Perşembe, Temmuz 18, 2024
spot_imgspot_img

Top 5 This Week

spot_img

Related Posts

Uluslararası İlişkiler Ve Feminizm Teorisi

Liberal, Radikal, Post modern pek çok teori içinde barındıran bir teoridir. Feminizmin temel çıkış noktası kadın haklarının savunulmasıdır. Feminist akım 80’lerde uluslararası ilişkilerde teori olarak ön plana çıkıyor. 17 yüzyılda Mary Astell 18 yüzyılda Mary Wollstonecraft, John Stuart Mill, Mar-Engels, Maria Stuart, Susan Anthony öncüleridir

Mary Astell Feminizmin temel öncülerindendir. Erkek kadın aynı akıl ve mantığa sahiptir. Bu yüzden eşit eğitim görmelidir. Bazı fikirleriyle günümüzdeki Radikal feminizmi etkilemiştir. Erkekleri ikiye ayırmıştır. Seksüel ve Tiran. Erkek kadının doğal düşmanıdır. Bizim görevimiz kadınları erkekleri mutlu etmenin çıkarmaktır diyor

 

 

Mary Wollstonecraft Kadınların erkeklerden daha düşük bir akıl seviyesini sahip olduğu fikrine karşıdır. Fransız Devrimi’nde kadınların ikinci plana atılmasını eleştiriyor. Sahip olan haklar açısından erkeklerle eşit olmalıdır diyor.

 

 

John Stuart Mill Kadınlar genellikle statü olarak ikinci plana itilmiş, bunu da kadın hakları legal hale getirerek düzeltebiliriz diyor bu da eğitimli olur

 

 

 

Marx ve Engels Aile ve özel mülkiyet kökeni kitabında erkek kadın toplumsal hayatta ön planda değil özel hayatta öyledir diyor. Kadının görevi erkeği hizmet etmek olmuş. Bundan kurtulmasının yolu devrimdir. Özel mülkiyet yüzünden bu duruma gelinmiştir.  Kapitalizmin ilk aşaması kadınları etkilemiş özel mülkiyetin kaldırılmasıyla erkek üstünlüğü ortadan kalkar diyor

 

Maria Stuart, Elizabeth Stanton, Susan Anthony; Amerika’da feminizmin öncülerindendir. Bunların çabaları ile kadınlara seçme seçilme hakkı verilmiştir

Feminizmin Temel varsayımları

1-  Uluslararası ilişkilerde,  sosyal cinsiyeti temel analiz birimi olarak kullanılmasını öneriyorlar.  Sosyal araştırmalarda kadınların perspektifine önem verirsin deniliyor.  Sosyal cinsiyet rolleri herhangi bir kültürde maskülenlik ve feminenlik tanımı ile ilgili özelliklerdir.
2- Sosyal cinsiyet güç ilişkilerini tamamlamanın önemli bir aracıdır. Dış politikada ve uluslararası ilişkilerde de bunun yansımalarını görebiliriz.  Eşitsiz rol beklentilerini de beraberinde getiriyor.  Bu da hem sosyal hayatta en uluslararası ilişkilerde eşitsiz muamelenin de kaynağı haline geliyor. Örneğin maskülen ve feminenin özellikleri tanımlanıyor, Dolayısıyla kadın ve erkeğe ona göre yol veriliyor. Eşitsiz güç ilişkileri belli toplumlara özgü değil.  Farklı kültürlerde farklı zamanlarda bu tür güç ilişkileri yoğun olarak görülebilir. Realistlerin rasyonel, yekpare güç peşinde koşan devlet tanımı sosyal cinsiyete yer bırakmıyor. Bunlar erkeklere özgü karakterlerdir çünkü. Buradan hareketle feministlerin en çok eleştirildiği teori Realizmdir.
3- Teori dediğimiz şey kadının özgürleşmesine yönelik olmalıdır. Eşitsiz cinsiyet ilişkilerinin ortadan kaldırılmasına yönelik olmalıdır. Soyut kavramların yerine somut kavramlar üzerine yoğunlaşmak gerektiğini söylüyorlar.
Realist terminolojide  devlet, güvenliği sağlayan aktör olarak tanımlanıyor.  Ulusal güvenlik dediğimiz zaman;  devlet hem kendisi hem vatandaşlar için güvenlik sağlamalıdır.  Devletler güvenlik sağlamaktan çok güvenliği tehdit eden faktörler konumundadır.  Başta kadınlar olmak üzere dezavantajlı grupların hayatını olumsuz etkileyen Politikalar uygulamaktadırlar. Klasik devlet anlayışı yeniden gözden geçirilmelidir diyorlar.
Feministler kendi aralarında farklı gruplara ayrılmıştır.

Liberal Feministler:

Liberal Feministlerin çalışması ikiye ayrılır.
Birinci grup: Kadınlar uluslararası arenada yeterince temsil edilmediğini belirtiyorlar. Kadınların temsil edilmediği alanlara bakıyorlar. Bu alanların önündeki engelleri kaldırmayı hedefliyorlar.
İkinci grup: Kadınlar uluslararası arenada aktif olarak bulunuyor ama varlıkları görmezden geliniyor.
Temel olarak liberaller kadın-erkek eşitliği üzerinde duruyor.
Kadınların alt statüde olmasının farklı sonuçlarına bakıyorlar. Örneğin; Göçmen kadınların sorunları, kadın-erkek arasında ki gelir eşitsizliği, kadınlara uygulanan ayrımcılık, insan hakları sorunları üzerinde duruyorlar.
Bir grup liberal feminist uluslararası politikada kadının yeri ve kadınların uluslararası politikayı nasıl etkilediğini ve nasıl etkilendiğini araştırıyor.  Eğer iktidarda daha fazla kadın olsaydı dünya nasıl olurdu sorusuna cevap arıyorlar.  Bunun önündeki yasal ve diğer engeller kaldırılırsa bunu öğrenme şansımız olur diyorlar.
Dış politika analizinde sosyal cinsiyeti kullanıyorlar
Devletlerin uluslararası alanda şiddet kullanmasıyla kadınlara eşit haklar verilmesi arasında ters bir orantı vardır diyorlar.
Kadın haklarına önem veren devletler daha az dikkat kullanmaya meyillidir.
İçerde erkek kadın eşitliği yoksa devletlerin uluslararası alanda şiddet kullanımı artıyor diyorlar

Radikal Feminizm:

Kadın ve erkek arasındaki benzerlikten çok farklılıkları vurgulamak gerektiğini söylüyorlar.  Temel argümanları;  kadın,  erkeklerin dünyasında maskülen davranışlar idealize edilir.  Biyolojik olarak erkekler böyle yaratılmıştır. Biyolojik gerekircilik  kadınlar ise daha duygusaldır.  Erkekler biyolojik olarak daha saldırgan olduğu için,  kadınlarla erkekler  eşit olamaz diyorlar

Post-pozitivist Feministler:

Liberal feministlerin istatistiksel veriler ile açıklamaları eleştiriyorlar.  Bu tür ölçümler cinsiyet eşitsizliğini anlamakta yeterli değil diyorlar.  Çünkü bunlar genellikle erkeklerin beklentileri ile uyum içerisinde oluyor.  Resmi olarak eşitliği sağladı ülkelerde bile cinsiyet eşitsizliği devam etmektedir.  Sadece istatistiksel metotlara bakılırsa yüzeysel bakılmış olunur.  Toplumun daha değerinin de kadınlara olan beklentiler vardır

Eleştirel Feminizm:

Daha çok fiziksel düzeyde cinsiyet kimliklerinin uluslararası politikadaki yansımalarına bakıyorlar. Robert Cox’un  fikirleri üzerine inşa ediliyor.  Uluslararası Kapitalizm hegemonyası bir şekilde devam ediyor.  Çoğu da Rıza ile oluyor.  Aynı zamanda tarihsel yapılar açısından baktığımızda dünyada birbirleriyle etkileşim içinde olan üç kategori vardır; Bunlar  maddi şartlar,  fikirler ve kurumlar.  Bunlar farklı düzeyde birbirleriyle etkileşim içindedir. Bu fikirler çoğu zaman var olan kurumların meşhur ulaştırılmasını sağlamak için kurulmuştur.  Bu fikirler de insanların ürünüdür.  Dolayısıyla bunu değiştirmenin her zaman bir yolu vardır.  Sosyal güçler de bunu değiştirir.
Eleştirel feministler de Cox’un  bu düşüncesinden hareketle kendi teorisini inşa etmişlerdir.
Sosyal cinsiyeti anlamak kadın ve erkeğin içinde bulunduğu maddi koşulları anlamaktan geçer.  Sosyal cinsiyet,  o cinsiyete verilen anlamlarla bütünleşmiş kadın erkek davranışlarını bu fikirlerle pekiştirmektedir.

Konstrüktivizm Feminizm:

Temel çalışma alanı olarak;  uluslararası politikayı nasıl etkilediği  Bunlardan nasıl etkilendiğini araştırmaktır

Post-Yapısal Feministler:

Daha çok dil üzerinde duruyorlar.   Özellikle anlamı, gerçekliği anlamamız dil vasıtasıyla olur.  Bilgi ve güç arasında bir ilişki vardır.  Anlamı inşa edenler Böylece bilgiyi oluştururlar aynı zamanda  güç de kazanırlar.  Şimdiye kadar bilenler Hep erkekler olmuş. Meşru bilgiye sosyal bilimlerde sahip olan erkeklerdir. Bu da genellikle erkekleri kamu alanında yaşamları ile ilgiye  dayanıyor.  Bu bilgi aslında erkeklerle ilgilidir.  Kadınlar da marjinalleştirilmişlerdir.  Çünkü bilginin süjesi olmuşlardır.  Bilgi anlam veren erkekler o bilgiyi kendi çıkarları için kurmuşlardır.
Günlük hayatımızda kullandığımız kategoriler vardır.  Bunlar aslında erkeklerin yarattığı kelimeler ve onları kattığı anlamlardır.  Bu tür kavramlaştırmalar maskülenliğin erkeklerin hegemonyasını devam ettirmeye yöneliktir.
Uluslararası ilişkilerde de medeni-barbar, düzen-anarşi, gelişmiş-az gelişmiş, gibi kavramlarla dünya dilsel olarak kategorileştirme diyor.
Bu söylenen sözlerin gerçek hayatta etkileri ortaya çıkıyor.  Bunun cinsiyet ve Irklar üzerinde de etkisi vardır.  Bu etkileri yıkalım diyorlar.
Yapı-söküm:  metinlerin ve söylemlerin ayrıştırarak gerçek anlamlarını bulmaya çalışıyorlar

Post-Kolonyal Feminizm:

Sömürgeci ilişkilerin kurulması ve bundan kadınların nasıl etkilendiği ile ilgili çalışmalar yapmışlardır.
Sömürgeleştirilmesi uluslarda ki feminist yazarların en çok eleştirdikleri şey. Batı’da ortaya çıkan feminizmdir. Batı’daki feministlerin genellikle tek bir kategori oluşturduklarını söylüyorlar.
Ama batıdaki kadınların şartları ile  sömürgeleştirilmiş devletlerde ki kadınların şartları aynı değil diyorlar. Dolayısıyla ortaya attıkları argümanlar dünyadaki bütün kadınlar için geçerli değildir.  Homojen bir kadın grubu yoktur

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popular Articles