İktidar, Demokrasi ve Meşruiyet Üzerine Sorular

0 43

KADİR GENÇ

Gazi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler

Siyasetin vazgeçilmez unsuru ve konusu olan iktidarın, en önemli dayanağı meşruiyetidir. Meşruiyet, iktidarın sebebidir, devamlılığının teminatıdır. Bu meşruiyet sayesindedir ki halk, iktidara rıza gösterir; ona boyun eğer. İktidarın meşru olmasının gerekliliği ülkesel toplumun ya da uluslararası toplumun tartışmaya dahi açmadığı bir husustur. Sorgulanan husus ancak elan görevde olan iktidarın meşru olup olmadığı olabilir, meşru olmasının gerekip gerekmediği değil.Peki meşru iktidar nasıl olur?

Günümüz modern devletlerinde bir iktidarın meşruluğunun, iktidarın halk tarafından adil ve özgür bir seçimle işbaşına getirilmesiyle sağlandığı kabul edilmektedir. Yani halk, seçimlerde aday olmuş ve iktidar yarışına girmiş kişiler ve gruplar arasından; kendi iradesiyle özgür bir seçim yapacak ve seçtiği kişilerin bundan sonra kendisini temsil ettiği varsayımıyla kendi kendini yönetme hakkını kullanmış olacaktır. Böylelikle demokrasinin gereği yerine getirilmiş olacak ve halk yönetime katılacaktır. Dolayısıyla halkın seçerek iktidara getirdiği kişi ve gruplar da meşru bir yönetim olarak addedileceklerdir. Burada bir soru daha sorarak tartışmamızı genişletelim. Seçimle iş başına gelmeyen ya da halka kendisinden başka seçim şansı bırakmayan iktidarlar/yönetimler meşru değil midir?

Bu soruya demokrasi ile yönetilen ülkelerin politikacıları, akademisyenleri, vatandaşları büyük bir oranda “değildir” cevabını verecektir. Çünkü halk seçimi ya da rızası olmadan gelen iktidarın keyfi ve otoriter olduğu ileri sürülecektir. Keyfiliğin ve otoriterliğin en önemli delili olarak “halk iradesinin dışlanması”nın varlığı sunulacaktır.

Buraya kadar yazılan üç paragraftaki düşünceleri özetleyip, sorularımızı sorarak; demokrasi, meşruiyet, temsiliyet temelli tartışmamızı başlatalım. Yukarıda iktidarın meşru olması gerekliliği belirtilmiştir. Batı dünyasının kültür ve medeniyetinin en azından şimdilik ideal olarak alındığı, benimsendiği günümüz konjonktüründe bu gerekliliğin yerine getirilmesinin demokrasi ile sağlanacağına inanılmaktadır. Ve otoriter/yarı-otoriter rejimlerin keyfilik ve halk iradesini/halkın temsilini yansıtmamaktan ötürü meşru olmadığı görüşü hakimdir.

Şimdi sorularımızı soralım: Seçilmek bir iktidarın meşruluğu için yeterli olabilir mi? Halkı temsil etmek tam olarak neyi ifade etmektedir? Hikmet-i hükümete halk karar verebilir mi? Demokrasinin ülke yönetiminde rolü nedir?

İlk sorumuzu cevaplayarak başlarsak eğer;

Seçilerek iktidar olmak, iktidar olmak için yarışan birden fazla aday grubun varlığı durumunda mümkündür. Ve ancak o zaman seçilen iktidar, meşruluğunu öne sürebilir. Çünkü iktidar adayı gruplardan kimin iktidar olacağına adil ve serbest bir biçimde halk karar verecektir. Böylelikle iktidar olamayan diğer gruplar, iktidar olan grubun yönetimini meşru saymak zorunda kalacaklardır. Bu haliyle halkın seçimi, en temel işleviyle iktidar kavgasını önlemiş, devletin bu kavgadan zarar görmesinin önüne geçmiş olmaktadır. Aslında bu işlev demokrasinin yani halkın seçiminin neredeyse tek işlevidir.

Çünkü mutlakiyet ile yönetilen bir ülkede padişahın iktidarının meşruluğu ve halkın bu iktidara rızası da pek ala mümkün olabilir. Demokrasi iktidara meşruiyet sağlamaktan ziyade; iktidar için yarışan bloklar arası kavgayı adil bir şekilde engellemekte, devletin iktidar kavgası sebebiyle yıkılmasını önlemektedir. Evet iktidar olan gruba meşruiyet sağlamaktadır ama birincil amacı bu değildir. Tekrar edecek olursak halkın seçimi, iktidar adayı gruplar arasından bir seçim yapmaktan ibarettir. Bu son cümlemizin izahı diğer sorulara aşağıda verdiğimiz cevaplarda yer alacaktır.

İkinci sorumuzdan devam edelim.

Halkı temsil etmek tam olarak neyi ifade etmektedir?

İktidara seçilen grubun tüm halkı temsil ettiği -yani kendi namına (padişahlar, krallar, diktatörler gibi) karar verip, kendi namına davranmadığı- kabul edilir. Halk adına hareket etmek halkın talep ve beklentilerinin de iktidarlar tarafından dikkate alınmasını gerektirir. Örneğin; 1960’lardan sonra iyice yükselen Refah Devleti Modeli. Ancak günümüzde 1960’lı yıllardan siyasal anlayış ve ekonomik yönelimler bakımından oldukça uzağız. Bugünkü küresel imparatorluk çağında ve çokuluslu, hatta ulus-ötesi şirketlerin varlığında ülke iktidarlarının halkı temsil eden, halka dayanan kararlar alabildiğini söylemek giderek zorlaşmaktadır. Yukarıda değindiğimiz üzere halkın sadece siyasal gruplardan bir tanesine iktidar fırsatı vermekten ibaret olan seçimi, günümüzde daha fazla anlam kazanmaktadır.

Örneğin; ABD’nin 2003’te başlattığı ve yıllar süren Irak Savaşı’nı, yükselen bir ekonomik değer olarak Çin’i dengelemek, Çin’in Rusya ile Asya’daki işbirliğine karşılık olarak, küresel üstünlüğünün varlığını -her ne kadar ABD’nin hegemonya çağı geçmiş olsa da- en azından askeri güç olarak dahi olsa hatırlatmak, enerji rekabetinde saha mücadelesini kaptırmamak gibi gerekçelerle başlattığını yapılacak birtakım uluslararası ilişkiler analizleriyle saptamak mümkündür. Bu örnek olayı konumuza uyarlarsak;

ABD halkı tarafından iktidara taşınmış olan Bush Yönetimi (tarihsel blok olarak Hıristiyan Sağı ve yeni muhafazakarlar), Irak Savaşı’na karar verdiğinde ABD halkını temsil etmekte midir? ABD halkının Irak Savaşı’na rızası var mıdır? Yoksa bu savaş ABD’nin uluslararası şirketlerinin ve ekonomisinin planları gereği midir? Bu sorular halk tarafından seçimle işbaşına getirilmiş “meşru” bir iktidarın halkı temsil etmekten uzak olduğunu göstermek içindir. Bu tespiti Amerikan halkının Irak Savaşı’nı desteklemediği varsayımıyla yapmaktayız. Eğer Amerikan halkı Irak Savaşı’na çoğunluk olarak destekçiyse, bunun izahını ve cevabını da aşağıdaki soruların cevaplanmasında tartışacağız.

Şimdi yeni sorumuza geçelim.

Hikmet-i hükümete halk karar verebilir mi?

Örnek olayımızdan hareketle devam edersek, yeni bir soruyla anlatımımıza devam edelim. ABD’nin giriştiği Irak Savaşı, ABD’nin ulusal çıkarları  için gerekli ve doğruysa; ancak halk bu savaşın gerçekleşmesini istemiyorsa, iktidarlar halk temsilini göz ardı etmeli midirler? Eğer halkın rızası ve beklentileri göz ardı edilirse; seçimle gelmiş bir meşru iktidar, keyfi olduğu ve halka dayanmadığı için meşru olmadığı öne sürülen otoriter/yarı otoriter iktidara dönüşmüş sayılır mı? Amerikan halkının savaşın devam ettiği yıllarda ekonomik sıkıntılar ve ölen Amerikan askerleri yüzünden bu savaşa karşı çıktıkları uluslararası kamuoyuna yansımıştı. O halde Bush yönetimi keyfi davranarak meşruluğunu yitirmiş midir? Ancak Bush yönetiminin seçimle iktidara geldiği de düşünülürse, başta sorduğumuz “Seçilmek bir iktidarın meşruluğu için yeterli olabilir mi?” sorusunu cevaplamak zorlaşmaktadır.

Esasen sorulan sorular iktidar grubunun cevaplamakta zorlanacağı türden olmaktadır. Bu tutumu değiştirerek yeni bir soru soralım. Halk, hikmet-i hükümeti belirleyebilir, buna karar verebilir mi?

Bu soruya “evet” cevabı verirsek eğer, doğrudan demokrasinin olmasına gerek olmadan sadece kamuoyu tepkileriyle dahi halkın talep, beklenti ve kararlarıyla ilgili çıkarımlar yaptıktan sonra karar veren, harekete geçen bir iktidarın sadece memuriyetten ötürü bir işleve sahip olduğu ortaya çıkacaktır. Eğer halk, iktidarın aldığı karar karşısında duruyor ve ulusal çıkar hususunda iktidardan farklı düşünüyorsa ve bir iktidar “halk hikmet-i hükümete karar verebilir” deyip, tavrını ve kararını buna göre değiştirecek olursa bu sefer de elimizde iktidarın gerçek manada egemen olup olmadığı sorunu olur ki, bu da bizi halkın söz geçirilmesi gereken bir varlık olup olmadığı tartışmasına götürür. Ayrıca halkın ulusal çıkara karar vermede yanılıp yanılmadığı da hiçbir zaman ispatlanamayacaktır. Irak Savaşı’na karar veren tarihsel blok mu haklı, bu savaşa karşı çıkan halk mı? Bu sorunun net bir cevabı olamaz.

Halk, hikmet-i hükümeti belirleyebilir, buna karar verebilir mi? sorusuna “hayır” cevabı verirsek; yani hikmet-i hükümete halk karar vermeyecekse, bunu ancak seçtiği kişiler, yani kendisini temsil edenler verecekse, o halde halkın yönetime katılımı neyi ifade etmektedir? Çünkü Irak Savaşı örneğinde görüyoruz ki, halkı temsil edenler ulusal çıkarların tespiti hususunda halkla aynı fikre sahip değillerdir. Demokrasinin işlevi hususuna değindiğimiz bu noktada son sorumuzla tartışmamızı bitirelim.

Demokrasinin ülke yönetiminde rolü nedir?

Örnek olayımızı konumuza uygun olarak toparlayalım. Irak Savaşı’na ABD’deki tarihsel bloklardan bir tanesi olan Hıristiyan Sağı, özelde de Bush yönetimi karar vermiştir. Bu karar eğer Amerikan halkının kararı değilse Amerikan halkının böylesine önemli bir konuda iradesi yönetime yansımıyorsa, bir bakıma halkın iradesinin yönetime katılması demek olan demokrasinin buradaki varlığı şüphelidir. Halk iradesinin ve beklentilerinin emeklilik yasası ve çöp vergisi gibi sıradan hususlarda yönetime yansıması, demokrasinin “halk, kendi temsilcileriyle kendi kendisini yönetiyor” savını karşılamaktaysa eğer, demokrasiyi bugün en ideal yönetim biçimi olarak alan devletlerin daha geçerli bir demokrasi tanımı yapmalarına gerek vardır.

Bir başka husus ise, bu savaşın 1990’lı yıllarda dillendirilmeye başlamış olmasıdır. Yani Amerikan halkı “seçim” dediği demokratik aygıtla, aslında sadece iktidar arzusundaki gruplardan bir tanesine bu fırsatı vermekten ibaret olan kararıyla çok evvelden planlanmış bir senaryonun işlemesini sağlamıştır. Burada halkın seçiminin pek bir gereği ve mantığı yoktur.

Eğer halkın talebi idiyse bu savaş ve Amerikan yönetimini bu savaşa halk zorladıysa, bu durumda da kararın demokratik, yani halk iradesiyle olmasının meşruluğu sağlayıp sağlamadığı, haklı olup olmadığı sorulacaktır. Ayrıca bu durumda halkın zorbalığından dahi bahsedilebilir. Demokrasiyle yönetilmiyor olsa da Kuzey Kore halkı Güney Kore’ye nükleer bomba atılması için yönetimlerini zorlarsa eğer, buna “halkın iradesi” deyip saygı duymak mümkün olmayacaktır. Bu problemin varlığı halkın iradesinin de ulusal çıkarı belirlemekte yeterli olamayacağıdır.

Bir döngü gibi bizi tekrar başa götüren bu tespit, iktidarın ulusal çıkarı belirlemede halkı göz ardı edebileceğini ortaya çıkarmaktadır. Fakat döngü devam etmekte ve sorular bu durumda tekrarlanmaktadır. Ya iktidar keyfi karar verirse? Keyfi karar veren iktidar otoriter sayılırsa, meşruluğunu da yitirir mi? Çokuluslu ve ulus-üstü şirketlerin iktidarları etkilemedeki güçleri ortada iken, iktidara aday tarihsel blokların halkın beklentilerinden ziyade kendi inandıkları doğrultusunda hareket ediyor olmaları gerçekken, halk nasıl temsil edilebilir? Halk hikmet-i hükümete kendi başına karar veremezken, seçilen gruplar ulusal çıkarları kendi inanç, politika ve çıkarlarıyla eş değer tutarken, demokrasi bir işlev görür mü?

Kadir GENÇ