Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde Demokrasi Kavramı

0 53

Günümüz koşullarında bağımsızlığını kazanan her devletin demokrasiye intikali zaman alabilmektedir. Sabırla demokrasinin geleceğine inanılmalı. Bugün demokrasi dediğimiz kavram pek çok unsuru karşılayabilmektedir. Sadece devlet başkanını halkın seçtiği bir düzen demokrasinin kara düzeni olarak kabul edilebilir.

Günümüz koşullarında bağımsızlığını kazanan her devletin demokrasiye intikali zaman alabilmektedir. Sabırla demokrasinin geleceğine inanılmalı. Bugün demokrasi dediğimiz kavram pek çok unsuru karşılayabilmektedir. Sadece devlet başkanını halkın seçtiği bir düzen demokrasinin kara düzeni olarak kabul edilebilir. Bugün Mısır’da olan durumu baz alırsak yıllarca Hüsnü Mübarek, halkın verdiği oyla 33 yıl yönetti. Fakat bu durumu irdelediğimiz takdirde ulaştığımız sonuç bizi demokrasiye olan inancımızı ya da asıl demokrasiye ulaşmanın zorluğunu açığa çıkarmış oluyoruz. Kişisel özgürlüğün simgesi haline gelen  gizli oy açık sayım mantalitesi Mısır gibi bölgesinde önem arz eden bir ülke için tam tersi bir durum söz konusu. Gizli oy, gizli sayım. 21. Yüzyılda tarihinin ilk demokratik seçiminde Mısır’da beklenen demokrasi gelmişti. Suriye’de de durum içler açısı. Demokrasi adı altında Esed ailesi babadan oğula bir yönetim tarzıyla başka bir kesime söz hakkı tanımadan fütursuzca yönetti. Kendi ülkemizden de yakın tarihte buna çeşitli örnekler verebiliriz. 1946 yılında Demokrat Parti’nin kurulmasıyla çok partili sisteme geçen Türkiye, 1950 yılında ilk çok partili seçime girmiştir. Bu tarihlerde demokrasi diye beklediğimiz olgu bize asıl demokrasiyi özletti. Parçalara ayrılmış Dünyanın her köşesinde demokrasi olgusu farklılık arz etmektedir.

Fakat Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde demokrasi kavramı geç telaffuz edilmeye başlanmıştır. Bu düşüncenin ekserisinde Rusya’nın politikaları elbette ki yadsınamaz. Bugün baktığımızda 1990’lı yılların başlarında bağımsız olan Türk devletlerinin demokrasi kavramına olan yabancılığını görebiliriz. Her açıdan Rusya’nın sömürü politikalarına maruz kalan bu devletler demokrasi denen nimeti de Rusya’dan yanlış bir şekilde almış olduğunu görüyoruz. Rusya’nın siyasi tarihine göz attığımız takdirde ihtilallerin bu topraklar için ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. Geçmişte demokrasiden yoksun olarak yönetilen Rusya, bugünlerde başta Orta Asya olmak üzere dünyaya demokrasi dersi vermekte.(!). Yine aynı şekilde Amerika Birleşik Devletleri, demokrasi getirmek için girdiği Irak’tan çıkmış değil. Afganistan’da hala NATO birlikleri bulunmakta. İkinci Dünya Savaşı’nda SSCB’den ayrılmak isteyen milletlere demokrasi ve özgürlük sözü verilmişti. Zira demokrasiden yoksun Rusya’nın yönetimi altındaki milletlere demokrasi getirebilmesi oldukça zor gözüküyor. Getirse dahi bunun hangi demokrasi olacağı aşikar.

Türk cumhuriyetleri bağımsızlığının üzerinde 20 yılı aşkın süre geçmiş olmasına rağmen bu devletleri yöneten kişilerin alternatifi olmayışı bölgeyle yakından ilgilenmeye başlayan Türkiye için endişe vericidir. Bugün Azerbaycan’da Aliyev ailesi halen daha ülke yönetimindeki en yetkililer arasında. Kazakistan’da Nursultan NAZARBAYEV, 1990 yılından beri ülkeyi yönetmekte. Özbekistan’da bu durum daha da riskli. Yine 1990 yılından itibaren görevde bulunan İslam KERİMOV, yakın tarihte önce ABD ile ardından Rusya ile bölgede işbirliğine girmiştir. 11 Eylül 2001 yılındaki saldırılardan sonra ABD’nin bölgedeki üssü Özbekistan olmuştur. Yine bu yıllarda Taliban rejimine karşı ABD, Özbekistan hava sahasını kullanmıştır. Fakat 2005 yılında Andican olayları esnasında ABD’nin Özbekistan’ı suçlayıcı tavrından dolayı Kerimov yönetimindeki Özbekler ABD ile ilişkilerini tamamen kesmiştir. Terörist bir grup olarak kabul ettiği Özbekistan İslami Hareketi liderlerinden Tahir Yoldaş ve Cuma Hocayev idama mahkum edildi. Halkın seçmiş olduğu bir yönetimde yine halk hareketleri liderlerinden olan kişilerin idam edilmesini demokrasi zaafı olarak görüyorum. Kırgızistan yakın tarihinde birçok isim değişse de 2011 yılında göreve gelen Almazbek ATAMBAYEV, kendisinin Rus yanlısı olduğunu pek çok kez tekrarlamıştır. Ve Rusya’ya 2014 yılına kadar Amerikan üssünü çekme sözünü vermiştir.

Göz ardı edilmemesi gereken bir diğer hususta şudur ki, Türkmenistan, Kazakistan ve Özbekistan devlet başkanlarının bağımsızlıktan önce, kendi vatanlarındaki Sovyet Sosyalist partilerden çıkmış olmaları. O halde bu ülkelere demokrasiyi Rusya mı getirdi? Sorusu aklımızı kurcalamakta. Bağımsızlığını henüz kazanmış olan bu devletler için demokrasiyi tam anlamıyla sağlamak elbette ki zordur. Fakat her seçimde muhalefetten yoksun alternatifsiz seçime giden sosyalist kökenli hükümetlerin yüzde 90’ın üzerinde oy almaları son derece düşündürücü. Tam demokrasinin olduğu hiçbir toplumda böylesine fahiş bir oy oranı görülmemiştir.

Öte yandan 15 Aralık 2013 tarihinde yapılan Türkmenistan’daki çok partili ilk seçimi bölge adına demokrasinin ilk adımı olarak görüyorum. Türkmenistan bu seçimde pek çok ilk’e yer vererek demokrasiye olan inancını ortaya koymuştur. Türkmenistan’daki seçimlere ilk defa gözlemci olarak katılmasına izin verilen  AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) , daha öncesinde Özbekistan seçimlerine de şaibeli olarak yaklaşıp, pek çok konuda eleştirmişti. AGİT’in yanı sıra Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) uzmanları da gözlemci olarak katıldı.

Nihayetinde demokrasi kavramı pek çok kez yanlış anlaşılabilmiştir. Türkiye’nin tek endişesi değişen dünya düzeninde Orta Asya’nın da Orta doğu olma ihtimalidir. Orta Doğu’da tam anlamıyla yerleşmemiş bir demokrasi anlayışı vardı. Deyim yerindeyse o bölgede Arap Baharı için düğmeye basıldı. Orta Asya’da demokrasi tam oturmadığı için zafiyetler gösteriliyor. Bu durumdan en az hasarla kurtulabilmenin yolu ise kapalı siyaset dediğimiz anlayıştan vazgeçmek olacaktır. Özellikle Özbekistan’ın kapalı siyaseti bölgede tedirginliklere yol açtığı görülüyor. Kısa zamanda Orta Asya’da demokratik adımlar görebilmek umuduyla..

HAMZA ÖZTÜRKÇÜ

Atatürk Üniversitesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları