Ultimate magazine theme for WordPress.

Modern Dünya ve Kapitalizm Eleştirisi

Doğa durumu ve klasik dönem felsefecilerinden örnekle devletin meşruiyeti ile hakikat sorunsalı

0 79

İnsanı anlamak ve anlamlandırmak ne kadar zor bir iş öyle değil mi? İnsana özgü davranışlar, duygular ve kurmuş olduğu düşünsel haritalar karmaşık ve sınırlandırılamaz. Ne metafizikten ne de fizikten vazgeçebildi insan. Ne toplumda var olabildi ne de doğa durumunda. İnsan budur dediğimiz her yargı elimizde kaldı. Bugün ise post modern dünyada en iyiyi arayanlarımız var, kendinden hareketle veya dışsal edinimler sayesinde kaybolanlarımız var. Mağaradan çıkmayı başarmış, sonrasında mağaraya dönmeyenlerimiz, mağaranın farkında olup, mağaradan çıkmak istemeyenlerimiz ve hiçte mağaradan haberi olmayanlarımız var. Oysa mağaraya geri dönenler vardı onlara ya yüz çevirdik ya yalanladık ya da öldürdük. İnsanın temel ilkesi nedir ki diye bir soru sorsam eminim uzlaşı sağlayamayız fakat bugün en yüksek iyi üzerinden yazmak istedim. Bilirsiniz, klasik dönemde insan, iyiliği şehirde bulurdu bu yüzden Aristoteles zoon politikon derken insan şehirli bir hayvandır diyordu.1 İnsan yetkinliğini şehirde elde ederdi. Modern insan, klasik düşünceyi yıkarken, insanı şehir yerine doğada tasarlamayı hedeflemişti. Olması gereken insanı bırakıp olan ile ilgilendi. Fakat bir problem silsilesi ile karşılaştı çünkü doğada ahlak ve yasa yoktu, Hobbes’un tanımıyla doğa durumunda ‘’insan insanın kurduydu’’.2 Devletin meşruiyeti tam bu noktadan hareketle elzem hale geliyordu. Oysaki doğada devlete ihtiyaç yoktu bu yüzden Rousseau, -Hobbes ve Locke’u kastederek- ‘’toplumda edinmiş oldukları fikirleri uygarlık öncesi doğal hale aktarmışlardır, vahşi insandan söz açmışlar, fakat uygar insanı anlatmışlardır’’ demiştir.3

Devleti bir şekilde insanlar meydana getirdi ve devlet örgütlenme biçimi olarak doğaya müdahale hakkını elde etti, doğaya sınır çekebilme yeteneğini keşfetti. Devlet en temelinde istisna yaratandır örneğin olağanüstü hal ilan edebilir, yaşadığımız covid19 hastalığında sokağa çıkma yasağı ilan edebilir hatta Twitter aracılığıyla seçilmiş bir başkanın tweetlerini engelleyebilir. Burada asıl soru devlet meşruiyetini nereden alır sorusudur? Eski dünyada bu meşruiyet tanrıdan gelirken modern dünyada mülkten gelmektedir. John Locke göre, mülkü meşru kılan şey emektir. John Locke, İkinci incelemelerde, meşe palamudu örneği verir ve ağaçtaki meşe palamudu herkesindir ama kim ağaca çıkıp alıyorsa o meşe palamudunu üstlenir, mülkü edinir, öyleyse emek, mülkü meşrulaştırır.4 İnsanlar bir araya geldiklerinde toplumu kurdular, toplum olarak bir araya geldiklerinde ise emeklerini sundular ve böylece ortak zenginlik doğdu. Doğa durumunda ortak zenginlik olmazdı çünkü bireysellikten uzlaşı ve çıkar ilişkisi mümkün değildir. Adalet ve adaletsizlikten de söz edemezdik doğa durumunda ayrıca eşitlik ve özgürlükte toplum ile birlikte gün yüzüne çıkar. Tüm bu kavramlarının doğmasının sebebi mülk ve emek kavramlarıdır. Buradan hareketle ticaret meydana gelir. Kadim insan, rekabeti savaşla yaptı ama modern insan bu rekabeti ticaret ile yaptı. John Locke göre, amaç ticaret ve emeğin korunmasıdır bundan dolayı devlet gereklidir. Oysa kadim dünyada devlet, en iyiye ulaşmak için lazımdı. Modern dünyada istisna koyma yetkisi piyasaya aittir. Covid19 kapsamında düşünürseniz iktidarın veya hükümetlerin, piyasanın üzerinde karar veremediklerini görürsünüz. Öyleyse ticaret devleti, modern dünyada en iyiyi vermektedir. Buradan parantez açarak devam edersek Platonun ‘’mağara alegorisi’’5 ile makaleme başlamıştım. Mağaradan çıkan kişinin hakikat ile tanıştıktan sonra mağaraya geri dönmesi ve insanlara gördüklerini anlatamama sorunu ile karşı karşıyayız. Öyleyse mağaradan çıkan bu insan, hakikati ancak gösterebilir. En basit örneğini biz İslam peygamberinin şu hadisinde karşılaşıyoruz; siz benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız.6 Biz Allah Resulünü görseydik ve ona deseydik; ey Allah’ın Resulü anlat biz de bilelim, sen bildirmeye gelmedin mi, bu senin görevin değil mi? Bize ne söylerdi? Bu yüzden en temelinde peygamberlik emir veren makamın adıdır çünkü ancak hakikat gösterilerek değil icra edilerek temaşa edilen bir durumdur bu yüzden Platon, filozof kral derken bunu kasteder. Kral, emir veren insan olduğuna göre filozof kral, emirleri kendi menfaatine veren değil insanlara hakikati göstermek için ve en iyiye ulaşmak için veren kişidir, toplumu en iyiye ulaştıracak yegâne kişidir filozof kral. Modern dünyanın filozof kralı John Locke, Adam Smith ve John Stuart Mill’dir yani piyasadır, kapitalizmdir. Parantezi kapatıp İslam siyaset felsefesinden Farabi’nin, İdeal Devlet isimli kitabıyla makalemi bitirmek istiyorum, adil olmadan hakikati yakalayamazsın diyor kendisi. Son sözlerim; modern dünya devleti, hakikatin değil servet biriktirmenin hakikat olduğu inancının sistemleşmiş halidir.

Kaynakça:    

1)     Aristoteles. Politika, çev. Mete Tunçay, İstanbul, Remzi Yayınları, 2004.

2)     HOBBES, Thomas. Leviathan, çev. Semih Lim, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 2019.

3)     J.J. Rousseau, İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı, çev. Rasih Nuri İleri, İstanbul, Say Yayınları, 1990

4)     LOCKE, John, Hükümet Üzerine İki İnceleme, çev. Fahri Bakırcı, Ankara, Babil Yayınları, 2004.

5)     PLATON, DEVLET, çev. Sabahattin Eyüboğlu, M. Ali Cimcoz, İstanbul, İş Bankası Kültür Yayınları 2006

6)     Tirmizi, Zuhd 9, (2313)

7)     FÂRÂBÎ. İdeal Devlet (El-Medinetü’l Fâzıla), İkinci Baskı, çev. Ahmet Arslan, Ankara, Vadi Yayınları, 2004.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.