alan veya sorgulayanın mutlaka cezalandırılacağı inancının da yerleştirilmesi gerekmektedir. Zira insanları suç işlemekten alıkoyan cezanın ağırlığı değil; Öngörülen cezanın mutlak olarak uygulanacağının bilinmesidir. Bu nedenle ilgili görevlilerin cezalandırılması bakımından engel teşkil edebilecek özel kanun ve benzeri düzenlemelerin gözden geçirilmesi ve ilgililerin uygulamada cezalandırılabilmelerinin mümkün hale getirilmesi yerinde olacaktır. Ayrıca CMK’nun 143’üncü maddesinin 2’nci fıkrasına göre de; devlet, ödediği tazminattan dolayı, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan kamu görevlilerine rücu edecektir. Böylece, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyen ya da ifade ve sorgu esnasında yasak usullere başvuran kamu görevlileri, sadece bir cezai yaptırımla karşılaşma tehlikesi altında değillerdir. Aynı zamanda bu hukuka aykırı eylemlerden dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Türkiye aleyhine yapılan başvurular neticesinde, Türkiye’nin bir tazminata mahkûm olması durumunda, devletin ödediği bu tazminat için kendilerine rücu etmesi tehlikesiyle karşı karşıyadırlar.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye hakkında vermiş olduğu ağır insan hakları ihlalleri kararları neticesinde, Türk yargı sisteminde bazı değişiklikler olmuştur. 1990’lı yıllarda işkenceci devlet nitelenmesi yapılan Türkiye, yaptığı değişiklikleri ile bu intibaı azaltmaya çalışmıştır. Özellikle 2004 yılında Anayasa’da yapılan değişiklik sonucunda işkence, kötü muamele ve yasak sorgu gibi faaliyetlerin önüne geçilmesi için yapılan çalışmalar etkili olmuştur. Mahkemece, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ekli protokollerde düzenlenen hakların ihlal edildiğine hükmedilmesi ve tazminata mahkûm edilmesi, mevzuatta yapılması gereken değişiklikleri hızlandırmıştır. Başta anayasa olmak üzere, TCK, CMK’ da yapılan düzenlemelerle, bu suçlar ile ilgili verilen hapis cezalarının para cezasına çevrilememesi, duruşmaların acele hallerden sayılıp tatil günleri dahil duruşmanın yapılabildiği, suçun ağırlık derecesine göre sorumlu olan kamu görevlilerine müebbet hapis cezasının verilebileceği, devletin mahkûm olduğu tazminat paralarının da sorumlu personelden tahsil (rücu) edilmesi sağlanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele yasağına ilişkin Anayasa ve TCK’da da Sözleşme ’ye paralel hükümler yer almaktadır. Bunun yanı sıra CMK’nın 148’inci maddesiyle, işkence sonucu elde edilen delillerin kullanılmasının yasaklanması mahkeme içtihatları uyarınca atılmış önemli bir adımdır. Ayrıca, insan haklarının korunması ve genişletilmesi konuşumda çalışmalara yapmak üzere 2012 yılında çıkarılan bir kanunla Türkiye İnsan Hakları Kurumu faaliyete geçirilmiştir. Ağır insan hakları ihlalleri sayılan bu suçlar sadece kolluk (polis, jandarma) ve yargı mensupları ile değerlendirilecek ve çözüme kavuşacak olgular değildir. Son yıllarda kurulan insan hakları kurullarının yanında özellikle okullarda (ilköğretim), insan hakları ile ilgili ayrı bir ders ve eğitsel kol faaliyetlerinde insan hakları kolu düzenlenmesi, daha küçük yaşlardan itibaren bu konuda bilinçlendirme sağlayacaktır. Yine bu konuda seminer ve konferanslar düzenlenerek güncel tutulması gerekmektedir.

Her ne kadar bu suçlarla ilgili çeşitli düzenlemeler yapılsa da son zamanlarda basında ve çeşitli internet platformlarında kolluğun işkence yaptığına dair haberler yayınlanmaktadır. Bu haberlerin birçoğu işkence ve kötü muamele kategorisine girmese de değerlendirilip araştırılması gereken hususlardır. Ayrıca sayıları az da olsa kimi kolluk personelinin orantısız güç kullanımı ve genel olarak da insan haklarına uygun olmayan davranışları da basında ve internet platformlarında sürekli haberlere konu olmaktadır. Bu konulara muhatap pkolluk personelinin yoğun ve stresli çalışma temposu altında olması düşünülebilir ancak hiçbir neden insan hak ve özgürlüklerinin ihlali boyutuna gelmemelidir.

Örnek Yasak İfade Alma ile ilgili Mahkeme Kararları

– Yargıtay 8’inci Ceza Dairesinin 13.06.2001 gün ve 4298-11832 sayılı kararı: ‘’Jandarma personeli olan sanığın, olay gün ve saatinde bir yangın çıkarma suçundan şüpheli olarak karakola getirilen mağdurun, Ocak ayında kış koşullarında elbiselerini soyarak iç çamaşırları ile dışarı çıkartıp vücuduna soğuk su sıkarak ve cop tehdidinde bulunarak ve döverek sonuçta TCK’nın 243. Maddesinde tanımı yapılan işkence suçunu işledikleri…’’

– Yargıtay 8’inci Ceza Dairesinin 09.10.2006 gün ve 294-7381 sayılı kararı: ‘’Sanıkların hırsızlık olayının şüphelisi olarak kendiliğinden ailesi ile karakola gelen mağduru, hırsızlığa konu olan parayı nereye sakladığı konusunda, cop ve tokatla dövüp, yer göstermesi için götürdükleri inşaat içinde de aynı şekilde darp ettikleri, mağdur, tanık anlatımları, yüzleştirme tutanağı ve yukarıda açıklandığı şekilde doktor raporlarından anlaşılmakla, oluş ve mağdurun yaşı da göz önüne alındığında sanıkların atılı işkence suçunun sübuta erdiği…’’

– Yargıtay 8’inci Ceza Dairesinin 22.12.2008 gün ve 6112-14285 sayılı kararı: ‘’Olay gecesi bir hırsızlık soruşturması sırasında, bardan çıkan ve arkadaşının polis otosuna bindirilmesi üzerine, merak saikıyla arkadaşını neden aldıklarını soran katılanın da polis aracına bindirildiği ve polis memuru sanığın yumrukla vurması sonucu, 25 gün iş ve güç kaybına uğrayacak şekilde çenesinde kırıklar meydana geldiği dosya kapsamı ve asli tıp raporlarıyla anlaşılmakla, sanık hakkında kötü muamele suçu işlediği…’’

– Yargıtay 8’inci Ceza Dairesinin 24.10.2005 gün ve 10781-10012 sayılı kararı: ‘’ Mağdurların, uyuşturucu madde imal edildiği ihbarı üzerine gelen görevlilerce gözaltına alınarak B.. İlçe Jandarma Komutanlığına getirildikleri, mağdurlardan N.nin diğerlerinden ayrı olarak alt katta bulunan nezarethaneye konulduğu, Türkçe bilmediği anlaşılan mağduriyetin vücudunun üst kısmı çıplak biçimde ve tercüman olmaksızın iki saatten fazla bir süre sanığın talimatıyla diğer mağdurlarla birlikte haklarında herhangi bir evrak düzenlenmeksizin serbest bırakıldığı anlaşılmakla, oluş, mağdurenin cinsiyeti ve yaşı, üst kısmı çıplak vaziyette tutulduğu şekil ve süresi göz önüne alındığında sanığa atılı işkence suçunun sübuta erdiği…’’

– Yargıtay 8’inci Ceza Dairesinin 31.016.2001 gün ve 25909/3067 sayılı kararı: ‘’Oto hırsızlığı yaptıklarına ilişkin bir telefon ihbarı üzerine gözaltına alınan müdahillere, suçlarını söyletmek amacıyla çırılçıplak soyup elektrik verip ve dayak atmak suretiyle işkence yaptıkları…’’

KAYNAKÇA
1- Aysun Altunkaş, Hukuka Aykırı Delil Teorisi Işığında İfade Alma ve Sorgu, Yanınlanmış Yüksek Lisan Tezi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Esntitüsü, Danışman: Doç. Dr. Hamide Zafer, s.227-228, İstanbul, 2006.

2- Battalgazi Tanrıverdi, Sefa Mumcu, Serdar İş, İnsan Hakları, Ankara, J.Okk.k.lığı, s.5, 2010.

3- Battalgazi Tanrıverdi, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara, Jandarma Genel Komutanlığı Yayınları, s.10-4, 2010.

4- Hakan İnankul, Yasak Sorgu Yöntemleri ve Bunların Sonucunda Elde Edilen Delillerin Hukukumuzda ve Batı Hukukunda Geçerliliği, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Prof. Dr. Doğan ŞENYÜZ), Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s.44, 2005.

5- Metin Polat, İfade Alma ve Sorguda Yasak Yöntemler, (Erişim) https://metinpolat.av.tr/ifade-ve-sorguda-yasak-yontemler.html, 12 Ocak 2020.
6- Murat Yılmaz, İfade ve Sorguda Yasak Usuller, (Erişim), https://www.hukukihaber.net/ifade-alma-ve-sorguda-yasak-usuller-makale,4916.html, 10Ocak 2020.

7- Özge Apiş, Güncel Yargı Kararları ve Yasa Değişiklikleri Işığında İfade Alma ve Sorgu Sırasında Şüpheli/Sanığın Hakları, Marmara Üniversitesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt:25, Sayı:1, İstanbul, s. 81, 2019.

8- Uğur Kara v.d., İnsan hakları ve Kamu Özgürlükleri, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Ankara, s.6, 2001.

9- Zekeriya Yılmaz, Anayasa, TCK-CMK İnfaz Kanunu, Seçkin Yayınları, Ankara, s.571, 2009.

Yazar: İbrahim ŞİRİN, Ufuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans Mezunu, Uluslararası Af Örgütü İnsan Hakları Savunucusu. İnsan Hakları Konularında özellikle İşkence ve Kötü Muamelenin önlenmesi için çeşitli çalışmalar yapmaktadır. Bu konuda bir kitap (İşkence ve Kötü Muamele ile Mücadelede Yeni İlkeler) ve çeşitli makaleleri mevcuttur.
14 Ocak 2020