Münhasır Ekonomik Bölge Ve Doğu Akdeniz Sorunu

0 367

Münhasır Ekonomik Bölge hukuki rejimi 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS)’nin V. Kısım 55 – 75 maddelerinde düzenlenmiştir. BMDHS’nin 57.maddesinde belirtildiği üzere; Münhasır Ekonomik Bölge, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz milinin ötesine uzanmayacaktır. Münhasır Ekonomik Bölge, kıyı devletine, kıyıdan başlayarak açık denize doğru en fazla 200 mil kadar uzanan bölgede gerek deniz yatağı altında, gerekse içerisinde bazı egemenlik haklarının tanınmasını içeren bir kavramdır. Münhasır Ekonomik Bölge bu deniz alanında kıyı devletine önemli ekonomik haklar ve yetkiler vermektedir. Ancak, sözleşme, üçüncü devletlere de söz konusu denizalanı üzerinde bazı haklar tanımaktadır.
Şekil 1: MEB
Ulusal yetki sınırları içindeki Münhasır Ekonomik Bölge canlı kaynaklar ile petrol, doğal gaz ve kömür, kassiterit, titanyum, manyetit, zirkon, ilmenit, rutil, monazit; altın, platin, elmas ve diğer kıymetli taşlar, kromit, kum ve çakıl, deniz dibindeki sert kayaçlar içindeki yataklarda; bakır, nikel, krom, demir, kimyasal çökelmeyle oluşmuş yataklar olarak ise fosforit, potas tuzları gibi diğer cansız kaynakları kapsamaktadır.
Özel yetki alanı olan Münhasır Ekonomik Bölge kıyı devletinin mutlak egemenliği altında bir alan olmayıp, kıyı devletine sadece doğal kaynaklar üzerinde münhasır yetkiler tanıyan bir deniz alanıdır. Bu hukuksal statü diğer devletlere bu alanı diğer konularda serbestçe kullanmaya devam edebilecekleri hakkını vermektedir.
BMDHS’nin 55. Maddesine göre Münhasır Ekonomik Bölge karasularının ötesinde ve bu sulara bitişik bir bölge olup, söz konusu Sözleşmede belirlenen özel hukuki rejime tabi olup sahildar devletin hakları ve yetkileri ile diğer devletlerin hakları ve serbestlikleri bahsi geçen Sözleşmenin ilgili maddeleriyle düzenlenmiştir. 476 Sayılı Karasuları Kanun’u uyarınca, Türk karasularının genişliği Ege Denizi’nde 6 mil, Akdeniz ve Karadeniz’de 12 mildir.
Münhasır Ekonomik Bölge’de sahildar devletlerin hakları, yetkisi veya yükümlükleri BMDHS’nin 56.1. Maddesinde yer almaktadır.
Bunlar;

  • Deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yataklarında ve bunların toprak altında canlı ve cansız doğal kaynaklarının araştırılması, işletilmesi muhafazası ve yönetimi konuları ile aynı şekilde sudan, akıntılardan ve rüzgârlardan enerji üretimi gibi, bölgenin ekonomik amaçlarla araştırılmasına ve işletilmesine yönelik diğer faaliyetlere ilişkin egemen haklar;
  • İşbu sözleşmenin ilgili hükümlerine uygun olarak;

1) Suni adalar, tesisler ve yapılar kurma ve bunları kullanma;
2) Denize ilişkin bilimsel araştırma yapma;
3) Deniz çevresinin korunması ve muhafazası; konularına ilişkin yetki;
Söz konusu sözleşmede öngörülen diğer hak ve yükümlülüklerdir.
BMDHS’nin 56.2. Maddesine göre Münhasır Ekonomik Bölge’de sahildar devlet, işbu sözleşme uyarınca haklarını kullanırken ve yükümlülüklerini yerine getirirken, diğer devletlerin haklarını ve yükümlülüklerini gerektiği şekilde göz önünde bulunduracak ve işbu sözleşme hükümleriyle bağdaşacak biçimde hareket edecektir.
BMDHS’nin 56.3. Maddesine göre deniz yatağına ve bunların toprak altına ilişkin olarak belirtilen haklar, “Kıta Sahanlığı” başlıklı VI Kısmına uygun olarak kullanılacaktır.
Kıyı devleti Münhasır Ekonomik Bölge’de ekonomik nitelikli haklar dışında üç ana konuda idari ve yargı yetkilerine sahiptir. Bunlar; her türlü tesis, araç yapay adaların bu alana yerleştirilmesi ve kullanılması, deniz bilimsel araştırmaları ile deniz çevresinin korunması ve düzenlenmesidir. BMDHS’nin“Münhasır Ekonomik Bölge’de Sahildar Devletin hakları, yetkisi ve yükümlülükleri” başlıklı 56. maddeye göre Devletinin Münhasır Ekonomik Bölge’de kıyı devleti her türlü yapay ada, araç ve gerecin yerleştirilmesi ve yararlanılması konusunda tek yetkilidir.
Münhasır Ekonomik Bölge’de diğer devletlerin hak ve yükümlükleri ise BMDHS’nin 58. Maddesinde yer almaktadır.
Söz konusu maddeye göre; Münhasır Ekonomik Bölge’de, sahili bulunsun veya bulunmasın, bütün devletler, söz konusu sözleşmenin ilgili hükümlerinde öngörülen şartlar içerisinde, açık denizlerin seyrüsefer serbestliği ile uçuş serbestliğinden ve denizaltı kabloları ve petrol boruları döşeme serbestliğinden; keza, bu serbestliklerin kullanımına ilişkin olarak, özellikle gemilerin, uçakların ve denizaltı kabloları ve petrol borularının işletilmesinde, denizin uluslararası diğer yasal amaçlarla kullanılması serbestliğinden yararlanırlar.
Ancak, Münhasır Ekonomik Bölge’de devletler, söz konusu sözleşme uyarınca haklarını kullanırken ve yükümlülüklerini yerine getirirken, sahildar devletin haklarını ve yükümlülüklerini gerektiği şekilde göz önünde bulunduracaklar ve sahildar devletin söz konusu kısım ve diğer uluslararası hukuk kuralları uyarınca kabul ettiği kanun ve kurallar, işbu sözleşme ile bağdaşır olduğu ölçüde, riayet edeceklerdir.
BMDH’nin “Münhasır Ekonomik Bölge’de yargı yetkisinin ve haklarının isnadı ile problemlerin çözümlenmesi esası” başlıklı 59. Maddesine göre Münhasır Ekonomik Bölge içerisinde ne sahildar devlete ve ne de diğer devletlere haklar ve yetki tanımadığı ve sahildar devletin menfaatleri ile diğer devlet veya devletlerin menfaatleri arasında uyuşmazlık çıkan durumlarda bu uyuşmazlık, hakkaniyete dayanarak ve diğer bütün ilgili şartlar ışığında söz konusu menfaatlerin taraflar için ve uluslararası toplumun bütünü için olan önemi göz önünde bulundurularak çözümlenmesi gerekmektedir.
BMDHS’nin 60. Maddesinde kıyı devleti münhasır yetkilere sahip olarak kuracağı yapay ada, tesis ve yapılar çerçevesinde 500 metreyi aşmamak koşuluyla güvenlik bölgeleri kurabilir. Ancak bu bölgeler uluslararası tanınmış su yollarına müdahale edecek şekilde kurulamaz hükmü yer almaktadır. Kıyı devletinin uluslararası deniz trafiğini aksatmamak yükümlüğü vardır. BMDHS’nin 60. Maddesi’nde yer alan hususlar aşağıda verilmektedir:

  • Münhasır Ekonomik Bölge içerisinde Sahildar Devlet ekonomik amaçlarla sun’i ada, tesis ve yapıların inşa edilmesi, işletilmesi ve kullanılması konularında münhasır hakka sahip olacaktır.
  • Sahildar devlet, bu sun’i adalar, tesisler ve yapılar üzerinde gümrük, maliye, sağlık, güvenlik ve muhaceret konularındaki kanun ve kurallardan doğanlar dâhil olmak üzere, münhasır yetkiye de sahip olacaktır.
  • Bu sun’i adaların tesislerin ve yapılan inşaatı gereken şekilde duyurulmalı ve mevcudiyetlerini sürekli olarak belirtecek işaretler idame ettirilmelidir. Terkedilen veya kullanılmayan tesisler ve yapılar, seyir güvenliğini sağlamak amacıyla, bu konuda yetkili uluslararası kuruluş tarafından konulmuş ve genel kabul görmüş uluslararası kurallar göz önüne alınarak, kaldırılacaktır. Bunların kaldırılmasında balıkçılık deniz çevresinin korunması ve diğer devletlerin hakları ve yükümlülükleri de gereken şekilde göz önüne alınacaktır. Tamamıyla kaldırılamayan bir tesis veya yapıdan geride kalan parçaların yeri, boyutları ve derinliği uygun şekilde ilan edilecektir.
  • Sahildar devlet gerektiği takdirde, bu suni adalar, tesisler veya yapıların etrafında, hem seyir güvenliğini ve hem de suni adaların, tesislerin ve yapıların güvenliğini sağlamak üzere içerisinde uygun tedbirler alabileceği, makul boyutlarda güvenlik bölgeleri kurabilir. Sahildar devlet uygulanabilir uluslararası kuralları göz önündebulundurarak, güvenlik bölgelerinin genişliğini tespit edecektir. Bu güvenlik bölgeleri, sun’i adaların, tesislerin genişliği, genel kabul görmüş uluslararası kuralların izin verdiği veya yetkili uluslararası kuruluşun tavsiye ettiği sapmalar dışında, suni ada, tesis veya yapının dış kenarlarından itibaren ölçülmek üzere 500 metreden fazla olamayacaktır. Güvenlik bölgelerinin genişliği, gereken şekilde duyurulacaktır.

Sun’i adalar, tesisler veya yapılar ve bunlar etrafındaki güvenlik bölgeleri, uluslararası seyrüseferde kullanılan belli başlı deniz yollarına engel olabilecek yerlerde kurulamaz. Sun’i i adalar, tesisler ve yapay ada statüsüne sahip değildir. Kendilerine özgü karasuları yoktur ve varlıkları, karasularının, Münhasır Ekonomik Bölge’nin veya kıta sahanlığının sınırlandırılmasını etkilemez.
Canlı kaynaklarının muhafazası ve işletilmesine ilişkin hususlar BMDHS’nin 61-73. Maddelerinde yer almaktadır.
Sahilleri bitişik veya karşı karşıya bulunan devletler arasındaMünhasır Ekonomik Bölge’nin sınırlandırılması BMDHS’nin74. Maddesine göre, hakkaniyete uygun bir çözüme ulaşmak amacıyla, Uluslararası Adalet Divanı Statüsünün 38. maddesinde belirtildiği şekilde uluslararası hukuka uygun olarak anlaşma ile yapılacaktır. Uygun bir süre içerisinde bir anlaşmaya varamadıkları takdirde ilgili devletler uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin XV. Kısmında öngörülen usullere başvuracaklardır.
Eğer ilgili devletler arasında yürürlükte olan bir anlaşma var ise, münhasır ekonomik bölgenin sınırlandırılması ile ilgili sorunlar, o anlaşmanın hükümlerine göre karara bağlanacaktır.
Divanın yetki alanı, bir uluslararası uyuşmazlıkta taraf olan ülkelerin kendisine getirdikleri davalar ile BM Anlaşması’nda ya da yürürlükteki uluslararası antlaşmalarda özellikle öngörülmüş konuları içine alır. Divan’ın devletlerarası bir uyuşmazlığa bakabilmesi için uyuşmazlığın taraflarının Divan’ın Statüsü’ne taraf olması ve de Divan’ın uyuşmazlığa bakma yetkisinin taraflarca tanınmış olması gerekir. Türkiye Uluslararası Adalet Divanı Statüsüne taraf değildir.
Uluslararası Adalet Divanı Statüsünün 38.1. Maddesi’ne göre kendisine sunulan uyuşmazlıkları uluslararası hukuka uygun olarak çözmekle görevli olan Divan;

  • Uyuşmazlık durumundaki devletlerce açık seçik kabul edilmiş kurallar koyan, gerek genel gerekse özel uluslararası antlaşmaları;
  • Hukuk olarak kabul edilmiş genel bir uygulamanın kanıtı olarak uluslararası yapılagelmiş kurallarını;
  • Uygar uluslarca kabul edilen genel hukuk ilkelerini;
  • 59. Madde hükmü saklı kalmak üzere; 59. Madde: Münhasır Ekonomik Bölge içerisinde Sözleşmenin ne hak ve ne de yetki tanıdığı durumda uyuşmazlıkların çözümünün esası, hukuk kurallarının belirlenmesinde yardımcı araç olarak adli kararları ve çeşitli ulusların en yetkin yazarlarının öğretilerini uygular.

38.2. Maddesine göre bu hüküm, tarafların görü birliğine varmaları halinde, Divan’ın hakça ve eşitçe karar verme yetkisini zedelemez.
Sözleşme’nin “Sahildar devletin kanun ve kurallarının yürürlüğe konulması” başlıklı 73. Maddesinin ilk fıkrasında sahildar devlete, Münhasır Ekonomik Bölge’deki canlı kaynakların araştırılması, işletilmesi, muhafazası ve yönetimi konularındaki egemen haklarının kullanılmasında, Sözleşmeye uygun olarak kabul ettiği kanunlara ve kurallara riayeti sağlamak için gemiye çıkılması, geminin denetimi, gemiye el konulması ve hakkında dava açılması da dâhil olmak üzere, gerekli bütün tedbirleri alabilme hakları tanınmıştır.
BMDHS’nin 76. Maddesine göre Kıta Sahanlığı Sahildar bir devletin kıta sahanlığı, karasularının ötesinde kıta kenarının dış eşiğine kadar veya bu eşik daha az bir mesafede ise, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz mili mesafeye olan kısmında, bu devletin kara ülkesinin doğal uzantısının bütünündeki denizaltı alanlarının deniz yatağı ve toprak altlarını içerir. Kıta kenarı sahildar devletin toprak kitlesinin su altındaki uzantısıdır.
BMDHS’nin “Kıta Sahanlığı üzerinde sahildar devletin hakları” başlıklı 77.1. Maddesine göre “Sahildar devlet, kıta sahanlığı üzerinde araştırmada bulunmak ve buranın doğal kaynaklarını işletmek amacı ile egemen haklar kullanır. 77.2.Maddesine göre sahildar devlet kıta sahanlığında araştırmada bulunmadığı veya buranın doğal kaynaklarını işletmediği takdirde hiç kimse, sahildar devletin açık rızası olmadan bu çeşit faaliyetlere girişemez.
Dünyada en fazla Münhasır Ekonomik Bölge’ye sahip ABD (11,351,000 km2) olup bunu sırasıyla Fransa (11,035,000 km2), Avustralya (8,505,348 km2), Rusya (7,566,673 km2) ve İngiltere (6,805,586 km2) izlemektedir.
Sonuç olarak, BMDHS’ye göre kıyı devletinin mutlak egemenliği altında bir alan olmayan Münhasır Ekonomik Bölge’de diğer devletler bu alandaki haklarını serbestçe kullanabilirler. Ancak, ülkelerin Münhasır Ekonomik Bölge’yi kullanırken ve buna ilişkin anlaşmaları imzalarken aynı bölgeden yararlanacak başka ülkelere bildirimde bulunması, izin alması, başka ülkelerin yetki alanlarını daraltmaması, ülkelerin haklarını saklı tuttuğu Münhasır Ekonomik Bölgedeki kıta sahanlığı alanlarını, ülkelerin ve halklarının haklarını ihlal etmemesi gerekmektedir. BM Genel Kurulu tarafından “İnsanlığın Ortak Mirası’ olduğu kabul edilen uluslararası deniz yatakları ve kaynaklarından ülkelerin adil bir paylaşım yapmasının zaruri olduğu düşünülmektedir.

Doğu Akdeniz

Asya, Avrupa ve Afrika’yı birbirine bağlayan Doğu Akdeniz coğrafyası, binlerce yıldır deniz ticaretinin önemli bir merkezi ve büyük medeniyetlerin de beşiği olmuştur. Antik Çağ’da Fenikelilerle önemli bir boyuta taşınan Akdeniz’deki deniz ticareti, uzak medeniyetlerin birbiri ile etkileşime geçmesini ve Akdeniz coğrafyasında büyük medeniyetlerin kurulmasını sağlamış ve toplumların refahını artırmıştır. Coğrafi keşifler ve güvenlik gibi nedenlerde zaman zaman Doğu Akdeniz’in deniz taşımacılığı maksadıyla kullanımı azalsa da, 1869’da Süveyş Kanalı’nın açılması ve Ortadoğu’da ciddi miktarda fosil yakıt rezervlerinin bulunmasıyla bölge deniz ulaştırmasının vazgeçilemez bir güzergâhı olarak aktif bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır.
Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün (IMO) verilerine göre günümüzde dünya ticaretinin %80’inden fazlası denizler üzerinden taşınmaktadır. Bu oranın %15’ten fazlası Akdeniz üzerindeki deniz yolları vasıtasıyla yapılmaktadır. Bunun önemli bir bölümünü de enerji kaynaklarının transferi oluşturmaktadır. Bunun nedeni Doğu Akdeniz’in, dünya petrol üretiminin %30’undan fazlasını gerçekleştiren Ortadoğu ile dünya petrol tüketiminin yaklaşık %20’sini gerçekleştiren Avrupa’yı birbirine bağlamasıdır. 2006’da Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının açılması da, Hazar bölgesinde bulunan enerji kaynaklarının, Doğu Akdeniz vasıtasıyla diğer bölgelere intikalini sağlamıştır.
Doğu Akdeniz’in önemi, dünya deniz taşımacılığının önemli bir transit bölgesi olmasının yanı sıra, son yıllarda bölgede bulunan hidrokarbon rezervleriyle bir kat daha artmıştır. Amerikan Birleşik Devletleri (ABD) Jeolojik Araştırma Kurumunun 2010 yılında yayınladığı verilere göre, Doğu Akdeniz’in doğusunda, Kıbrıs adası ile Suriye, Lübnan, İsrail ve Filistin Devletlerinin ortasında kalan Levant havzasında ortalama 1,7 milyar varil petrol, 3.45 trilyon metreküp doğalgaz olduğu değerlendirilmektedir. Levant havzası dışında, Mısır kuzeyindeki Nil delta havzasında ve Girit ile Kıbrıs adası arasında kalan Heredot olarak isimlendirilen havzada da ciddi miktarda hidrokarbon olduğu tahmin edilmektedir.
Hem kıtaları birbirine bağlaması, hem de bölgede yeni enerji kaynaklarının keşfedilmesi nedeniyle son derece stratejik öneme sahip Doğu Akdeniz bölgesi, yüzyıllardır sorunların da merkezi haline gelmiş ve bu sorunlar çözülmek yerine nesilden nesile miras bırakılmıştır. Bulunan hidrokarbon rezervleri de mevcut sorunların büyümesine, daha önce gündemde olmayan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması” gibi yeni sorunların gündeme gelmesine ve zaten çok aktörlü olan bölge sorunlarına yeni aktörlerin katılmasına neden olmuştur.

Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Sorunu

Bir devletin ülkesinin bir parçasını oluşturan deniz alanları iç sular, karasuları ve boğazlardır. Devletlerin bazı egemen haklara sahip olduğu kabul edilen ve uluslararası deniz alanını oluşturan deniz yetki alanları ise; kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB)’ dir. Bazı ülkeler, bu bölgelere ilave olarak bitişik bölge ve balıkçılık bölgesi de ilan etmektelerse de, Türkiye’nin ilan etmiş olduğu bitişik bölge veya balıkçılık bölgesi bulunmamaktadır.
Deniz yetki alanlarının hukuksal dayanağı, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS), genel hukuk ilkeleri, örf adet hukuku ve mahkeme kararlarıdır. Türkiye BMDHS’ ne, hak ve menfaatlerine aykırı maddeler olması ve şerh koyma imkânı tanınmaması nedeniyle taraf olmamıştır. Ancak, anlaşma hükümlerinin pek çoğu, örf adet hukuku haline gelen uygulamalardır ve Türkiye anlaşmaya taraf olmamakla birlikte örf adet hukuku kapsamına giren uygulamaları benimsemiştir. Bu kapsamda, kıta sahanlığı ve MEB uygulamaları örf adet hukuku haline gelmiş ve Türkiye tarafından da benimsenmiştir.
Doğu Akdeniz coğrafyası dikkate alındığında, karşılıklı kıyıların uzunluğu 400 deniz milinden kısadır. Bu nedenle bu bölgedeki devletlerin MEB sınırlarının belirlenmesi için karşılıklı mutabakat gerekmektedir. Türkiye ise bu kapsamda Doğu Akdeniz’de MEB ilanı yoluna gitmemiştir. Ancak, başta Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) olmak üzere, Mısır, İsrail ve Lübnan, Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’nin bölgedeki haklarını yok sayarak ikili anlaşmalarla MEB ilanı yoluna gitmişlerdir. Yunanistan ise resmi olarak Doğu Akdeniz’de MEB ilan etmemişse de, Avrupa Birliği (AB) kurumlarının yayınlamış olduğu haritalarda da görüldüğü gibi Meis Adası güneyindeki sahada MEB dikte etmeye çalışmaktadır.
Türkiye üzerinden bakıldığında MEB’in Doğu Akdeniz’deki dağılımı aşağıdaki gibidir.
Şekil 2: Doğu Akdeniz MEB’si
GKRY ve Yunanistan’ın iddia ettikleri MEB sınırlarına bakarsak Doğu Akdeniz MEB’si oldukça farklılık göstermektedir.
Şekil 3: Yunanistan Doğu Akdeniz MEB’si
GKRY ve Yunanistan’ın iddia ettikleri MEB sahalarının bir kısmı ise Türkiye’nin iddia ettiği “muhtemel” MEB sınırları içerisinde yer almaktadır. Bu durum, bölgede bulunduğu tahmin edilen hidrokarbon rezervlerinin aidiyeti konusunda tartışmalara neden olmaktadır.
Şekil 3’de görüldüğü üzere Yunanistan, Meis Adası’nı MEB ’sine dâhil ederek Türkiye’yi İskenderun Körfezi’ne sıkıştırmaya çalışıyor. Bu tabi ki kabul edilebilir durum değildir. Bir adanın MEB’ si olması söz konusu olmaz.
Şekil 4: GKRY ve Türkiye Ruhsatları

Şekil 4’de görüldüğü gibi GKRY’ nin belirlediği MEB, Türkiye ile çakışmaktadır. Şekilde görünen 6. Blok Türkiye’nin MEB’ si içinde yer almaktadır. Bu sebeple GKRY’ nin ortaya çıkarmış olduğu bu MEB kabul edilemez.
Şekil 5: KKTC ve GKRY MEB’si

Diğer bir tartışma konusu ise, GKRY’nin iddia ettiği MEB’de KKTC’nin de hakkı olduğu hususudur. Bu da Türkiye’nin bu mevzudaki temel hassasiyetlerinden birini oluşturmaktadır.
KKTC’ nin 2011 yılında TPAO’dan aldığı lisansta A,B,C,D,E,F ve G blokları; GKRY’nin 1,23,8.9.12 ve 13 numaralı blokları ile çakılmaktadır. Fakat KKTC’nin ruhsatlı alanıdır. Doğal olarak GKRY’nin hak iddia etmesi söz konusu olamaz.
Türkiye’nin GKRY’ nin tutumuna karşı iki temel itirazı vardır:
1) GKRY’ nin tek taraflı olarak deniz yetki alanı belirlemesi, uluslararası şirketlere denizel alanda lisans vermesi kabul edilemez.
2) Türkiye’nin Akdeniz’deki MEB iddiası ile GKRY’nin MEB iddiası birçok bölgede çakışma arz etmektedir.
Şekil 6: Türkiye ve KKTC Tarafından TPAO’ya Verilen Ruhsatlar

Doğu Akdeniz’deki ruhsatlar şekildeki gibidir. Ne Yunanistan ne de GKRY’nin çizmiş olduğu MEB gerçekçi değildir. Son olarak TPAO geçtiğimiz yıl Varlık Fonu’na devredilmiştir.
Sonuç olarak;
Doğu Akdeniz bölgesi ülkeleri son dönemde hem bölgede ortaya çıkan petrol ve doğal gaz konusunda, hem de hali hazırda var olan hukuksal anlaşmazlıklar nedeniyle bir yetki alanı uyuşmazlığı sorunu ile karşı karşıya kalmışlardır. GKRY’nin başını çektiği birkaç bölge ülkesi ise bu sorunları kendi aralarında imzaladıkları MEB Antlaşmaları ile çözüme kavuşturmuşlardır.
Bu ülkeler kendi aralarında paylaşımlarını yaparken, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (BMDHS) tarafı olmayan Türkiye’yi dışarıda bırakmışlardır. Ayrıca, uluslararası tanınırlık sorunu ile boğuşan KKTC’yi de yok saymışlardır. Yapılan bu düzenlemelere Türkiye ve KKTC’nin tepkisi sert olmuştur ve antlaşmaları tanımadıklarını açıklamışlardır. Türkiye’nin BMDHS’ne taraf olmadığından, bu bağlamda herhangi bir MEB antlaşmasına da taraf olamayacağından ötürü, oluşan deniz alanı problemlerinin örf ve adet hukuku çerçevesinde ve hakkaniyet ilkesi temelinde çözülme olasılığı öne sürülmektedir.
Türkiye ve KKTC’den gelen bu tepkilere ve değişik çözüm stratejilerine rağmen MEB antlaşmaları onaylanmış ve yürürlüğe girmiştir. Bölgenin jeopolitik önemi ele alındığında, bu tür stratejik ortaklıkların gelecekte de yapılması muhtemel olduğundan Türkiye’nin politikalarını bu gerçeğe göre belirlemesi uygun olacaktır.

KAYNAKÇA

    • Ceyhun, Ç.C. ; Oral, Z.O. ; Işık, N.G. , “Kıyı Ülkeleri İçin Deniz Yetki Alanlarının Önemi”
    • Eren, Ö, “ Akdeniz’de Yeni Sınır Uyuşmazlıklarına Doğru: Balıkçılık Koruma Alanları”
      Stratejik Araştırmalar Dergisi, Sayı 13, Mayıs 2009.
    • Güneş, Ş. A, “Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ve Deniz Çevresinin Korunması”, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/266/2398.pdf
    • Işık, T.M , (1984) “Deniz Hukuku ve Denizlerdeki Mineral Kaynakları”, Madencilik, Cilt XXIII, Sayı 2.
    • Kuran, S. (2009).: “Uluslararası Deniz Hukuku”, 3. Baskı, İstanbul.
    • Oral, Z. , (2010) “Türkiye’nin Deniz Alanlarının Deniz Güvenliği ve Emniyeti Yönünden İncelenmesi” SAREM Stratejik Araştırmalar Dergisi, Cilt 9, No:15
    • Pazarcı, H, (2008) “Uluslararası Hukuk, B. 7, Ankara.
    • Güneş, Girgin, “Fenikeliler’ de Akdeniz Ticareti”, Tez, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2006,
    • Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk, Turhan Kitabevi, 2011.
    • Necdet Pamir, “Ders Notları”.
    • Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi.
    • TPAO
    • TUDAV

Leave A Reply

Your email address will not be published.