Sırbistan Hakkında Genel Bilgi

0 309

Dağılan Yugoslavya’nın en büyük ve merkez cumhuriyeti olan Sırbistan, Bosna-Hersek ve Kosova’da yaşanan katliamalrdan sonra bugün Avrupa Birliği ile üyelik müzakereleri sürdürüyor.
Tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan Balkanlar coğrafyasının merkezinde yer alan Sırbistan, yakın tarihin önde gelen çok etnili devletlerinden Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin de en önemli parçasıydı.
Avrupa kıtasında imparatorlukların hüküm sürdüğü devirlerde Roma ve Bizans tarafından yönetilen Sırbistan, 500 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyetinde kaldı. İslamiyet’in etkisi ve Osmanlı Devleti’nin diğer bölgelerinden Müslüman nüfusun göçüyle birlikte bölge yeni bir kimlik kazandı. Belgrad ve diğer şehirler gelişti ve büyüdü.
17. yüzyılın sonları ile 18. yüzyıl boyunca Belgrad şehrinin kontrolü, Osmanlı ile Avusturya devletleri arasındaki başlıca çekişmenin nedeni oldu. Sırbistan’ın Osmanlı’dan kopuşu ise, Avrupa’da milliyetçilik ve bağımsızlık hareketlerinin yeni filizlendiği bir döneme denk geldi.
Kara Yorgi Petroviç liderliğinde örgütlenen Sırplar, Rusya’nın da desteğiyle 1806 yılında Osmanlı yönetimine karşı ayaklanma başlattı.1806-1812 yılları arasındaki Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Belgrad isyancıların kontrolünde kaldı. Ancak savaşın bitmesinin ardından toparlanan Osmanlı Devleti 1813 yılında şehri yeniden ele geçirdi. İsyancı lider Kara Yorgi ve birlikleri Avusturya’ya sığındı.
Avrupa’nın sınırlarını yeniden belirleyen Viyana Kongresi’ne (1814-1815) bağımsızlık talebiyle katılan Sırplar, bekledikleri yanıtı alamayınca yeniden isyan başlattı.
Osmanlı Devleti bu kez Sırplara bazı imtiyazlar vermeyi kabul etti. Yeni kurulan Sırp Prensliği önce Osmanlı Devleti’nin denetimi altında yaşadı. 1867 yılına kadar Osmanlılar Belgrad’da bir birlik bulundurmaya devam etti. 1878 – Berlin Antlaşması ile Sırbistan tamamen bağımsız oldu ve 1882’de Sırbistan Krallığı ilan edildi.
1912’de patlak veren Balkan Savaşları’nda Sırbistan, topraklarını genişleten devletlerden biri oldu. Üsküp ve Manastır’ı Osmanlı Devleti’nden alan Sırbistan, bu savaşlardan kârlı çıktı.
Birinci Dünya Savaşı’nı ateşleyen kıvılcım ise bir Sırp gencinin eylemiyle yakıldı. Gavrilo Princip adındaki Sırp milliyetçisinin, 28 Haziran 1914 tarihinde Avusturya-Macaristan veliahtı Arşidük Franz Ferdinand’a bir saldırı düzenleyip onu öldürmesiyle savaş başladı. Savaşta bir milyona yakın Sırp hayatını kaybetse de Sırbistan yine topraklarını genişleten taraf oldu.
‘Yugoslavya’ dönemleri
Birinci Dünya Savaşı’nı bitiminin akabinde, 1 Aralık 1918 tarihinde ‘Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı’ olarak da bilinen, Yugoslavya (Güney Slavları) Krallığı kuruldu. Ancak etnik çatışmalar nedeniyle siyasi istikrarsızlıktan kurtulamayan Yugoslavya Krallığı, İkinci Dünya Savaşı sırasında da Nazi Almanya tarafından işgal edildi. Kısa sürede teslim olarak parçalan ülkenin Slovenya, Dalmaçya, Karadağ, Kosova ve Voyvodina bölgeleri bölüşüldü.
İkinci Dünya Savaşı boyunca büyük soykırımın yaşandığı Sırbistan’da halk faşist rejime karşı iki koldan isyan başlattı. Savaştan önce Yugoslavya ordusunda görev yapan Albay Draza Mihailoviç önderliğindeki Çetnikler olarak bilinen Sırp çeteler ile Josip Broz Tito yönetimindeki Yugoslavya Komünist Partisi silahlı direniş gösterdi. Kendilerine Partizan adını veren Tito yanlıları, Sovyetler Birliği’nin desteğiyle Ekim 1944’te Belgrad’ı ele geçirdiler.
Çetnikleri de yenerek Yugoslavya’ya hakim olan Partizanlar, 2 Aralık 1945’te Demokratik Yugoslavya Federasyonu’nun kurulduğunu ilan ettiler. 1946 yılında ülkenin adı Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti, 1963’de Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Tito’nun önderliğindeki Yugoslavya, Soğuk Savaş yıllarında diğer Doğu Bloku ülkelerine göre Sovyetler Birliği’nden daha bağımsız bir siyaset izledi. Ne Doğu ne de Batı blokuna dahil olan, her iki tarafla da dengeli ilişkiler sürdürmeyi amaçlayan devletlerin oluşturduğu Bağlantısızlar Hareketi’nin öncü ülkeleri arasında Yugoslavya da yer alıyordu.
Yugoslavya’nın dağılması ve Bosna Savaşı
1990’ların başında Doğu Bloku’nda başlayan çözülme Yugoslavya’yı da etkiledi. 1992 yılında Slovenya, Hırvatistan, Makedonya Cumhuriyeti ve Bosna-Hersek Yugoslavya’dan ayrılarak bağımsızlıklarını ilan etti.
Aynı yıl Sırbistan, Voyvodina, Kosova ve Karadağ özerk bölgeleriyle birlikte, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti adında bir ülke haline geldi. Bu devletin liderliğini üstlenen Slobodan Miloseviç, Bosna-Hersek’in bağımsızlığını engellemek için bu ülkedeki Sırp nüfusundan da yararlanarak savaş başlattı.
Avrupa’nın o dönemki en büyük ordularından biri olan ve tamamına yakını Sırplardan oluşan Yugoslav birlikleri, Bosna-Hersek’in kentlerini kuşatma altına alarak, sivil halka karşı yoğun bir saldırı başlattı.
Yugoslav birliklerinin silahlandırdığı Bosnalı Sırplar da ülkede etnik temizliğe başladı, kurulan toplama kamplarında Boşnaklara yönelik işkence, tecavüz ve katliamlara girişti.
Uluslararası toplumun büyük kayıtsızlık içinde kaldığı savaş, üç buçuk yıl sürdükten sonra 1995 yılında Dayton Barış Antlaşması’nın imzalanmasıyla sona erdi.
Savaşta 100 bin Boşnak öldürüldü. 50 bine yakın kadın tecavüze uğradı, 2 milyon kişi ise mülteci durumuna düştü. Savaş öncesi Boşnak nüfusun çoğunlukta yaşadığı ülkenin doğusundaki Srebrenitsa, Foça, Zvornik, Bratunac, Vişegrad gibi kentlerde ise, yaşanan etnik temizlikten dolayı, Müslüman nüfus nerdeyse ortadan kalktı.
1998 yılında Kosova’daki Arnavutların bağımsızlık talebiyle başlattığı silahlı direnişe, Belgrad yönetimi bu bölgedeki Müslüman nüfusa yönelik bir etnik temizlik girişimiyle karşılık verdi, ancak bu kez NATO’nun müdahalesiyle karşılaştı. NATO uçaklarının bombardımanıyla Sırp birlikleri geri çekildi.
Miloseviç, Sırplar tarafından işlenen soykırım suçlarından sorumlu tutularak, 1999 yılında Hollanda’nın Lahey kentindeki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne görevi başındayken teslim edilen ilk devlet başkanı oldu. Savaş suçu işlemekten yargılanan Miloseviç, davası sona ermeden 2006 yılında öldü.
2001’de Yugoslavya adı tarihe karışırken, son olarak 4 Şubat 2003’de ülkenin resmi ismi Sırbistan-Karadağ haline geldi. 21 Mayıs 2006 tarihinde yapılan referandumla Karadağ, 17 Şubat 2008 tarihinde de Arnavutların çoğunlukta olduğu Kosova bölgesi bağımsızlığını ilan ederek Sırbistan’dan ayrıldı.
Siyasi yapı
Sırbistan parlamenter demokrasiyle yönetilen bir ülkedir. Ancak özellikle dış politikada geniş yetkilere sahip olan cumhurbaşkanı halk oyuyla iki turlu seçimle belirlenir. 2012 yılında yapılan seçimlerinde %51’lik oranla dönemin Sırp İlerici Partisi (Sırpska Napredna Stranka) Genel Başkanı Tomislav Nikoliç, iki dönemdir cumhurbaşkanlığı görevini sürdüren Boris Tadiç’i yenerek Sırbistan’ın yeni cumhurbaşkanı oldu. Seçimi kazanmasıyla birlikte Nikoliç, söz verdiği gibi parti başkanlığını bıraktı.
250 milletvekilinden oluşan parlamento, tek turlu çoğunluk sistemi ile seçilmektedir. Meclis başkanlığını Sırp İlerici Partisi’nden Neboyşa Stefanoviç, Başbakanlık görevini ise Sırbistan Sosyalist Partisi’nden İçişleri Bakanı da olan İvica Daciç yürütüyor.
Sırbistan’da 5 Ekim 2000 tarihinde gerçekleşen demokratik değişimden bu yana, hükümetler, genellikle çok partili koalisyonlardan oluşuyor. 2012 yılında başa gelen, Daciç liderliğindeki mevcut hükümet de, geniş tabanlı bir koalisyondur.
Demokratik değişimde büyük katkıyı dönemin Demokrat Parti (DS) Başkanı Zoran Cinçiç sağladı. Slobodan Miloseviç rejiminin devrilmesinde önemli rol oynayan Cinciç Sırbistan siyasetinde yeni dönemin ilk başbakanı olmuştu. 12 Mart 2003 tarihinde suikast sonucu öldürüldü. Cinçiç, Avrupa Birliği (AB) yanlısı bir siyasetçiydi. Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gibi uluslararası örgütlere üye olan Sırbistan, Avrupa Birliği ile Nisan 2008’de İstikrar ve Ortaklık Anlaşması imzalandı.
AB, 22 Aralık 2009 tarihinde tam üyelik başvurusunda bulunan Belgrad, Mart 2012’de düzenlenen AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinde aday ülke statüsü kazandı.
Ekonomi
Orta büyüklükte bir ekonomiye sahip olan Sırbistan, gelişmekte olan ülke statüsündedir.
Ülke ekonomisi, 1990’lardaki savaşlar neticesinde karşılaştığı ambargolar ve yaptırımlar nedeniyle ciddi sorunlar yaşamış; Orta ve Doğu Avrupa’daki birçok ülkenin aksine, serbest piyasa reformlarına ancak 2000’li yıllarda başlayabilmiştir.
Ayrıca NATO bombardımanının sanayi ve altyapıya verdiği hasar ekonominin yapısal problemlerini derinleştirmiştir.
1999 kayıtlarına göre üretimin yüzde 23,5’ini sanayi, yüzde 12,7’sini ise tarım oluşturmakta. Hizmet sektörünün payı ise son on yılda artış göstermekle birlikte yüzde 63,8 seviyesinde. Sırbistan’ın özel sektörünün sosyal üretim içindeki payı, özelleştirme programlarını sürdüren birçok Doğu Avrupa ülkesi standartlarına göre küçüktür. Ülkede özel sektörün milli gelir içindeki payı yüzde 40’tan az olarak hesaplanmıştır. Kayıt dışı ekonomi ise ülke ekonomisinin mücadele ettiği en önemli sorunlardan.
Yapılan reformların sonuçları son yıllarda etkisini gösterse de, 2008’de başlayan küresel kriz, Sırbistan ekonomisine de olumsuz yansıdı. 2000-2008 yılları arasında ortalama yüzde 6 artan Gayrisafi Mili Hasıla (GSMH), küresel krizin etkisiyle 2009 yılında yüzde 3 oranında küçüldü. 2010 yılında artan ihracat ve sanayi üretimi ile yüzde 1,8 oranında zayıf bir toparlanma kaydedilirken, bu rakam 2011 yılında 1,9 olarak gerçekleşti.
Sırbistan’ın en önemli sorunlarından birisi de istihdam yaratma konusunda. 2011 yılında belirlenen hedeflere ulaşılamazken ülkenin yüzde 23,7’si işsiz.
Eylül 2013’de enflasyon oranı bir önceki yıla göre yüzde 7,3 olarak ölçülürken, kişi başına düşen milli gelir, 2013 tahminlerine göre 6 bin dolar seviyesinde.
İletişim, havayolları gibi sektörlerdeki kamuya ait büyük firmaların hala özelleştirilememiş olması, bütçe bakımından sorun yaratmaya devam ediyor. Sırbistan ihracat odaklı bir büyüme stratejisi benimsemiş olup, özellikle AB üyelik sürecini, yabancı yatırımcılar için bir cazibe unsuru olarak kullanmayı amaçlıyor.
Sırp devlet yetkililere göre ülke için en önemli proje niteliğindeki ‘Güney Akım Doğalgaz Boru Hattı Projesi’nin inşaasına ise Kasım ayında başlandı. Sırbistan için yaklaşık 2 milyar euro maliyetinde olması beklenen proje için Sırbistan ve Rusya arasında 2008 yılında Enerji Anlaşması’nı imzalamıştı.
Kaynak: Al Jazeera ve ajanslar