Çarşamba, Temmuz 17, 2024
spot_imgspot_img

Top 5 This Week

spot_img

Related Posts

ORTADOĞU VE MEZHEPSEL EKSENLER

İslam toplumları içerisindeki mezhepsel ayrımın hikâyesi Hz. Peygamber’in 632 yılında vefatı ile başlamıştır. Vefatından sonra İslam Devletinin yönetimini kimin devralacağı konusunda bir güç yarışı ortaya çıkmıştır. Günümüz Orta doğu meselelerinde ve bu coğrafyadaki ülkelerin kimlerle müttefik olacağını veya kimlerle rekabet edeceğini belirleyen ana etken aslında bu ayrım olmuştur ve ülkeler Şii-Sünni temelinde kutuplaşmışlardır. Bu açıdan bakıldığında din temelindeki bu ayrım politik bir mesele halini almıştır.
Orta doğu coğrafyasında mezhep eksenli güç yarışında ve rekabet halinde olan İran-Suudi Arabistan, bu eksene en net örnek halindedir. 1979 yılında İran’da Şah Rıza Pehlevi’nin devrilip sürgündeki imam Ayetullah Humeyni’nin ülkesine dönmesiyle İslam Devrimi gerçekleşti ve bu tarihten sonra İran-Suudi Arabistan arasındaki siyasi gerilim derinleşti. Hiç şüphesiz bu gerilimin derinleşmesindeki ana etken devrim sonrası İran hükümetinin, ‘devrim ihracı’ ve ‘Şii hilali’ gibi politikalarını uygulama arzusu olmuştur. Humeyni, bölge ülkelerdeki halkların vatandaşlarına mevcut statükocu ve Amerikancı iktidarlarına karşı ayaklanma çağrısı yapıyordu ve hiç kuşkusuz başta Arabistan  olmak üzere Sünni ağırlıklı diğer bölge ülkeleri için de ciddi tehdit oluşturuyordu. Humeyni’nin küreselleşme ve Amerikan karşıtı bu revizyonist tutumu Ortadoğu’daki dengeleri sarsmıştır. Örneğin,1980-1988 yılları arasında yaşanan Irak-İran savaşında Riyad, Saddam Hüseyin’e destek verdiğini açıklamıştır.
21.yüzyıldaki duruma baktığımızda ise İran’ın özellikle Irak’ta Saddam rejiminin devrilmesiyle birlikte istediğini elde ettiğini söyleyebiliriz. Sünni rejimin devrilmesiyle birlikte İran, Irak’ta nüfüzunu arttırmayı başarmıştır. Günümüz Şii Irak hükümetiyle yakın ilişkileri vardır. Örneğin İran destekli Haşd-i Şabi örgütünün Irak hükümetinin Kerkük’ü geri almasında önemli bir rol oynamıştır.
İran ve Suudi Arabistan arasındaki bir diğer gerilim ise Suriye iç savaşında meydana gelmiştir. Bu iç savaşta İran, Esad iktidarını; Suudi Arabistan ise silahlı Selefi İslami grupları desteklemiştir. Böylece bu iki ülke arasında vekâlet savaşları başlamıştır. Aynı şekilde Prens bin Salman’ın Suudi Arabistan’ın güney komşusu Yemen’deki isyancılara savaş ilan etmesinin arakasında İran’ın etki alanının genişlemesini durdurma düşüncesi vardır.
Mevcut politika üretme süreçlerinde tabii ki de dış faktörlerinde çok önemli bir rolü vardır. Suudi Arabistan, Trump yönetiminin desteğini alırken İran’ı büyük bir tehdit olarak gören İsrail hükümetinin de İran’ı çevreleme çabaları Suudi Arabistan için bir artı oluşturmaktadır. Ayrıca İsrail ve Suudi Arabistan, İran ile yapılan nükleer andlaşmadan en fazla rahatsız olan ülkeler konumundalardır.
Ortadoğu’daki bu güç yayma ve bölge hakimiyeti politikaları şüphesiz bir ABD-Sovyet Soğuk Savaşı’nın Ortadoğu versiyonunu hatırlatmaktadır. İran ile Suudi Arabistan doğrudan savaşmıyorlar; ancak iki ülkenin desteklemiş olduğu gruplar farklı bölgelerde hâkimiyet mücadelelerini sürdürüyorlardır. Bu mücadele tabii ki en çok bölge halkına  zarar veriyor ve Ortadoğu’da radikalizmin yükselmesine zemin hazırlıyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popular Articles