Perşembe, Temmuz 18, 2024
spot_imgspot_img

Top 5 This Week

spot_img

Related Posts

SU JEOPOLİTİĞİ VE ORTA DOĞU BAĞLAMINDA SU SAVAŞLARI

ÖZET : 

Orta Doğu, Afrika’nın kuzeyi, Uzak Doğu ve Doğu Afrika’yı birbirine bağlayan geçmişten günümüze önemli ticaret yollarının geçtiği, yer altı kaynaklarının fazla olduğu ve birçok etnik kökenden insanın bulunduğu köklü bir coğrafyadır. Dünyanın en karmaşık sosyal, kültürel ve ekonomik yapısına ve en derin jeopolitik özelliğe sahip bölgelerinden biri, Orta Doğu’dur. Aynı zamanda Orta Doğu stratejik açıdan; dünyada bulunan petrol rezervlerinin %65’i, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının en önemli kara ve demiryollarının bağlantı noktaları ve deniz ticaret yollarının ve geçitlerinin büyük kısmına sahiptir. Orta Doğu köklü tarihi sebebi ile birçok farklı milletin ortak vatanı haline gelmiştir. İçerisindeki bu karmaşık yapı, stratejik konumu ve değerli kaynakları nedeni ile birçok iç ve dış gerilimlerinin kaynağı olmuştur. Orta Doğu, farklı etnik gruptaki insanların üstünlük mücadelesi nedeniyle birçok ideolojik savaşa sahne olmuştur. Zengin petrol yataklarının keşfi ile bölgenin jeo-stratejik ve jeo -ekonomik değeri artmıştır bu nedenle küresel güçlerin hegemonya savaşlarında merkezi konuma gelmiştir. 21. Yüzyılın en büyük sorunlarından biri Orta Doğu’nun var olan enerji kaynaklarının paylaşımı ve dağıtımıdır. Bu sorun yalnızca bölgesel değil aynı zamanda jeo-stratejik konumu nedeni ile küreseldir. Petrol rezervlerinin varlığı ile ilgili olan çatışmalar emperyalist güçlerin küresel bir sorunudur. Fakat bölgede varlığı en az bulunan su kaynaklarının dağıtımı ve paylaşımı sorunu bölgesel bir sorundur. Bölgede bulunan en nadir enerji kaynaklarından biri su dur. Orta Doğu’da giderek artan karmaşa, savaş, göç, ekonomik yetersizlik, siyasi ve ideolojik sorunlar nedeni ile ülkeler arasındaki gerilim hat safhaya ulaşmıştır. Aynı zamanda yeraltı ve yeryüzünde çok az miktarda bulunan suya sahip Orta Doğu’da yöre nüfusun orantısız artması, artan yoksulluk, çarpık kentleşme ve sanayileşme ilkel yöntemlerle yapılan tarım nedeniyle artan su israfı gerilemekte olan kısıtlı su kaynakları daha da azaltıyor. Bu neden ile günümüzde Orta Doğu’ da on beş ülkeyi derinden etkileyen ve ilgilendiren su sorunu ortaya çıkıyor.

 

Anahtar Kelimeler: Orta Doğu, Enerji Kaynakları, Su Jeopolitiği, Su Savaşları

ABSTRACT:

The Middle East is a deep-rooted geography that connects the north of Africa, the Far East and East Africa, where important trade routes have passed from past to present, where underground resources are abundant and people from many ethnic backgrounds are present. The Middle East is one of the regions with the most complex social, cultural and economic structure and the deepest geopolitical feature in the world. At the same time, the Middle East strategically; 65% of the oil reserves in the world have the most important road and railway connection points of the Asian, European and African continents and the majority of maritime trade routes and passages. Due to its deep-rooted history, the Middle East has become the common homeland of many different nations. This complex structure inside has been the source of many internal and external tensions due to its strategic location and valuable resources. The Middle East has been the scene of many ideological wars due to the struggle for supremacy of people from different ethnic groups. With the discovery of rich oil deposits, the geo-strategic and geo-economic value of the region has increased, so it has become a central position in the hegemony wars of global powers. One of the biggest problems of the 21st century is the sharing and distribution of the existing energy resources of the Middle East. This problem is not only regional but also global due to its geo-strategic location. Conflicts over the existence of oil reserves are a global problem of imperialist powers. However, the distribution and sharing of water resources, which are the least abundant in the region, is a regional problem. One of the rarest energy resources in the region is water. Due to the increasing confusion, war, immigration, economic inadequacy, political and ideological problems in the Middle East, the tension between the countries has reached the line phase. At the same time, the disproportionate increase in the population of the region, increasing poverty, unplanned urbanization and industrialization in the Middle East, which has very little water in the underground and on earth, increasing water waste due to primitive agriculture, further reduces the declining limited water resources. For this reason, the water problem, which deeply affects and concerns fifteen countries in the Middle East, arises today.

 

Keywords: Middle East, Energy Resources, Water Geopolitics, Water Wars

 

 

 

GİRİŞ:

Orta Doğu, Avrasya ile Afrika’nın ve Akdeniz ile Hint Okyanusu’nun birleşme noktasında yer alan dünyanın en önemli jeo-stratejik alanlarından biridir. Orta Doğu tarihi boyunca birçok küresel konunun merkezinde yer alarak stratejik, ekonomik, politik, kültürel ve dini açıdan geniş yelpazeye sahip bir bölge olmuştur. Dünyada yaşanmakta olan tüm askeri, sosyal, ekonomik ve politik gelişmelerin temelinde devletlerin bulundukları coğrafi konumları ve sahip oldukları yer altı zenginlikleri ve bunlar üzerinde söz sahibi olmak için verdiği küresel mücadeleler vardır. 1. ve 2. Dünya Savaşlarından sonra küresel güçler ve bölgesel güçler farklı yer altı ve yer üstü kaynaklara sahip olmak ve bu kaynaklar üzerinde söz sahibi olmak için mücadeleye girmişlerdir ve savaşmışlardır bu nedenle Orta Doğu geçmişten günümüze birçok iç ve dış savaşa maruz kalmıştır. Geçmişten günümüze tarihi olaylar değerlendirildiğinde verilen en büyük mücadelenin ticaret yolları ve enerji kaynakları üzerinde olduğu görülmektedir.

Su yaşamın ana kaynağıdır. Canlıların temel ihtiyaç kaynağı olduğu gibi aynı zamanda doğal kaynakların en önemlisidir. Günlük kullanımın yanı sıra; sanayi, tarım ve ulaşım gibi alanlarda yoğun olarak kullanılmaktadır. Dünya gittikçe büyüyen bir su kıtlığı ile karşı karşıya kalmaktadır. Yapılan araştırmalara göre, dünyada su kıtlığı çeken 26 ülkenin 14’ü Orta Doğu’da yer almaktadır. Orta Doğu’nun su zengini Irak’ın yaşadığı krizler düşünüldüğünde bu durum Orta Doğu için suyun gelecekte bölünmelere yol açması muhtemel ciddi bir sorunun kaynağı olabileceğini göstermektedir. Hızlı nüfus artışı ve iklim değişikleri sonucu daha da artan su ihtiyacı, 2050’li yıllardan sonra su krizine dönüşerek dünya ülkeleri arasında “savaş nedeni” olmaya adaydır. (KALAYCI, 2012, s.47)

Dünya yüzeyinin yaklaşık yüzde 70’i sularla kaplıdır. Mevcut suyun %97’sini okyanuslar ve denizlerdeki tuzlu su oluşturmaktadır. Geriye kalan %3’lük kısmını ise canlıların ihtiyaçlarını karşılayan tatlı sular oluşturmaktadır. Bu %3’lük su miktarının dünya üzerindeki dağılımı da son derece dengesizdir. (SALTÜRK, 2006, s.22) Yeraltı ve yerüstünde tatlı su kaynaklarının sınırlı olduğu Orta Doğu bölgesinde su kaynaklarının kullanımı ve paylaşımı üzerine büyük sıkıntılar yaşanmaya başlamıştır. Bölge nüfusu her geçen yıl katlanarak artmaktadır bunun yanında çarpık kentleşme, tarımda sulamanın yanlış yapılması ve yanlış sanayileşme nedeni ile bölgede yapılan su israfı oldukça fazladır. Orta Doğu’da 15 ülkeyi kapsayan yoğun bir su sorunsalı bulunmaktadır.  Orta Doğu’nun en önemli üç su kaynağı; Ürdün (Şeria) Nehri havzası, Nil Nehri, Fırat ve Dicle’dir. Üç büyük su kaynağının paylaşımı konusunda geçmişten günümüze büyük bir mücadele vardır.

Tablo 1. Kıtalarda ve Ortadoğu ülkelerinde kişi başına düşen yenilebilir tatlı su miktarı(m3/yıl)

Kıta           Kişi başı yenilebilir tatlı su(m3/yıl) Ülke         Kişi başı yenilebilir tatlı su (m3/yıl)
Asya                                              3.000

Batı Avrupa                                   5.000

Afrika                                            7.000

Kuzey Amerika                             18.000

Güney Amerika                             23.000

Dünya                                            7.600

Irak                                                            2.020

Türkiye                                                       1543

Lübnan                                                       1300

Suriye                                                         1200

Mısır                                                           933

İsrail                                                            352

Ürdün                                                           293

S.Arabistan                                                    168

Gazze Şeridi                                                    46

 

Su Orta Doğu’nun yakın gelecekteki en büyük sorunlarından biri olacaktır. Bu sorunun en büyük nedenlerinden biri kaynak azlığı ve iklim şartlarının yanı sıra bölge devletleridir. Geçmişten günümüze süre gelen ideolojik ve baskıcı rejimler alt yapı sistemlerini geliştirilemedi. Bölgede İran, Irak ve Suriye başta olmak birçok Orta Doğu devletinde gelecek yıllarda ciddi bir su sorunu ve gıda meselesi öngörülmektedir. Bu durum ise yeni göç hareketleri, sosyal karmaşalar, siyasi istikrarsızlıklara yol açabilecektir. Nehirlerin doğdukları topraklar ile döküldüğü sınırların farklı olması nedeni ile su varlığının paylaşımı devletler arasında büyük bir kriz yaratmaktadır. Ürdün (Şeria) Nehri havzasından dökülen sular Ürdün, Suriye, İsrail ve Filistin arasında büyük sorunlar yaratmaktadır. Orta Doğu’dan Afrika sınırlarına kadar dökülen Nil Nehri suları ise bu kaynakları üzerinde bulunduran Etiyopya, Sudan, Uganda, Kenya, Tanzania, Zaire. Rwanda ve Brundi arasında büyük bir sorun oluşturuyor. Bu devletler sürekli net bir kaynak oluşturmayan yağmur sularına olan bağımlılıklarını bırakarak Nil Nehri havzasından gelen kaynak ile kalıcı tesisler yapmak istiyorlar. Etiyopya, Nil Nehri sularından %80’ini sağlayan Mavi Nil üzerine kalıcı bir tesis olarak baraj yaptırmak istiyor. Bu barajın yapılması halinde Mısır’a akan sular %39 oranında azalacaktır. Uganda ve Sudan’da aynı politikayı uygulayarak Beyaz Nil üzerinde bir baraj yaptırmak istiyorlar. Bu durum nedeni ile Mısır yıllardır komşu ülkeleri ile sürtüşmeler yaşamaktadır. Eğer bu barajlar yapılırsa Mısır büyük bir kuraklık ile baş başa kalacaktır bunu göze alamayan devlet yıllardan beri komşu ülkelerini savaşla tehdit etmektedir.

Orta Doğu bölgesinde yaşanan bir başka çekişme ise Türkiye’nin doğusundaki dağlardan doğan ve Basra körfezine kadar dökülen Fırat ve Dicle Nehirleridir. Türkiye bu akarsuların büyük bir yüzdesine sahiptir bu nedenle Suriye ve Irak’la arasında büyük çekişmeler yaşanmaktadır.

 

 

  1. Orta Doğu’nun Su Jeopolitiği

Jeopolitik, devletlerin bulunduğu coğrafya ile bölgesel ve küresel stratejileri arasındaki ilişkilerin göstergesidir. Jeopolitik, çıkarları geliştirmek için politik-diplomatik ilişkilerle avantajlı coğrafi dengeleri kurmayı veya coğrafya üzerinde rakip güçlerle mücadeleyi amaçlar (Eslen, 2008, s. 1). Orta Doğu coğrafyası, köklü tarihi ile İslami kültürü temelinde bulunan insan birikimi, dünyanın en önemli jeo-ekonomik kaynağı petrolü, fiziki olarak çöl iklimini ve kurak bozkırları içerisinde bulundurur. Üç büyük kıtanın bağlantı noktasında bulunan Orta Doğu coğrafyası var olan enerji kaynakları nedeni ile eski tarihlerden günümüze kadar gelen büyük bir güç mücadelesine ev sahipliği yapmaktadır. Süveyş kanalının açılması, zengin petrol rezervlerinin bulunması bölgenin çatışma alanına dönüşmesine sebep olmuştur (Niray, 2003, s. 9). Orta Doğu bölgesini besleyen üç büyük kaynak bulunur. Bunlar; Ürdün (Şeria) Nehri havzası, Fırat-Dicle ve Nil Nehri’dir.

Harita 1: Orta Doğu Su Havzası Bölgeleri

 

Kaynak: Jakob Granit and Rebecca Löfgren (eds), “Water and Energy Link ages

in the Middle East: Regional Collaboration Opportunities”, SIWI Paper 16, 2010, p.9.

Orta Doğu’da, Maraş’ın kuzeyinden başlayarak Akabe körfezinin güneyine kadar uzanan tektonik oluşumun içinde üç büyük akarsu daha yer alır. En güneyde bulunan Ürdün (Şeria) Nehri , onun kuzeyinde bulunan Litani (Leytani)Nehri ve Asi (Orantes) Nehri’dir. Hermon Dağlarının karı tepelerinden doğan Ürdün(Şeria) Nehri 251 km uzunluğundadır. Ayrıca Nehrin en önemli kolu olan Yarmuk (Yermuk) 106 km uzunluğundadır ve bu kolun taşıdığı su miktarı ana nehrin 1/3’ünü oluşturmaktadır. Ürdün Nehri’nin uzunluğu 11.500 km2 ’yi bulmaktadır. Bu Nehrin % 54’ü Ürdün’de, % 29.5’i Suriye’de, % 10.5’i İsrail’de ve % 6’sı Lübnan’dadır. Lübnan’ın Bekaa vilayetindeki dağların kaynaklık ettiği Litani Nehri ise toplamda 140 km uzunluğundadır ve genellikle bölgede bulunan tarım alanlarını sular.

Mezopotamya, Güneydoğu Toroslarla Zağros Dağları’nın güneydoğu bölgesinde yer alan çok geniş bir vadi oluğudur. Zağros Dağlarının kaynaklık ettiği Fırat ve Dicle Nehirleri Basra Körfezine kadar uzanır ve burada birleşerek Şattül-Arab Nehrini oluşturur. Şattül-Arab Nehri’nin havzası 800.000 km2 ’nin üzerindedir. İran, Türkiye, Irak ve Suriye toprakları bu havzanın içinde yer almaktadır. Fırat Nehri kaynağını bol yağış alan ve daima karla kaplı olan Erzurum Dumlu dağlarından alır. Fırat Nehri’nin Türkiye sınırları içerisinde uzunluğu 1.263 km’dir.  Murat ve Karasu Nehirler’ ini de içerisinde kapsayarak toplam uzunluğu 2.800 km ulaşır. Suriye’den sınırları içerisindeki uzunluğu 710 km ve Irak’tan sınırları içerisindeki uzunluğu ise 827 km’dir. Doğu Anadolu bölgesinde bulanan dağların kaynaklık ettiği Dicle Nehri’nin 523 km’si Türkiye sınırları içerisinde yer alır ve toplam uzunluğu 1900 km’ye ulaşır.

Havzası Afrika kıtasının büyük bir alanını kaplayan Nil Nehri, dünyanın en uzun nehridir ve 6.650 km uzunluğundadır. Güneyden Kuzeye doğru bir akıntısı vardır ve üç ana kola ayrılır. Bunlar; Beyaz Nil , Mavi Nil ve Atbarah Nehri’dir. Beyaz Nil Nehri Doğu Afrika Göller Bölgesinden doğar ve bu alanda nehire Kagera Nehri adı verilir ardından bu nehir Tanzanya, Ruanda ve Uganda sınırlarını geçerek Victoria Gölüne dökülür ve gölden aktıktan sonra Sudan sınırlarını aşarak Mavi Nil ile birleşir.  Kaynağı Etiyopya bölgesinde bulunan  Tana Gölünden olan 1450 km uzunluğundaki Mavi Nil Nehri’nin 800 kilometresi Etiyopya ülkesinin sınırları içerisinde yer almaktadır. Etiyopya bölgesinden önce güneye doğru, daha sonra ise kuzeybatı yönüne akarak Sudan sınırlarına geçer. Mısıra ulaşan en önemli nehir kolu Mavi Nil’dir.

 

 

 

  1. Su Sorunu ve Orta Doğu’nun Kaynak Mücadelesi

Orta Doğu ve Dünya’nın geleceğine dair en önemli konulardan biri Su’dur. Bu problemin asıl nedenlerinden biri kaynak azlığı ve iklim şartlarının yanı sıra devletlerdir. Bölgede bulunan baskıcı ve otoriter rejimler geçmişten günümüze taht mücadeleleri ve küresel güçlere karşı gösterdikleri mücadeleler nedeni ile alt yapı sistemlerine gerekli ilgiyi gösteremediler. Günümüz teknolojilerine ve güçlü alt yapı sistemlerine baktığımızda Orta Doğu ülkelerinin bu alanda geri kaldığı gözle görülür bir gerçektir. Son on yılda daha da karmaşık bir hal alan Orta Doğu bölgesinde özellikle Suriye, Libya ve Lübnan’da yaşanan iç savaşlar nedeni ile birçok insan göç etmeye başladı. Yaşanan düzensiz göç hareketleri, savaşlar ve rejim değişiklikleri nedeni ile gelecek yıllarda Orta Doğu’da büyük bir su ve gıda kıtlığı yaşanacağı ön görülmektedir. Osmanlı devletinin dağılması ile sınırların yeniden çizildiği ve şekillendiği Orta Doğu’da Nehirlerin doğduğu devletler ile aktığı sınır komşusu devletler arasında ciddi çekişmeler başlamıştır. Bölgedeki çatışmalar, nüfus hareketlerindeki orantısız artış, eğitim düzeyinin düşüklüğü, çarpık şehirleşme, sanayi ve üretimin düzensizliği ve azlığı suyun yanlış kullanılmasına ve israf edilmesine neden oluyor. Ortadoğudaki bir çok devlet petrol bakımından zengin rezervlere sahip olsalar bile tatlı su kaynakları açısından oldukça yoksul durumdadırlar. Bölgedeki su kaynaklarının önemli derecedeki azlığı nedeni ile bölgedeki komşu devletler su için savaşacak hale gelmişlerdir. Günümüzde Orta Doğuda suyun paylaşımı sorunsalı 15 ülkeyi derinden ilgilendirmektedir.

Tablo 2: Orta Doğu’da Su Havzaları, Sorunlu Ülkeler ve Sorunun Kaynağı

2.1.) Türkiye ve Sınıraşan Suları

Türkiye sınırları içerisinde doğan Suriye ve Iraktan geçtikten sonra Basra Körfezine dökülen Fırat ve Dicle 3 devlet arasında zaman zaman gerginliklere yol açmıştır. Büyük bir kısmının Türkiye’de bulunduğu Fırat nehri çekişmenin ana odağıdır. Türkiye’nin büyük emekler sarf ederek gerçekleştirmek istediği GAP projesi Türkiye, Suriye ve Irak arasında büyük bir krize sebep oldu. Suriye ve Irak GAP projesi ile birlikte sınırlarına akan suların azalacağını ön görerek projenin yapımına karşı çıkmışlardır. Çünkü GAP projesi ile Doğu Anadolu bölgelisinde bulanan şehirlerde 1,82 milyon hektar tarım arazisi sulamaya açılacaktır. Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde inşa edilecek olan yeni barajlardan sulama kanalları sayesinde yararlanılacaktır.

Tablo 3:Türkiye, Suriye ve Irak‟ın Fırat ve Dicle nehirlerine katkıları ve su talepleri

Kaynak: (Bulu ve Çokgör, 2002; Ergener,2002; Zehir ve Özşahin, 2003)

Suriye yönetimi, Fırat ve Dicle nehirlerinin uluslararası su statüsünde olduğunu ileri sürerek Türkiye’yi fazla su kullanmak ve Fırat‟ın sularını azaltmakla suçlamıştır. Aynı zamanda Suriye Asi Nehrinin tamamına hakimdir ve hiçbir devlet ile paylaşmamaktadır. Buna karşın Türkiye yaklaşık saniyede 950 m 3 su akımı olan Fırat Nehri sularının 500 m 3 /sn.‟ni 1987 anlaşması ile Suriye‟ye tahsis edilmiştir. Suriye ve Irak da bu suyu %42‟si Suriye, %58‟i Irak kullanımında olacak şekilde paylaşmışlardır. Fakat her iki ülke de bugün Türkiye‟den gelen suyu yetersiz bulmakta ve bırakılan akışın 700 m 3 /sn‟ye çıkarılmasını istemektedir. Bu isteğin gerçekleşmesi durumunda Türkiye‟nin payına düsen su miktarı 250 m 3 /sn kalacaktır (Haftendorn, 2000).

Ortadoğu‟da yer alan Ürdün, Asi, Dicle ve Fırat nehirleri gibi sınıraşan akarsuların paylaşımı ile ilgili kıyıdaş olan ülkeler arasında ciddi problemler yaşanmaktadır. Özellikle yaşanan siyasi olumsuzluklar ve ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar, suyun paylaşımını stratejik bir unsur haline getirmiş ve su kaynaklarının akılcı ve verimli bir şekilde kullanımı düşünülmeden su kaynaklarına sahip olmak siyasi ve uluslararası bir soruna dönüşmüştür. Bu nedenle yaşanan su sorununa bilimsel ve akılcı bir çözüm bulmak neredeyse imkansız hale gelmiştir (Koluman, 2002).

2.2.) Ürdün Ve Sınıraşan Suları

Ürdün sınırları içerisinde doğan Ürdün(Şeria) Nehri sınırlarından geçtiği Ürdün, İsrail, Suriye, Lübnan ve Filistin arasında ciddi sürtüşmelere yol açmıştır. İsrail’de Yahudi nüfusunun yoğun şekilde artması, Suriye’de artan iç savaş ve kötü yaşam koşulları bölgedeki istikrarsızlığı arttırdı ve buna bağlı olarak su kullanımı da ciddi boyutlarda arttığı için bölgede suyun paylaşımı ciddi bir mesele haline geldi. Ürdün Nehri, İsrail’in temel yerüstü su kaynağı durumundadır. Yıllık ortalama 1527 milyon m3 su taşıyan nehrin kaynağı durumunda olan üç kolu bulunmaktadır. Bunlar; Dan, Hasbani ve Banyas kollarıdır. Suyun büyük bir kısmını hakimiyeti altına almaya çalışan İsrail Ürdün, Suriye ve Lübnan ile karşı karşıya gelmektedir.

2.3.) Mısır ve Nil Nehri

Günümüz şartlarında bakıldığında birçok insan Nil Nehrinin kaynağının Mısır’da olduğunu düşünür. Çünkü Mısır ile Nil Nehri bir bütün haline gelmiştir. Bölgenin kültürel ve dini en önemli sembollerinden biridir. Fakat Nil Nehrinin ana havzası Afrika’ya aittir. Mısır %97’si çöl olan ve hemen hemen hiç yağmur görmeyen kuraklık bir bölgededir. Bu nedenle her anlamda Nil Nehrinin varlığına muhtaçtır. Nil sularının %80’ini Sudan ve Etiyopya’da bulunan ana kaynaklarından sağlar. Sudan ve Etiyopya’nın yeni tesisler ve barajlar yapması durumunda Mısır’a akan su azalacaktır. Bu durumda Mısır büyük bir su kıtlığı ile baş başa kalabilecektir. Nil Mısır’ın nefes kaynağıdır bu nedenle oluşacak herhangi bir olumsuzluğu Mısır savaş sebebi sayabilecektir.

3) Küresel Aktörlerin Orta Doğu’nun Su Sorununa Bakışı ve Çözüm Arayışları

Dünya’da küresel boyutta görülen su sorunu, Ortadoğu bölgesinde yoğun bir şekilde yaşanmaktadır ve bu sorun gelecek yıllarda büyüyerek devam edecektir. Çünkü yarı kurak, kurak ve çöl ikliminin görüldüğü Ortadoğu bölgesinde  yıllık yağış ortalaması yok denecek kadar az ve düzensizdir. Bu nedenle bölgede sınırlı kaynaklara sahip akarsular bulunmaktadır. Orta Doğu’da bulunan  kaynakların büyük bir bölümünü Türkiye’den alan Fırat ve Dicle nehirleri ile kaynaklarının tamamına yakınını Orta Afrika’dan alan Nil Nehri Ortadoğu’nun en önemli akarsuları olarak karşımıza çıkar. Bu durum Ortadoğu’daki su sorununu ve sınıraşan akarsuların önemini ortaya açık bir biçimde koyar. Geçtiğimiz son yüzyıla baktığımızda ABD ve Avrupa Ülkelerinin Orta Doğu’da ki rolü ve politikaları artmış ve Orta Doğu’da geliştirdiği projeler devletlerin jeopolitik konularını önemli derecede etkilemiştir. 2002 yılında ABD küresel mücadelesinde ve Orta Doğu politikalarında nasıl bir rol oynayacağını belirterek; “küresel veya bölgesel çatışmaları proaktif bir yaklaşımla ‘önleyici müdahale’ stratejisi ile tehditleri doğmadan ve olgunlaşmadan yok etmek ve silahlı güçlerini bu tehditlere göre yapılandırmak” olduğunu söylemiştir. ABD’nin izlediği politikalar ve sunduğu çözüm önerileri ile bölgede bir şekilde kalıcı olacağı görülmektedir. Bölgede su sorunu ile en fazla karşı karşıya kalan ülke İsrail’dir. Bölge ülkeleri içerisinde İsrail’in dışında hali hazırda su yüzünden savaşı göze alabilecek herhangi bir devlet yoktur. Buna bağl olarak Türkiye’nin güvenlik ve su meselelerinde, adından sıklıkla söz ettiren Ortadoğu devleti İsrail’dir, Türkiye ve İsrail’in bu bölgede jeopolitik ve stratejik açıdan büyük önemleri ve Ortadoğu’nun hassas dengelerinde etkileri vardır. Bu iki ülke, bölgedeki çok yönlü stratejileri etkileyecek konumdadırlar. Bu nedenle her iki ülkede ABD ve gelişmiş Avrupa Devletlerinin merkezi odağı halindedir. Günümüzde küreselleşen dünya düzeni ile her olayda olduğu gibi ülkelerde bulunan akarsu kaynakları ve bu akarsuların güzergahında bulunan devletler arasında suyun paylaşımını yapabilmek amacı ile bazı kurallar ve çözümler ortaya konulmuştur. Buna istinaden dünyada artık paylaşılan suyolları hakkında uluslararası bir davranış yönetimi kurulmuştur ve bu konuda hazırlanan iki önemli belge bulunmaktadır. İlki 1966’da oluşturulan ve daha sonra bazı değişikliklere uğrayan Helsinki Kuralları; diğeri ise 1991’de tavsiye taslağını yayımlayan BM Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun çalışmalarıdır.  Her iki araçla, dört zorunluluğu içeren önemli ilkeler saptanmıştır: i) Suyun paylaşıldığı komşuları etkileyecek bir faaliyetten önce bu komşuları bilgilendirip danışmak, ii) su verilerini düzenli olarak paylaşmak, iii) diğer su kullanıcılarına önemli oranlarda zarar vermekten kaçınmak, iv) paylaşılan su havzasının suyunu makul ve hakça dağıtmak. AB ülkelerinin Orta Doğu’da bulunan kaynaklardan ve ülkelerden çıkarları, ve AB ülkelerinin de hali hazırda su stresi yaşıyor olması ve İsrail ve Türkiye gibi jeo-stratejik öneme sahip ülkelerin su meselesinin ana merkezinde olması sebebi ile Orta Doğu su politikalarının kararlaştırılıp uygulanmasında AB de küresel rol sahibidir. AB ülkelerinde su kaynakları yönetiminin temel yasası sayılan Su Çerçeve Yönergesi (SÇY) ’de iç suların ve sınıraşan suların yönetimine ilişkin çeşitli hükümler yer almıştır. AB, SÇY dışında, uluslararası üç sözleşmeye taraftır: i-Sınıraşan Suyolları ve Uluslararası Göllerin Korunması ve Kullanılmasına ilişkin Helsinki Sözleşmesi (1995); ii-Sınıraşan Boyutta Çevresel Etki Değerlendirilmesine ilşkin Espoo Sözleşmesi (1997); iii- Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Alma Sürecine Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuruyu içeren Aarhus Sözleşmesi (2001). Türkiye tarafından hazırlanan Ulusal Program’da belirtilen üç sözleşmeye taraf olup olmama hususundaki kararın “üyelikle birlikte değerlendirileceği” hükmü yer almıştır. (Kalaycı, 2013, s.68).

 

SONUÇ

1950’li yıllara kadar Orta Doğu ülkelerinin birçoğunda su sıkıntısı bulunmazken, giderek artan karmaşa, savaş, göç, ekonomik yetersizlik, siyasi ve ideolojik sorunlara bağlı olarak azalan su arzına karşın, nüfusla birlikte artan su talebinde, arz ve talebin dengelenmeye çalışılması su sorununu meydana getirmiştir. 1990’lı yıllardan itibaren su sıkıntısı hızla artmıştır. Suyun paylaşımı ve dağılımı sorunsalı gelecek yıllarda önemli derecede artarak tüm dünyanın gündemine oturacaktır. Ortadoğu’da su, önümüzdeki yıllarda bölgenin en önemli stratejik varlığı olan petrolü geçecek ve su sorunu tüm Orta Doğu ile dünyanın en önemli meselesi haline gelecektir. Türkiye Ortadoğu’daki en önemli akarsuların kaynağını bulunduran ülke olması sebebi ile ön planda kalacaktır. Orta Doğu coğrafyasında kalan diğer devletler de akarsu kaynaklarından yararlanabilmek için mücadele içerisinde olacaklardır. Suyu barış kaynağı haline getirebilmek için dünyada bulunan tüm ulus devletlerin bir araya gelerek su kaynaklarını doğru, eşit ve hakça paylaşmayı öğrenmesi ve uygulaması gerekir.

 

KAYNAKÇA

 

Özden B, ‘Ortadoğu Su Sorunları ve Türkiye’, Beta, İstanbul, 2000

Uluatam Ö, ‘Ortadoğu da Su Sorunu’, Türkiye İş Bankası,İstanbul, 1998.

Saltürk, M. ‘Ortadoğu’da Su Sorunu ve Türkiye Açısından İncelenmesi’, Güvenlik Stratejileri Dergisi, 2012, 21-38.

Sander, O. Siyasi Tarih, Cilt II, İmge Yayınevi, 2002, Ankara.

Şahin, M. ‘Ortadoğu’da Değişen Dengeler ve Türkiye‟nin Su Politikası: Üç Aşamalı Plan’ın Sürdürülebilirliği? TASAM’, Stratejik Öngörü Dergisi, 2005, 140-143

Tiryaki, O. Sınır Asan Sular ve Ortadoğu‟ da Su Sorunu, Harp Akademileri Basımevi, 1994, İstanbul

Bağış A. İhsan, “Ortadoğu Su Meselesinde Türkiye Ve Gerçekler”, Dergipark, 2012

Üste A. Nazmi , “Uluslararası Politika Ve Türk Dış Politikası Açısından Sınıraşan Sularımız”, D.E.Ü.İ.İ.B.F.,1998,

“Türkiye’nin Sınır aşan Sular Politikasının Ana Hatları” ,T.C. Dışişleri Bakanlığı Resmi Web Sitesi

Harunoğulları M.,’ ORTA DOĞU JEOPOLİTİĞİ VE KÜRESEL GÜÇLERİN ENERJİ MÜCADELESİ’, Humanitas, 2017; 5(9): 121-137

Ergil D., ‘Orta Doğu’da su savaşları mı?’, Dergipark, 2013

Yılmaz M., ‘Ortadoğu’da Su Sorunu Kapsamında Türkiye’nin SınıraĢan Sularının Jeopolitik Önemi’, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, 2013

Kalaycı İ., ‘Ortadoğu’nun Kült Sorunu – ‘Su’: Sosyo – Ekonomik ve Jeo – Ekonomik Bir Tahlil’, T.C. Türk ‹şbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, 2013-1 (45-78)

ÖZET : 

Orta Doğu, Afrika’nın kuzeyi, Uzak Doğu ve Doğu Afrika’yı birbirine bağlayan geçmişten günümüze önemli ticaret yollarının geçtiği, yer altı kaynaklarının fazla olduğu ve birçok etnik kökenden insanın bulunduğu köklü bir coğrafyadır. Dünyanın en karmaşık sosyal, kültürel ve ekonomik yapısına ve en derin jeopolitik özelliğe sahip bölgelerinden biri, Orta Doğu’dur. Aynı zamanda Orta Doğu stratejik açıdan; dünyada bulunan petrol rezervlerinin %65’i, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının en önemli kara ve demiryollarının bağlantı noktaları ve deniz ticaret yollarının ve geçitlerinin büyük kısmına sahiptir. Orta Doğu köklü tarihi sebebi ile birçok farklı milletin ortak vatanı haline gelmiştir. İçerisindeki bu karmaşık yapı, stratejik konumu ve değerli kaynakları nedeni ile birçok iç ve dış gerilimlerinin kaynağı olmuştur. Orta Doğu, farklı etnik gruptaki insanların üstünlük mücadelesi nedeniyle birçok ideolojik savaşa sahne olmuştur. Zengin petrol yataklarının keşfi ile bölgenin jeo-stratejik ve jeo -ekonomik değeri artmıştır bu nedenle küresel güçlerin hegemonya savaşlarında merkezi konuma gelmiştir. 21. Yüzyılın en büyük sorunlarından biri Orta Doğu’nun var olan enerji kaynaklarının paylaşımı ve dağıtımıdır. Bu sorun yalnızca bölgesel değil aynı zamanda jeo-stratejik konumu nedeni ile küreseldir. Petrol rezervlerinin varlığı ile ilgili olan çatışmalar emperyalist güçlerin küresel bir sorunudur. Fakat bölgede varlığı en az bulunan su kaynaklarının dağıtımı ve paylaşımı sorunu bölgesel bir sorundur. Bölgede bulunan en nadir enerji kaynaklarından biri su dur. Orta Doğu’da giderek artan karmaşa, savaş, göç, ekonomik yetersizlik, siyasi ve ideolojik sorunlar nedeni ile ülkeler arasındaki gerilim hat safhaya ulaşmıştır. Aynı zamanda yeraltı ve yeryüzünde çok az miktarda bulunan suya sahip Orta Doğu’da yöre nüfusun orantısız artması, artan yoksulluk, çarpık kentleşme ve sanayileşme ilkel yöntemlerle yapılan tarım nedeniyle artan su israfı gerilemekte olan kısıtlı su kaynakları daha da azaltıyor. Bu neden ile günümüzde Orta Doğu’ da on beş ülkeyi derinden etkileyen ve ilgilendiren su sorunu ortaya çıkıyor.

 

Anahtar Kelimeler: Orta Doğu, Enerji Kaynakları, Su Jeopolitiği, Su Savaşları

ABSTRACT:

The Middle East is a deep-rooted geography that connects the north of Africa, the Far East and East Africa, where important trade routes have passed from past to present, where underground resources are abundant and people from many ethnic backgrounds are present. The Middle East is one of the regions with the most complex social, cultural and economic structure and the deepest geopolitical feature in the world. At the same time, the Middle East strategically; 65% of the oil reserves in the world have the most important road and railway connection points of the Asian, European and African continents and the majority of maritime trade routes and passages. Due to its deep-rooted history, the Middle East has become the common homeland of many different nations. This complex structure inside has been the source of many internal and external tensions due to its strategic location and valuable resources. The Middle East has been the scene of many ideological wars due to the struggle for supremacy of people from different ethnic groups. With the discovery of rich oil deposits, the geo-strategic and geo-economic value of the region has increased, so it has become a central position in the hegemony wars of global powers. One of the biggest problems of the 21st century is the sharing and distribution of the existing energy resources of the Middle East. This problem is not only regional but also global due to its geo-strategic location. Conflicts over the existence of oil reserves are a global problem of imperialist powers. However, the distribution and sharing of water resources, which are the least abundant in the region, is a regional problem. One of the rarest energy resources in the region is water. Due to the increasing confusion, war, immigration, economic inadequacy, political and ideological problems in the Middle East, the tension between the countries has reached the line phase. At the same time, the disproportionate increase in the population of the region, increasing poverty, unplanned urbanization and industrialization in the Middle East, which has very little water in the underground and on earth, increasing water waste due to primitive agriculture, further reduces the declining limited water resources. For this reason, the water problem, which deeply affects and concerns fifteen countries in the Middle East, arises today.

 

Keywords: Middle East, Energy Resources, Water Geopolitics, Water Wars

 

 

 

GİRİŞ:

Orta Doğu, Avrasya ile Afrika’nın ve Akdeniz ile Hint Okyanusu’nun birleşme noktasında yer alan dünyanın en önemli jeo-stratejik alanlarından biridir. Orta Doğu tarihi boyunca birçok küresel konunun merkezinde yer alarak stratejik, ekonomik, politik, kültürel ve dini açıdan geniş yelpazeye sahip bir bölge olmuştur. Dünyada yaşanmakta olan tüm askeri, sosyal, ekonomik ve politik gelişmelerin temelinde devletlerin bulundukları coğrafi konumları ve sahip oldukları yer altı zenginlikleri ve bunlar üzerinde söz sahibi olmak için verdiği küresel mücadeleler vardır. 1. ve 2. Dünya Savaşlarından sonra küresel güçler ve bölgesel güçler farklı yer altı ve yer üstü kaynaklara sahip olmak ve bu kaynaklar üzerinde söz sahibi olmak için mücadeleye girmişlerdir ve savaşmışlardır bu nedenle Orta Doğu geçmişten günümüze birçok iç ve dış savaşa maruz kalmıştır. Geçmişten günümüze tarihi olaylar değerlendirildiğinde verilen en büyük mücadelenin ticaret yolları ve enerji kaynakları üzerinde olduğu görülmektedir.

Su yaşamın ana kaynağıdır. Canlıların temel ihtiyaç kaynağı olduğu gibi aynı zamanda doğal kaynakların en önemlisidir. Günlük kullanımın yanı sıra; sanayi, tarım ve ulaşım gibi alanlarda yoğun olarak kullanılmaktadır. Dünya gittikçe büyüyen bir su kıtlığı ile karşı karşıya kalmaktadır. Yapılan araştırmalara göre, dünyada su kıtlığı çeken 26 ülkenin 14’ü Orta Doğu’da yer almaktadır. Orta Doğu’nun su zengini Irak’ın yaşadığı krizler düşünüldüğünde bu durum Orta Doğu için suyun gelecekte bölünmelere yol açması muhtemel ciddi bir sorunun kaynağı olabileceğini göstermektedir. Hızlı nüfus artışı ve iklim değişikleri sonucu daha da artan su ihtiyacı, 2050’li yıllardan sonra su krizine dönüşerek dünya ülkeleri arasında “savaş nedeni” olmaya adaydır. (KALAYCI, 2012, s.47)

Dünya yüzeyinin yaklaşık yüzde 70’i sularla kaplıdır. Mevcut suyun %97’sini okyanuslar ve denizlerdeki tuzlu su oluşturmaktadır. Geriye kalan %3’lük kısmını ise canlıların ihtiyaçlarını karşılayan tatlı sular oluşturmaktadır. Bu %3’lük su miktarının dünya üzerindeki dağılımı da son derece dengesizdir. (SALTÜRK, 2006, s.22) Yeraltı ve yerüstünde tatlı su kaynaklarının sınırlı olduğu Orta Doğu bölgesinde su kaynaklarının kullanımı ve paylaşımı üzerine büyük sıkıntılar yaşanmaya başlamıştır. Bölge nüfusu her geçen yıl katlanarak artmaktadır bunun yanında çarpık kentleşme, tarımda sulamanın yanlış yapılması ve yanlış sanayileşme nedeni ile bölgede yapılan su israfı oldukça fazladır. Orta Doğu’da 15 ülkeyi kapsayan yoğun bir su sorunsalı bulunmaktadır.  Orta Doğu’nun en önemli üç su kaynağı; Ürdün (Şeria) Nehri havzası, Nil Nehri, Fırat ve Dicle’dir. Üç büyük su kaynağının paylaşımı konusunda geçmişten günümüze büyük bir mücadele vardır.

Tablo 1. Kıtalarda ve Ortadoğu ülkelerinde kişi başına düşen yenilebilir tatlı su miktarı(m3/yıl)

Kıta           Kişi başı yenilebilir tatlı su(m3/yıl) Ülke         Kişi başı yenilebilir tatlı su (m3/yıl)
Asya                                              3.000

Batı Avrupa                                   5.000

Afrika                                            7.000

Kuzey Amerika                             18.000

Güney Amerika                             23.000

Dünya                                            7.600

Irak                                                            2.020

Türkiye                                                       1543

Lübnan                                                       1300

Suriye                                                         1200

Mısır                                                           933

İsrail                                                            352

Ürdün                                                           293

S.Arabistan                                                    168

Gazze Şeridi                                                    46

 

Su Orta Doğu’nun yakın gelecekteki en büyük sorunlarından biri olacaktır. Bu sorunun en büyük nedenlerinden biri kaynak azlığı ve iklim şartlarının yanı sıra bölge devletleridir. Geçmişten günümüze süre gelen ideolojik ve baskıcı rejimler alt yapı sistemlerini geliştirilemedi. Bölgede İran, Irak ve Suriye başta olmak birçok Orta Doğu devletinde gelecek yıllarda ciddi bir su sorunu ve gıda meselesi öngörülmektedir. Bu durum ise yeni göç hareketleri, sosyal karmaşalar, siyasi istikrarsızlıklara yol açabilecektir. Nehirlerin doğdukları topraklar ile döküldüğü sınırların farklı olması nedeni ile su varlığının paylaşımı devletler arasında büyük bir kriz yaratmaktadır. Ürdün (Şeria) Nehri havzasından dökülen sular Ürdün, Suriye, İsrail ve Filistin arasında büyük sorunlar yaratmaktadır. Orta Doğu’dan Afrika sınırlarına kadar dökülen Nil Nehri suları ise bu kaynakları üzerinde bulunduran Etiyopya, Sudan, Uganda, Kenya, Tanzania, Zaire. Rwanda ve Brundi arasında büyük bir sorun oluşturuyor. Bu devletler sürekli net bir kaynak oluşturmayan yağmur sularına olan bağımlılıklarını bırakarak Nil Nehri havzasından gelen kaynak ile kalıcı tesisler yapmak istiyorlar. Etiyopya, Nil Nehri sularından %80’ini sağlayan Mavi Nil üzerine kalıcı bir tesis olarak baraj yaptırmak istiyor. Bu barajın yapılması halinde Mısır’a akan sular %39 oranında azalacaktır. Uganda ve Sudan’da aynı politikayı uygulayarak Beyaz Nil üzerinde bir baraj yaptırmak istiyorlar. Bu durum nedeni ile Mısır yıllardır komşu ülkeleri ile sürtüşmeler yaşamaktadır. Eğer bu barajlar yapılırsa Mısır büyük bir kuraklık ile baş başa kalacaktır bunu göze alamayan devlet yıllardan beri komşu ülkelerini savaşla tehdit etmektedir.

Orta Doğu bölgesinde yaşanan bir başka çekişme ise Türkiye’nin doğusundaki dağlardan doğan ve Basra körfezine kadar dökülen Fırat ve Dicle Nehirleridir. Türkiye bu akarsuların büyük bir yüzdesine sahiptir bu nedenle Suriye ve Irak’la arasında büyük çekişmeler yaşanmaktadır.

 

 

  1. Orta Doğu’nun Su Jeopolitiği

Jeopolitik, devletlerin bulunduğu coğrafya ile bölgesel ve küresel stratejileri arasındaki ilişkilerin göstergesidir. Jeopolitik, çıkarları geliştirmek için politik-diplomatik ilişkilerle avantajlı coğrafi dengeleri kurmayı veya coğrafya üzerinde rakip güçlerle mücadeleyi amaçlar (Eslen, 2008, s. 1). Orta Doğu coğrafyası, köklü tarihi ile İslami kültürü temelinde bulunan insan birikimi, dünyanın en önemli jeo-ekonomik kaynağı petrolü, fiziki olarak çöl iklimini ve kurak bozkırları içerisinde bulundurur. Üç büyük kıtanın bağlantı noktasında bulunan Orta Doğu coğrafyası var olan enerji kaynakları nedeni ile eski tarihlerden günümüze kadar gelen büyük bir güç mücadelesine ev sahipliği yapmaktadır. Süveyş kanalının açılması, zengin petrol rezervlerinin bulunması bölgenin çatışma alanına dönüşmesine sebep olmuştur (Niray, 2003, s. 9). Orta Doğu bölgesini besleyen üç büyük kaynak bulunur. Bunlar; Ürdün (Şeria) Nehri havzası, Fırat-Dicle ve Nil Nehri’dir.

Harita 1: Orta Doğu Su Havzası Bölgeleri

Kaynak: Jakob Granit and Rebecca Löfgren (eds), “Water and Energy Link ages

in the Middle East: Regional Collaboration Opportunities”, SIWI Paper 16, 2010, p.9.

Orta Doğu’da, Maraş’ın kuzeyinden başlayarak Akabe körfezinin güneyine kadar uzanan tektonik oluşumun içinde üç büyük akarsu daha yer alır. En güneyde bulunan Ürdün (Şeria) Nehri , onun kuzeyinde bulunan Litani (Leytani)Nehri ve Asi (Orantes) Nehri’dir. Hermon Dağlarının karı tepelerinden doğan Ürdün(Şeria) Nehri 251 km uzunluğundadır. Ayrıca Nehrin en önemli kolu olan Yarmuk (Yermuk) 106 km uzunluğundadır ve bu kolun taşıdığı su miktarı ana nehrin 1/3’ünü oluşturmaktadır. Ürdün Nehri’nin uzunluğu 11.500 km2 ’yi bulmaktadır. Bu Nehrin % 54’ü Ürdün’de, % 29.5’i Suriye’de, % 10.5’i İsrail’de ve % 6’sı Lübnan’dadır. Lübnan’ın Bekaa vilayetindeki dağların kaynaklık ettiği Litani Nehri ise toplamda 140 km uzunluğundadır ve genellikle bölgede bulunan tarım alanlarını sular.

Mezopotamya, Güneydoğu Toroslarla Zağros Dağları’nın güneydoğu bölgesinde yer alan çok geniş bir vadi oluğudur. Zağros Dağlarının kaynaklık ettiği Fırat ve Dicle Nehirleri Basra Körfezine kadar uzanır ve burada birleşerek Şattül-Arab Nehrini oluşturur. Şattül-Arab Nehri’nin havzası 800.000 km2 ’nin üzerindedir. İran, Türkiye, Irak ve Suriye toprakları bu havzanın içinde yer almaktadır. Fırat Nehri kaynağını bol yağış alan ve daima karla kaplı olan Erzurum Dumlu dağlarından alır. Fırat Nehri’nin Türkiye sınırları içerisinde uzunluğu 1.263 km’dir.  Murat ve Karasu Nehirler’ ini de içerisinde kapsayarak toplam uzunluğu 2.800 km ulaşır. Suriye’den sınırları içerisindeki uzunluğu 710 km ve Irak’tan sınırları içerisindeki uzunluğu ise 827 km’dir. Doğu Anadolu bölgesinde bulanan dağların kaynaklık ettiği Dicle Nehri’nin 523 km’si Türkiye sınırları içerisinde yer alır ve toplam uzunluğu 1900 km’ye ulaşır.

Havzası Afrika kıtasının büyük bir alanını kaplayan Nil Nehri, dünyanın en uzun nehridir ve 6.650 km uzunluğundadır. Güneyden Kuzeye doğru bir akıntısı vardır ve üç ana kola ayrılır. Bunlar; Beyaz Nil , Mavi Nil ve Atbarah Nehri’dir. Beyaz Nil Nehri Doğu Afrika Göller Bölgesinden doğar ve bu alanda nehire Kagera Nehri adı verilir ardından bu nehir Tanzanya, Ruanda ve Uganda sınırlarını geçerek Victoria Gölüne dökülür ve gölden aktıktan sonra Sudan sınırlarını aşarak Mavi Nil ile birleşir.  Kaynağı Etiyopya bölgesinde bulunan  Tana Gölünden olan 1450 km uzunluğundaki Mavi Nil Nehri’nin 800 kilometresi Etiyopya ülkesinin sınırları içerisinde yer almaktadır. Etiyopya bölgesinden önce güneye doğru, daha sonra ise kuzeybatı yönüne akarak Sudan sınırlarına geçer. Mısıra ulaşan en önemli nehir kolu Mavi Nil’dir.

 

 

 

  1. Su Sorunu ve Orta Doğu’nun Kaynak Mücadelesi

Orta Doğu ve Dünya’nın geleceğine dair en önemli konulardan biri Su’dur. Bu problemin asıl nedenlerinden biri kaynak azlığı ve iklim şartlarının yanı sıra devletlerdir. Bölgede bulunan baskıcı ve otoriter rejimler geçmişten günümüze taht mücadeleleri ve küresel güçlere karşı gösterdikleri mücadeleler nedeni ile alt yapı sistemlerine gerekli ilgiyi gösteremediler. Günümüz teknolojilerine ve güçlü alt yapı sistemlerine baktığımızda Orta Doğu ülkelerinin bu alanda geri kaldığı gözle görülür bir gerçektir. Son on yılda daha da karmaşık bir hal alan Orta Doğu bölgesinde özellikle Suriye, Libya ve Lübnan’da yaşanan iç savaşlar nedeni ile birçok insan göç etmeye başladı. Yaşanan düzensiz göç hareketleri, savaşlar ve rejim değişiklikleri nedeni ile gelecek yıllarda Orta Doğu’da büyük bir su ve gıda kıtlığı yaşanacağı ön görülmektedir. Osmanlı devletinin dağılması ile sınırların yeniden çizildiği ve şekillendiği Orta Doğu’da Nehirlerin doğduğu devletler ile aktığı sınır komşusu devletler arasında ciddi çekişmeler başlamıştır. Bölgedeki çatışmalar, nüfus hareketlerindeki orantısız artış, eğitim düzeyinin düşüklüğü, çarpık şehirleşme, sanayi ve üretimin düzensizliği ve azlığı suyun yanlış kullanılmasına ve israf edilmesine neden oluyor. Ortadoğudaki bir çok devlet petrol bakımından zengin rezervlere sahip olsalar bile tatlı su kaynakları açısından oldukça yoksul durumdadırlar. Bölgedeki su kaynaklarının önemli derecedeki azlığı nedeni ile bölgedeki komşu devletler su için savaşacak hale gelmişlerdir. Günümüzde Orta Doğuda suyun paylaşımı sorunsalı 15 ülkeyi derinden ilgilendirmektedir.

Tablo 2: Orta Doğu’da Su Havzaları, Sorunlu Ülkeler ve Sorunun Kaynağı

2.1.) Türkiye ve Sınıraşan Suları

Türkiye sınırları içerisinde doğan Suriye ve Iraktan geçtikten sonra Basra Körfezine dökülen Fırat ve Dicle 3 devlet arasında zaman zaman gerginliklere yol açmıştır. Büyük bir kısmının Türkiye’de bulunduğu Fırat nehri çekişmenin ana odağıdır. Türkiye’nin büyük emekler sarf ederek gerçekleştirmek istediği GAP projesi Türkiye, Suriye ve Irak arasında büyük bir krize sebep oldu. Suriye ve Irak GAP projesi ile birlikte sınırlarına akan suların azalacağını ön görerek projenin yapımına karşı çıkmışlardır. Çünkü GAP projesi ile Doğu Anadolu bölgelisinde bulanan şehirlerde 1,82 milyon hektar tarım arazisi sulamaya açılacaktır. Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde inşa edilecek olan yeni barajlardan sulama kanalları sayesinde yararlanılacaktır.

Tablo 3:Türkiye, Suriye ve Irak‟ın Fırat ve Dicle nehirlerine katkıları ve su talepleri

Kaynak: (Bulu ve Çokgör, 2002; Ergener,2002; Zehir ve Özşahin, 2003)

Suriye yönetimi, Fırat ve Dicle nehirlerinin uluslararası su statüsünde olduğunu ileri sürerek Türkiye’yi fazla su kullanmak ve Fırat‟ın sularını azaltmakla suçlamıştır. Aynı zamanda Suriye Asi Nehrinin tamamına hakimdir ve hiçbir devlet ile paylaşmamaktadır. Buna karşın Türkiye yaklaşık saniyede 950 m 3 su akımı olan Fırat Nehri sularının 500 m 3 /sn.‟ni 1987 anlaşması ile Suriye‟ye tahsis edilmiştir. Suriye ve Irak da bu suyu %42‟si Suriye, %58‟i Irak kullanımında olacak şekilde paylaşmışlardır. Fakat her iki ülke de bugün Türkiye‟den gelen suyu yetersiz bulmakta ve bırakılan akışın 700 m 3 /sn‟ye çıkarılmasını istemektedir. Bu isteğin gerçekleşmesi durumunda Türkiye‟nin payına düsen su miktarı 250 m 3 /sn kalacaktır (Haftendorn, 2000).

Ortadoğu‟da yer alan Ürdün, Asi, Dicle ve Fırat nehirleri gibi sınıraşan akarsuların paylaşımı ile ilgili kıyıdaş olan ülkeler arasında ciddi problemler yaşanmaktadır. Özellikle yaşanan siyasi olumsuzluklar ve ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar, suyun paylaşımını stratejik bir unsur haline getirmiş ve su kaynaklarının akılcı ve verimli bir şekilde kullanımı düşünülmeden su kaynaklarına sahip olmak siyasi ve uluslararası bir soruna dönüşmüştür. Bu nedenle yaşanan su sorununa bilimsel ve akılcı bir çözüm bulmak neredeyse imkansız hale gelmiştir (Koluman, 2002).

2.2.) Ürdün Ve Sınıraşan Suları

Ürdün sınırları içerisinde doğan Ürdün(Şeria) Nehri sınırlarından geçtiği Ürdün, İsrail, Suriye, Lübnan ve Filistin arasında ciddi sürtüşmelere yol açmıştır. İsrail’de Yahudi nüfusunun yoğun şekilde artması, Suriye’de artan iç savaş ve kötü yaşam koşulları bölgedeki istikrarsızlığı arttırdı ve buna bağlı olarak su kullanımı da ciddi boyutlarda arttığı için bölgede suyun paylaşımı ciddi bir mesele haline geldi. Ürdün Nehri, İsrail’in temel yerüstü su kaynağı durumundadır. Yıllık ortalama 1527 milyon m3 su taşıyan nehrin kaynağı durumunda olan üç kolu bulunmaktadır. Bunlar; Dan, Hasbani ve Banyas kollarıdır. Suyun büyük bir kısmını hakimiyeti altına almaya çalışan İsrail Ürdün, Suriye ve Lübnan ile karşı karşıya gelmektedir.

2.3.) Mısır ve Nil Nehri

Günümüz şartlarında bakıldığında birçok insan Nil Nehrinin kaynağının Mısır’da olduğunu düşünür. Çünkü Mısır ile Nil Nehri bir bütün haline gelmiştir. Bölgenin kültürel ve dini en önemli sembollerinden biridir. Fakat Nil Nehrinin ana havzası Afrika’ya aittir. Mısır %97’si çöl olan ve hemen hemen hiç yağmur görmeyen kuraklık bir bölgededir. Bu nedenle her anlamda Nil Nehrinin varlığına muhtaçtır. Nil sularının %80’ini Sudan ve Etiyopya’da bulunan ana kaynaklarından sağlar. Sudan ve Etiyopya’nın yeni tesisler ve barajlar yapması durumunda Mısır’a akan su azalacaktır. Bu durumda Mısır büyük bir su kıtlığı ile baş başa kalabilecektir. Nil Mısır’ın nefes kaynağıdır bu nedenle oluşacak herhangi bir olumsuzluğu Mısır savaş sebebi sayabilecektir.

3) Küresel Aktörlerin Orta Doğu’nun Su Sorununa Bakışı ve Çözüm Arayışları

Dünya’da küresel boyutta görülen su sorunu, Ortadoğu bölgesinde yoğun bir şekilde yaşanmaktadır ve bu sorun gelecek yıllarda büyüyerek devam edecektir. Çünkü yarı kurak, kurak ve çöl ikliminin görüldüğü Ortadoğu bölgesinde  yıllık yağış ortalaması yok denecek kadar az ve düzensizdir. Bu nedenle bölgede sınırlı kaynaklara sahip akarsular bulunmaktadır. Orta Doğu’da bulunan  kaynakların büyük bir bölümünü Türkiye’den alan Fırat ve Dicle nehirleri ile kaynaklarının tamamına yakınını Orta Afrika’dan alan Nil Nehri Ortadoğu’nun en önemli akarsuları olarak karşımıza çıkar. Bu durum Ortadoğu’daki su sorununu ve sınıraşan akarsuların önemini