Orta Çağ Siyasi Düşüncesi Ve Toplum Yapısı

0 1.036

Şuan da dünyada ki mevcut düzensizliğin sebebi Orta Çağdan kalan köhne bir inanç ve çıkarların ön planda olduğu düşünce sistemidir. Orta Çağ Avrupa’sını oluşturan devletlerin kurdukları düzen tamamıyla dini inanca dayalıydı.Papanın ve papazların yani kilisenin dine dayandırılarak oluşturdukları kanunlar ve nizam dönemin krallarına ve yöneticilerine dayatılarak halk üzerinde uygulatılmıştır. Krallar ve yöneticiler kilisenin etkisiyle ve yaptırımlarıyla halkı yönetmiş ve yönlendirmiştir. Ülkelerin kendi içlerinde oluşturdukları kanunlar ve diğer devletler ile ortak oluşturmaya çalıştıkları siyasi yapı, kilisenin ve yöneticilerin ortak çıkarları doğrultusunda düzenlenmiştir. Orta Çağ Avrupa’sında halk üreten ve hizmet eden bir toplum olmuş, mallarından ve canlarından kilisenin söylemleri ve emirleriyle vazgeçmişlerdir. Devletler birbirlerine kilisenin emriyle savaş ilan etmiş ve o dönem çok büyük çöküntüler, krizler, açlık ve sefalet ortaya çıkmıştır. İnsanların refahını, adaleti, sosyal ve ekonomik düzeni değil, bireylerin zenginliğini ve saltanatını güçlendirmesini destekleyici kararlar yine dini ekollere dayanarak alınmıştır.Her devlet kendi sınırlarını ve bu sınırlar içinde yaşayan halkları korku, zulüm ve eziyet ile belirlemiş halk bu güce itaat etmek zorunda bırakılmıştır. Vatikan yani Roma Orta Çağ Avrupa’sında ki devletlerin krallarını ve yöneticilerini uzun bir süre bir arada tutmayı başarmış ve halen daha bugünkü Avrupa devletlerinin yöneticileri üzerinde etkinliklerini de devam ettirmektedirler. Avrupa Birliği diye oluşturulan bu birlik aslında tamamı Hristiyan olan devletlerin bir araya gelerek tek devlet olabilme çalışmasıdır. İşin temelinde Hristiyanlık inancı işin icra kısmında ise yine kişilerin kendi çıkarları ön plandadır. Tek fark Orta Çağ Avrupa’sında gönülsüz ve zorla hizmet ettirilen halk bugünün Avrupa’sında bu birliğe gönüllü ve istekli hizmet etmektedir. Orta Çağ Avrupa’sında siyasi yapı silahlanmak, hazineye yüksek miktarda altın toplamak ve halkı kiliseye bağımlı kılmaktan ibaretti. Kanunlar ve kurallar ülke içerisinde bölge-bölge değişiklik göstermekteydi. Komutan, vali, kont vb. statüde ki kişiler kendi hükümdarlığı ve yönetimi altındaki bölgelerde kuralları ve kanunları merkezi yönetimin dışında değiştirebilme hakkına sahiptiler. Halktan toplanan vergilerin bir kısmını kendilerine ayırır geri kalanı merkezi yönetime gönderirlerdi. Kilisenin dokunulmazlığı Orta Çağ Avrupa’sında olmazsa olmazdı. Kurdukları Engizisyon mahkemeleri ile sisteme karşı gelen veya sisteme alternatif ortaya çıkan herkesi ve her düşünceyi yargılayıp ortadan kaldırıyorlardı. Belli bir süre sonra bazı kişiler bu sisteme ve düzene başkaldırdılar. Bugün Hristiyanların farklı mezheplere bölünmesinin sebebi halkın kilisenin baskısından bıkması ve huzur istemesinden kaynaklanır. Gerçekte ilahi bir din olan Hristiyanlık zaman içinde tahrip edilmiş ve insanlar bu dini ilahi nizamdan uzaklaştırıp kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmişlerdir. Hiçbir ilahi dinde insanın köleleştirilmesi, insanın yapmak istemediği bir şeye zorlanması diye bir şey yoktur. Maalesef Orta Çağ Avrupa’sında insanlar kilisenin emri ile haçlı seferleri düzenleyerek başka devletler üzerine din adı altında savaş açmışlardır. Kendi bozuk düzenlerini diğer milletlere de yansıtmışlar ve aynı zulmü eziyeti onlara da yapmak için Orta Doğu’ya, Asya’ya, Afrika’ya seferler düzenlemişlerdir. Orta Çağ Avrupası devletleri zapt ettikleri hiçbir devlete veya topluluğa huzur ve refah getirmemiştir. İşgal ettikleri topraklarda bugün dahi eziyetlerinin ve zulümlerinin izleri bulunmaktadır.
Bugün dünyada ki düzensizliğin, kanunsuzluğun ve adaletsizliğin sebebi Orta Çağ Avrupası’ndan kalma zihniyetin ve fikirlerin şuan ki birçok dünya devletinin yöneticilerinin uyguladığı sisteminin orta çağ zihniyetiyle aynı olmasıdır. Orta çağda insanların büyük bir kısmı okuma yazma bilmiyordu. Yönetici statüsündeki elit tabaka varlık ve refah içinde yaşıyor hükmettikleri büyük topraklar üzerinde ki insanların emeğini gasp ediyorlardı. Kendi aralarında kurdukları bir hiyerarşi ile bu zenginliği bölüşüyor insanoğluna bahsedilmiş tüm zevklerden yararlanıyorlardı. Bunların bir altında tüccarlar dediğimiz orta bir kesim vardı bu kesimde zengin ve varlıklıydı. Çoğunlukla bu elit kesimin ihtiyaçlarını, gereksinimlerini bu tüccarlar sağlıyordu. Kraliyete ait topraklar da ki üretilen her şey bu tüccarlar aracılığıyla diğer devletlere satılıyordu. Kilisenin yani Romanın, Orta Çağ Avrupa’sında kurduğu ticari faaliyet sistemi bugün dahi devam ettirilmektedir. Şuan da dünyadaki birçok büyük firmanın Vatikan’a ait olduğu bunun ispatıdır. Orta çağ Avrupası kendilerinden olmayan hiçbir millete ve devlete yaşam hakkı tanımamıştır. O dönem Avrupa içerisinde farklı devletlerde yaşayan Yahudiler, Hristiyan toplum içerisinde zengin ve varlıklı insanlar statüsünde yaşıyorlardı. Bazı Yahudi tüccarların krallara borç verdiği dahi bilinmektedir. Aslında Hristiyanlığın tahrip edilmesinin en önemli sebeplerinden birisi de Yahudilerin bu din üzerinde ki hâkimiyetidir. Yahudiler yani İsrail oğulları bugün dahi kiliseyi ve Vatikan’ı yönlendirmektedir. Yahudilerin Hristiyanları kullanmaları ve yeryüzünde ki düzensizliği tertip etmeleri maalesef onlarında tahrip ettiği ve bozduğu ilahi bir din olan Musevilik dinine dayandırarak yapmalarıdır. Bugün Avrupa devletlerinde ki siyasi ve etnik yapı maalesef Orta Çağ Avrupası’ndan miras kalmıştır. Temelin bozuk olması üzerine kurulacak olan sistemlerin bozuk olacağı anlamına gelir. Yeni yetişen nesil eski neslin öğretileri ile yetişeceği için onlarda bu karmaşık ve bozuk düzeni devam ettirmektedirler. Kendisinin üstün olduğunu, yaptıklarının doğru olduğunu iddia eden bir topluma hiçbir şey anlatamaz ve öğretemezsiniz. Bugünkü Avrupa devletlerinin Orta Çağdan miras aldıkları siyasi yapı olağanüstü bir hal olmadığı sürece devam ettirilecektir. Kendi varlıklarını sürdürmek için diğer varlıkları görmezden gelecek ve değer vermeyeceklerdir. Kendi düzenlerinin korunması için farklı milletlere ve devletlere her türlü zulmü ve eziyeti yapmaya devam edeceklerdir. Bugün toplumlar insan hakları adı altında bir araya gelip bir şeyler yapmaya çalışmaktadırlar ama devletler bekaları için insan haklarının belli bir yerde bittiğini oradan itibaren sistemin ve düzenin haklarının başladığını bugün aleni bir şekilde duyurmaktadır. İnsanoğlu kendisini bekleyen büyük bir karmaşa ve savaşla karşı karşıyadır. Bu kıyım belki de insanlığın sonu olacaktır.