Perşembe, Temmuz 18, 2024
spot_imgspot_img

Top 5 This Week

spot_img

Related Posts

Osmanlı ve Adalet

Kılıcın yapamadığını adalet yapar.

Dünyaca ünlü bir adalet sistemine sahip olan ve 693 yıl -dağılma dönemi hariç diyebiliriz- bu sistemi en iyi şekilde uygulayan Osmanlı devletinden başkası olamaz. Osmanlının adalet terazisi çok hassastır ve oldukça güçlü temeller üzerine kurulmuştur. 693 yıl içinde devletin en üst kademsindeki kişi ile halk her zaman eşit haklara sahip olmuştur ve gerektiğinde eşit şartlarda yargılanmışlardır

Bu adalet sistemini anlatırken bu sistemin öğelerinden ve işleyişlerinden bahsetmek gerekir. Osmanlı devletinde hukuk, Şer’i hukuk (İslam hukuku=fıkıh) ve Örfi hukuk olmak üzere iki temele dayanmaktadır. Örfi hukukun kaynaklarını Türk gelenek ve göreneklerine göre oluşturulmuş kurallar ve şer’i hukuka aykırı olmayan padişah buyrukları oluşturuyordu. Örfi hukukun bir araya getirilmiş adına Kanunname deniyordu. Osmanlı devletinde bilinen ilk kanunname Fatih Sultan Mehmet’in Kanunname-i Ali Osman’ıdır. Osmanlı devletinde batılı anlamda ilk yayınlanan ana yasa ise II. Abdülhamit döneminde ilan edilen “Temel Kanun” anlamına gelen Kânûn-i Esâsî’dir (1876). Osmanlı devletinde hukuk ve adalet denince en yetkili kişi olarak kazaskerler gelir. Kazasker kelimesi  “kadı” ve “asker” kelimesinin birleşimden oluşmaktadır. Kazaskerlik ilmiye kıyafeti olup Osmanlı devlet yapısında idari bir görevdir. Kazasker’in görevleri; kadı, müderris ve din görevlisi atamalarını gerçekleştirir. Kadı kararlarına itiraz kazaskerliğe yapılırdı yani kazaskerlerin kadı kararlarını bozma ve yeni kararlar oluşturma gibi yetkilere sahiplerdi. Kazaskerler Divan-ı Hümayun’un tabiî azasıydı. Şeyhülislamlar divanda bulununcaya kadar divandaki şer’i meseleler, Kazaskerler tarafından idare edilirdi. Kazaskerlik 1480 yılına kadar Anadolu Kazaskeriliği olarak tek merkezdeydi bu yıldan sonra Rumeli Kazaskeri ve Anadolu Kazaskeri olarak ikiye ayrıldı ve rütbe olarak Rumeli Kazaskeri Anadolu Kazaskerinden üstündü. Yavuz Sultan Selim’in İran seferinden sonra merkezi Diyarbakır olan üçüncü bir Kazaskerlik oluşturularak doğu eyaletlerinin kontrolü sağlanmak istenmiş fakat bu üçüncü Kazaskerlik sonradan kaldırılmıştır.

Yargı işlerinde Kazaskerden sonra Kadı gelir. Tüm İslam devletlerinde gördüğümüz bir makam olan Kadılık makamı da Osmanlı devletinin ilk yıllarından itibaren görülmektedir. Kadı yargı işlerine bakan görevliye verilen unvandır. Kadılar Kazasker veya Şeyhülislam tarafından Padişah’a arz edilir Padişah beratı ile atanırlardı. Kadılar hakkında detaylı bilgileri Osmanlı arşivlerinden öğrenebiliriz. Ayrıca Kadıların görevli oldukları yerlerde tuttukları Şer’iye sicillerinden de Kadılar hakkında kişisel şeyler öğrenmekle birlikte görevlendirildiği toplum ve Kadının görevleri hakkında bilgiler alabiliriz. Kadılar bulundukları bölgenin şer’i mahkemede davalara bakarlar (bu davalarda kadı her zaman tek başına karar vermez bulunduğu bölgenin ileri gelenlerinden tanınmışlarından oluşan heyetinde fikrini alır). Aynı zamanda diğer görevleri; bölgedeki vakıfları denetleme, belediye başkanlığı yapma, beylerbeyini denetleyerek bölgeye tam hâkim olmasını engellerler (bu Osmanlı devletinin merkeziyetçi bir yapısı olduğunu gösterir),anlaşmalara şahitlik ederek noter görevi üslenir, görevliler hakkında payitaht’a rapor yazarlar, merkezden gelen emirleri duyururlar. Ayrıca Kadının direkt padişahın kendisiyle yazışma yetkisi de bulunmaktadır. Kaynaklardan öğrenildiğine göre Kadıların bulundukları bölgeye alışıp kayırma ve rüşvet işlerinin önün açılmasını önlemek için görev süreleri sınırlı tutulmuştur bu görev süresi İsmail Hakkı Uzunçarşılı tarafından 20 ay olarak gösterilse de Mustafa Akdağ bir yıl müddet-i örfî, bir yıl da uzatmalı olarak toplam iki yıl olduğunu söylemektedir. Kadıların görev süresinin Kadıdan Kadıya farklılık gösterdiği söylenebilir. En doğru kararları vermek ve kimsenin hakkını kimsede bırakmamakla görevli olan kadılar şer’i hukuk ve örfi hukuk’un gereklerini yerine getirmeye çalışmışlardır. Bununla ilgili belki de en güzel örnek Evliya Çelebinin Seyahatnamesinde bulunmaktadır.

Bu hikâye Seyahatname de şöyle geçer: Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fetheden padişah yalnızca şehrin imarı ile uğraşmadı. Şehrin ilk kadısı olarak Bursa Müderrisi Hızır Bey’i şehrin ilk Kadısı olarak atadı ve geçimlik olarak şimdiki Kadıköy’ü verdi (Kadıköy ismi de buradan gelmektedir). Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethinden on yıl sonra mimar Rum asıllı Atik Sinan’a kubbesi Ayasofya’dan daha büyük olan bir cami yapmasını emreder. Mimar her ne kadar padişahın emrine “Emrin başım üstüne padişahım” diyerek başlasa da yaptığı cami Fatih’in istediği kadar heybetli olmaz.  Fatih Sultan Mehmet, yeni yapılan camiyi görünce “Kubbesi Ayasofya’dan daha büyük olsun…” emrine neden uyulmadığını sorar. Mimar; büyük bir depremde caminin yıkılacağından korktuğu için kubbesini Ayasofya’dan daha küçük yapmak zorunda kaldığını ve bu yüzden sütunları kestirdiğini söyler. Bunun üzerine sinirlenen padişah bu işi kasıtlı yaptığını düşündüğü için ve mermerleri ondan habersiz kestirdiği için  “Mermer sütunları kesen ellerin kesilmesi” emrini verir… Mimar Atik Sinan bunu özellikle yapmadığını “Hesaplarına göre Ayasofya’nın kubbesinden daha büyük bir kubbenin, ilk depremde yıkılacağını” düşündüğünü söyler ama emir büyük yerdendir ve geri dönüşü yoktur. Daha sonrasında çevresi tarafından cesaretlendirilir ve Fatih Sultan Mehmet’i Hızır Bey’e şikâyet eder. Fatih mahkemeye gelir ve duruşma başlar; Fatih Sultan Mehmet çok büyük bir insan olabilir ama emrindeki birini mahkeme etmeden cezalandırmıştır. Karşı taraf savunmasını yapar, mimar gerekçelerini açıklar ve kadı kararını verir: Fatih Sultan Mehmet suçlu bulunur ve kendisi de mimara uyguladığı cezayla yani elleri kesilerek cezalandırılacaktır. Bunu duyan mimar Atik Sinan kulaklarına inanamaz ve Kadıya yalvarmaya başlar bunu göz önünde bulunduran Kadı Hızır Bey cezayı para cezası olarak çevirir ve mimara yüklü miktarda para verilmesine karar verir. Evliya Çelebi’nin aktardığına göre, karardan sonra Fatih, çıkardığı demir sopayı kadıya göstererek; “Eğer sen Allah’ın hükmünü uygulamayıp, elimi kesmeye beni mahkûm etmeseydin bununla başını paramparça ederdim” der. Kadı Hızır Bey de sakladığı kamayı çıkararak cevap verir: “Sen de benim hükmümü kabul etmeseydin, ben de bununla seni delik deşik ederdim” der.

Buradan yola çıkarak Osmanlı adalet sisteminin ne kadar sistematik olduğunu görebilir ayrıca Osmanlı devletinde kişi ve makam gözetmeksizin herkesin mahkeme önünde eşit olduğu da gözlenmektedir.

Kanuni Sultan Süleyman’ın ifadesiyle; “Kılıcın yapamadığını adalet yapar.”

İbrahim DAVARCI

Pamukkale Üniversitesi, Tarih Bölümü

Kaynakça

  • Dr. Ahmed Akgündüz -Osmanlı Hukuk Sistemi
  • Hülya TAŞ -Osmanlı Kadı Mahkemesindeki “Şühûdü’l-Hâl” Nasıl Değerlendirilebilir?
  • İsmail Hakkı Uzunçarşılı-Osmanlı Devleti’nin İlmiye Teşkilatı, Ankara, 1965, s.86
  • Evliya Çelebi -Seyahatname
  • Ulaş Salih ÖZDEMİR  -Osmanlıda Kadıların Görevleri

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popular Articles