Türkiye’nin Enerji Politikasında Rusya’nın Yeri

0 288

Enerji Politikası:

Enerji, bir ülkenin ekonomik ve sosyal gelişiminin, en temel ve sürükleyici gereksinimlerinden biridirEnerji politikasının temel çerçevede; dış politika, güvenlik politikası, sanayi ve tarım politikaları, ulaştırma politikası, ekonomi politikası, eğitim politikası ve çevre politikasıyla bir arada (entegre/bütünleşik) planlanması gerekir.
Enerji stratejilerin ve politikalarının en temel amacı: enerji arz güvenliğinin çevre güvenliğini zedelemeden mümkün olan en düşük maliyetle sağlanmasıdır. Ülkeler kendi enerji politikalarında; ülkenin enerji kaynakları potansiyeli doğru belirlemeli, yerli ve temiz kaynaklar en uygun oranda kullanmalı ve ithalatın zorunlu olduğu durumda ise, mutlaka kaynak ve güzergah çeşitliliği sağlanmalılardır.
Enerji talep tahminlerinde, nüfus artışı, ekonomik büyüm, sanayileşme, kırsaldan kente göç, yakıt fiyatlarının olası seyri, ve enerji politikaları (vergiler, teşvikler, vb.) gibi çeşitli parametreleri dikkate alarak; gerçekçi ve bilimsel temelde yapılması gerekir.

Dünya’daki Enerji Politikaları:

Ülkelerin ekonomik kalkınmalarında zorunlu olan temel güçlerin başında, enerji kaynakları yer almaktadır. Enerji politikalarında temel hedef: enerji arz güvenliğini sağlanması(dışa bağımlılığın azaltılması), kaynak çeşitliliğinin artırılması ve istenilen miktarda ve kalitede üretim yapılmasıdır.
Uluslararası Enerji Ajansı tarafından yayınlanan rapora göre günümüzde dünya toplam enerji tüketiminin % 87’lik payı fosil yakıtlar, % 7’sı yenilenebilir kaynaklar, % 5’i ise nükleer enerji tarafından karşılanmaktadır.
Taşıma yollarının kontrolü, ABD gibi süper, Çin ve Hindistan gibi yükselen güçlerin, Rusya ve Türkiye gibi bölgesel güçler tarafından ulusal güvenlik sorunu olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle petrol ve doğal gaz arzının karşılanmasında, Orta Doğu ve Orta Asya-Hazar Bölgeleri küresel ve bölgesel güç çatışmalarının odağını oluşturmaktadır.

ABD’nin Enerji Politikası:

Dünya ekonomisinde sürdürülen enerji mücadelesinin en önemli aktörlerinden birisi ABD’dir. Dünyanın en büyük ekonomisine ve gelişmiş sanayisine sahip olan ABD, her yıl ciddi oranda artan bir enerji tüketimine sahiptir. Bu nedenle ABD’nin enerji nasıl elde edeceği, ülkenin geleceği açısından önemli bir güvenlik sorunu olarak ele alınmaya başlamıştır. ABD, küresel petrol tüketiminin % 36.7’sini gerçekleştirmekte, petrolün ithalatı bağımlılık oranı şu an %55’ken 2025 yılında % 70’e yükselmesi beklenmektedir. ABD’nin günlük varil olan petrol tüketiminin 2020’lerde 115 milyon varile artacağı düşünülmektedir.

AB’nin Enerji Politikaları:

AB toplam petrol ithalatının % 45’ini Orta Doğu’dan, doğal gaz ithalatının ise, % 48’i Rusya Federasyonu, % 22’i Norveç ve % 27’i Cezayir’den gerçekleştirmektedir (Gönül, 2003, 151). İngiltere, Danimarka ve Hollanda’daki doğalgaz rezervlerinin yetersizliğine ek olarak, Kuzey Denizindeki petrol rezervlerinin de en geç 2050 yılında tükeneceği tahmin edildiğinden, birlik gelecekte dışarıya daha fazla bağımlı hale gelecektir.

Çin’in Enerji Politikaları:

Çin, petrol ve doğalgaz ithalindeki riskleri dağıtmak ve tedarik güvenliğini sağlamak için, Mısır, Nijerya, Sudan, Angola gibi Afrika ülkelerinde, petrol ve doğalgaz arama ve rafinaj konularında çeşitli anlaşmalar yapmıştır. Güney Amerika’da, Venezuella ve Peru ile petrol arama, çıkarma gibi konularda faaliyet gösterebilmek için müşterek şirketler kurmuştur. Ayrıca, Endonezya, Papua Yeni Gine ve Tayvan’da da denizde petrol arama ve çıkarma hakları elde etmiştir.

Hindistan’ın Enerji Politikaları:

Hindistan, dünyanın en fazla petrol tüketen ülkelerden birisidir. Petrol ve doğalgaz Hindistan’daki toplam enerji tüketiminin % 40’dan fazlasını oluşturmaktadır.
Hindistan’da Çin gibi, sürekli çoğalan nüfusu ve üretim kapasitesi ile artan enerji ihtiyacını karşılamak için, Basra Körfezine olan bağımlılığı da azaltmak amacıyla, Hazar Bölgesine yatırım yaparak enerji güvenliğini sağlamaya çalışmaktadır. Hazar Bölgesinden çıkarılan petrol ve doğal gazın ABD’nin kontrol ve denetiminde olmadan Kazakistan üzerinden Çin’e, Türkmenistan ve Pakistan üzerinden de Hindistan’a ulaştırılması bu ülkeler için büyük önem arz etmektedir.

Rusya’nın Enerji Politikası:

Rusya sahip olduğu büyük enerji potansiyeli ve özellikle de doğal gaz ihracatçısı olarak, (başta AB ve Asya Pasifik Bölgesinin ileri teknolojiye sahip ülkeleri olmak üzere,) küresel enerji piyasasında çok önemli bir stratejik güçtür. Rusya için enerji güvenliği;doğal gaz üretimi ve boru hatlarıyla dağıtım sektöründeki üstünlüğünün korunması ve dünya doğal gaz rezervlerinin % 25’ini elinde bulunduran Rusya’nın, doğu Avrupa gaz tüketiminin % 35’ini sağlamasıyla da özel bir önem taşımaktadır. Nitekim, Beyaz Rusya, Ukrayna, Litvanya, ve Moldova’nın doğal gaz trafiği tamamen Rusya tarafından idare edilmektedir.
Rusya, ABD’ye karşı, yeni anlaşmalar ve yatırımlar yapmakta, zengin doğal kaynak rezervlerini kullanarak, kendisine bağladığı ülkelerdeki etkinliğini artırmakta, gelecekte rakibi olabilecek Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan gibi ülkelerle ikili anlaşmalar yapmaktadır. Rusya dünyanın en zengin gaz yataklarına sahip olmakla birlikte, bu gazı taşıyabilecek ve sağlıklı pazarlayabilecek yeterli düzeyde bir altyapıya sahip değildir.Düşük standartlar ve kalitesiz malzeme kullanılarak inşa edilen, Rus boru hatlarının ortalama yaşı 22’dir. Yaşlı sistem daha fazla enerji kaybına yol açmaktadır.Uluslararası Enerji Ajansına göre, Rusya enerji kaynakları ve ihracat yapısının geliştirilmesi için, 2030 yılına kadar 900 milyar dolardan fazla yatırım yapılması gereklidir.

Türkiye’nin Enerji Politikası:

Günümüzde tükettiği enerji kaynaklarından yarısını ithal etmekte olan Türkiye’de uygulanan enerji politikaları, dünya enerji sektörünün genel yapısından büyük ölçüde etkilenmektedir. Enerji tüketiminde ithalatın payı % 70 düzeyindedir. Enerji açısından yüksek orandaki dışa bağımlılığın yanı sıra, doğal gaz ithalatının % 65’i Rusya Federasyonundan yapılmaktadır ve bu durum da, enerji güvenliği açısından önemli sıkıntılara neden olmaktadır. Orta Doğu ve Hazar Bölgesini, Akdeniz ve Avrupa’ya bağlayan hemen hemen tüm kara ve deniz güzergahları Türkiye’den geçmektedir. Türkiye mevcut boru hatlarının yanı sıra, pek çok yeni projeye de dahil olmuştur. Bu projelerin bitirilmesiyle Türkiye, yakın gelecekte Doğu-Batı Enerji Koridoru olmasının yanı sıra, Kuzey-Güney Enerji Koridoru olmaya aday, AB ülkelerini enerji krizinden kurtaracak kilit ülke konumuna gelecektir. Böylece AB ile kurulacak enerji işbirliği, tam üyelik sürecinde Türkiye’nin önemini daha da arttıracaktır.

Türkiye-Doğalgaz:

Türkiye, doğal gaz ve petrol rezervi bakımından oldukça fakir bir ülkedir. Coğrafi ve politik konumu itibariyle petrol ve doğalgazın nakli için güvenli bir koridordur. Enerji kaynak transferinde dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerinin bulunduğu doğu (Hazar Bölgesi, Ortadoğu) ve en büyük petrol ve doğalgaz ithal pazarının bulunduğu batı arasındaki konumuyla Türkiye, enerji arz ve talep güvenliğinin sağlanmasında kritik bir güzergahta yer almaktadır. Rusya-Türkiye arasındaki enerji ticaretini belirleyen önemli anlaşma 1984 tarihinde iki ülke arasında imzalanan “Doğalgaz Anlaşması’’ dır. Türkiye “al ya da öde” (take or pay) olarak tabir edilen bir anlaşma imzalamıştır.

Doğal Gaz Boru Hatları ve Projeleri:
  • Mavi Akım Gaz Boru Hattı (BLUE STREAM)
  • Güney Akım Gaz Boru Hattı Projesi
  • Türk-Akım Gaz Boru Hattı Projesi
Türkiye-Petrol:

Türkiye için petrol doğal gazın ardından ikinci önemli enerji kaynağı (yüzde 30,1) konumundadır. Türkiye yıllık 2,5 milyon ton petrol üretmektedir. Türkiye petrol ithalatının önemli bir bölümü Ortadoğu ülkelerinden gerçekleşmektedir ve Irak bunlar arasında başı çekmektedir. Rusya, İran ve Libya gibi ülkelerden yapılan ithalat önemli ölçüde azalmıştır. Ulaştırma sektörü petrol talebinin en önemli kaynağıdır. Ulaştırma sektörünün en fazla kullanılan petrol ürünü dizeldir.

Petrol Boru Hatları:
 

Petrol arz güvenliği açısından göz önünde bulundurulması gereken hususlardan biri de petrol boru hatları ile ilgili gelişmelerdir. Türkiye Ortadoğu, Kafkasya, Orta Asya, Rusya ve Doğu Akdeniz’deki petrol kaynaklarının Avrupa’ya eriştirilmesinde vazgeçilemez ve göz ardı edilemez bir geçiş noktası konumundadır. Küresel petrol arzının yüzde 3’ü İstanbul ve Çanakkale boğazlarından geçmektedir. Petrolün iç piyasada taşınmasında da boru hatları önemli bir paya sahiptir.
 

  • Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı
  • Bakü-Tiflis-Ceyhan Ana İhraç Ham Petrol Boru Hattı

RUSYA-TÜRKİYE ENERJİ İLİŞKİLERİNDE GELECEK BEKLENTİLERİ:

  • RUSYA DOĞALGAZI DURDURABİLİR Mİ?

Rusya, doğalgazı kısma ya da bütünüyle kesmeyi şimdilik bir tehdit aracı olarak kullanarak Türkiye’nin en zor zamanında kendi aleyhine bile olsa doğalgaz vanalarını kısmak ya da kapatmak için fırsat kollaması (Rusya‘nın, Türkiye’ye yönelik doğalgazı kesmesi hatta kısması bile çok kolay olmayacaktır. Çünkü Türkiye, Rusya’dan, Almanya’dan sonra ikinci büyüklükte doğalgaz tedarikçisi olan ülkedir. Üstelik Rusya’ya, Ukrayna ve Kırım’ı ilhakı dolayısıyla AB ülkeleri tarafından ekonomik ambargo uygulanmaktadır. Türkiye’ye ihraç ettiği doğalgazı kesmesi ya da kısması ekonomik durumunu daha da zora sokmuş olacaktır. (Putin, bunu göze alabilir mi, zor da olsa alma ihtimali de az da olsa, vardır.)

  • Türkiye’nin Tavrı Ne Olmalı?

AB’nin uyguladığı ekonomik ambargoya kendisi de katılarak Rusya’yı ekonomik anlamda daha da zorlayabilir, Rusya’ya verilen Mersin’deki 22 milyar dolar maliyetli Akkuyu nükleer santral inşası gibi projeleri iptal edebilir.2018’de faaliyete geçmesi planlanan TANAP doğalgaz boru hattı projesinin daha erken bitirilerek faaliyete geçmesini sağlayarak doğal gaz alımını arttırabilir.
Ancak bütün bunların kısa sürede gerçekleştirilmesi mümkün görünmemektedir. Çünkü bu anlaşmalar yapılsa bile sıvılaştırılmış gazı depolayacak ve gaza dönüştürecek tesisler Türkiye’de bulunmamaktadır. Bu ise Rusya’nın doğalgazı kesmesi halinde Türkiye’nin kış aylarını zor geçireceği anlamına gelecektir.
Rusya ekonomisinde yaşananlar, Akkuyu Nükleer Santralinin geleceğine dair endişeleri artırmıştır. Bu bağlamda incelendiğinde Rusya ekonomisinde yaşanan olumsuz gelişmelerden kaynaklı Mersin’e yapılacak olan Akkuyu Nükleer Santrali’nin yapım aşamasında sıkıntı yaşanıp yaşanmayacağı hem projenin zamanında hayata geçirilmesi hem de iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişim yönünü belirleyecek olması açısından oldukça önemlidir.

KAYNAKÇA:

 

  • Enes Tanas Karagöl, ‘’Türkiye’nin Eneji’de Merkez Olma Arayışı’’, SETA, I.Baskı,2016. İstanbul. S:17-24
  • Muharrem Hilmi Özev, ‘’Türkiye’nin Enerji Güvenliği’’, SETA,I.Baskı, 2017. İstanbul. S:36-47
  • Ali Kaçar, ‘’Türkiye’nin Enerji Politikası ve Rusya’’,Genç Birikim Dergisi, Aralık 2015. gencbirikim.net
  • C Dışişleri Bakanlığı, ‘’Türkiye’nin Enerji Profili ve Stratejisi’’. www.mfa.gov.tr
  • Hakan Akbulut, ‘’Enerji Diplomasisi’’. T.C Dışişleri Bakanlığı,. mfa.gov.tr
  • C Dışişleri Bakanlığı, ‘’Türkiye’nin Enerji Stratejisi’’, ESGY, OCAK 2009. www.mfa.gov.tr
  • Hasan Saygın, ‘’Küresel Enerji Politikaları ve Türkiye’’, Türk Harb-İş Dergisi, Sayı:219, S:26-31, Şubat 2006. hasansaygin.com
  • Necdet Pamir, ‘’21. Yüzyıl İçin Planlama’’. 6 Aralık 2012. yonetimbilimi.politics.ankara.edu.tr.