Perşembe, Temmuz 18, 2024
spot_imgspot_img

Top 5 This Week

spot_img

Related Posts

Voyvodalıktan Bağımsız Devlet’e Romanya Devletinin Teşekkülü

BEYLİKLERDEN BİRLİĞE; ROMANYA ULUSAL DEVLETİNİN ORTAYA ÇIKIŞI ( 1847-1859)

GİRİŞ

Uzun yıllar Osmanlı hakimiyeti altında yaşamış olan ve tarihte Osmanlı’nın Memleketeyn olarak adlandırdığı Eflak ve Boğdan beylikleri olarak iki ayrı voyvodalık ve boyarlar tarafından yönetilmişlerdir. Romanya’da ilk ulusal devlet teşekkülünün ortaya çıkması özellikle 18.yy da Fenerli Boyarlar tarafından yönetilmeleri sırasında yapılan ticari ve sosyo-kültürel faaliyetler sonucunda ve gelişen siyasi olayların birbirini takip etmesi süreci sonunda ortaya çıkmıştır. Ama daha önce bu bölgede birleşmeyi ilk sağlayan ve Romanya tarihinde sembolik bir yer olan bir isimden bahsetmek gerekir. Bu isim şüphesiz Romenler tarafından Kahraman Mihai olarak da anılan Eflak Beyi Mihai Viteazul’dan başkası değildir.
Mihai 1593-1601 yılları arasında Romen tarihi açısından Osmanlı idaresine karşı en önemli ve gelecekte büyük önem taşıyan kültürel uyanışın ilk örneği olan isyanı gerçekleştirmiştir. Mihai, vergi miktarı yönünden isyan başlatmıştır. Bu isyan sürecinde yaşanan hadiselerden kısaca bahsetmek gerekir zira bu hadiselerden sonra Romen tarihinin en önemli olayı meydana gelmiştir. Mihai bu dönemde Osmanlı komutanlarından Koca Sinan Paşa komutasında ki orduya Kalugareni’de baskın yapmış ve geri çekilince Erdel Bey’i Bathory’nin yardımıyla tekrar Eflak’a saldırmış ve ele geçirmiştir. Osmanlılar Bathory ve Lehistan ile dostluk kurarak Mihai’yi yalnız bırakmayı başarmıştır. Bunun üzerine Eflak Voyvodası 1599’da Erdel’i işgal etmiş ve ardından seri ve hızlı bir hareketle Hotin’e kadar ilerlemiş, 1600 yılında da Boğdan’ı işgal etmiştir.
Sonuçta Mihai,Eflak,Boğdan ve Erdel’i birleştirip kendisini bu üç ülkenin hakimi ilan ederek Mihai Domn ( yurdun efendisi anlamında ) unvanını almıştır. Bu hükümdarlık çok kısa sürmüş ve Mihai 1601’de Avusturya ordularının başında bulunan General Basta’ya yenilerek öldürülmüş ve bunun sonucunda üç beylik tekrar ayrılmıştır. Mihail’in bu birleşmesi her ne kadar kısa sürmüşte olsa kendisine Romen tarihinde sembolik bir mevki kazandırtmış ve gelecekte 250 yıl sonra birleşecek olan Romanya’nın bilinç kazanmasında yer edinmiş ve Romenler’in tek bir ülke içinde ilk birleşmesi olarak tarihte ki yerini almıştır. Her ne kadar uzun bir süre geçmiş olsa da Romenler hep bir ülke içerisinde yaşama arzularını, zaman zaman sekteye uğrasa da toplumun kültürel hafızalarında canlanmasına sebep olmuştur.

BİRLEŞME SÜRECİ ÖNCESİNDE YAŞANAN OLAYLAR

Osmanlı ve Rusya ile savaş arenasına ve çeşitli çekişmelere sahne olmuş bu bölge Rus etkisine ilk defa 1774 Küçük Kaynarca antlaşmasıyla dini olarak Rusya’nın korumasının altına girmesiyle başlamış ve daha sonra ki yıllarda çeşitli savaşlara ve çekişmelere sahne olmaya devam etmiştir. Eflak ve Boğdan’ da ki ilk isyan hareketleri başlarında olan Fenerli Rum beylerinin kötü yönetimi ve ağır vergi şartları sonrasında ortaya çıkmıştır. Fenerli Beyler Osmanlı Devleti tarafından 1711’den itibaren Boğdan’a ve 1715’ten itibaren 1821’e kadar 110 yıllık bir süre içerisinde bölgede yöneticilik yapmışlardır. Fenerli beylerin döneminde Voyvodalıklarda ahlaki ve sosyal-iktisadi durumlarda büyük bir sarsıntı olmuş, rüşvet ve entrikaların yaygınlaştığı yıllar olmuştur. Yine bu dönem içerisinde Patrikhane’nin desteği ile,Romen köylüsüne sürekli bir fakirlilik kültürü aşılanmış ve Allah’ın kendilerini, beylerini beslemek, hizmet etmek üzere yarattığı fikrini beyinlerine işlemişlerdir. Tüm bunların yanı sıra Constantin Mavrokordato’nun voyvodalığı döneminde serflik sistemi kaldırılmış, köylülere bazı kişisel hürriyetler de tanınmıştır. Bunların yanı sıra Mavrokordato, voyvodalığının pek çok yerinde okullar ve hastaneler açarak halkın kültürel ve eğitimlerinin yanında sağlık sisteminin gelişmesine ön ayak olmuşlardır.
Fenerli beyler bu süreç içerisinde etkisini arttırmış ve patrikhanenin de desteği ile Bizans’ı yeniden diriltme hayalini kurmuş ve bazı çalışmalarda yapmışlardır. Her ne kadar Slav tehlikesini önlemişse de patrikhane aynı oranda bu projeye desteğini esirgemekten uzak durmamıştır. Bu durum 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasına kadar devam etmiş ve bu tarihten sonra Ruslar’a verdiği ortodoksluğun koruyuculuğunu vermesi dolayısıyla 1792 Yaş ve 1812 Bükreş anlaşmalarından sonra Osmanlı, bu bölgede ki çalışmalarında Ruslarla ortak hareket etmek zorunda kalmıştır. Bu anlaşmalar sonrasında Ruslar, siyasi, iktisadi, diplomatik ve ticari ayrıcalıklarını Eflak ve Boğdan üzerinde artırmıştır. Durum bu şekilde seyredince Rusların Rum voyvodalarla işbirliği yapmasının önünde engeller kalmamış ve Rum beylerin bu bölgede ortak hareket ederek Rumlaştırma politikaları da eklenince halk artık tepki göstermeye başlamıştır. Böylelikle çıkan isyan ile Romenler,Fenerli Rum beylerinden kurtulmak istemiş ve isyan ateşini ilk yakanda 1821 Yılında Tudor Vladimirescu olmuştur.
Tudor’un başlattığı isyan her ne kadar sosyal bir olay gibi görünse de siyasi ve milli bir hareket olarak Romenleri, tarihçilere göre modern çağın sınırına getirmiştir. Bu isyan Rus çarının desteğini alan Aleksandr İpsilandi’nin, Kırım’dan harekete geçen Eteriya Rum Hareketiyle aynı zamana rastlamıştır. Bazı Rus tarihçileri bu iki hareketi birleştirip Türkler’e yönelik hareket olarak nitelendirmeye çalışmışlardır. Durum ise böyle değildir ve Tudor İpsilandi’nin Türklere karşı beraber çatışma çağrısına ‘Ben Türklere karşı değil Rumlara karşı ayaklandım .’ Diyerek karşılık vermiştir. Bu cevap üzere her iki kuvvet Bükreş etrafında çatışmış ve Tudor, İpsilanti’nin ihanetine uğrayarak öldürülmüştür. Bu olaylar neticesinde 110 yıllık Fener beylerinin artık Eflak ve Boğdan’da hüküm sürmelerine II.Mahmud son vermiş ve yerli prensleri bu bölgede görevlendirmiştir. 1822 yılında ki bu olaylar neticesinde, yerli prenslerin atanması tekrar başlamıştır. Eflak’a Grigore Ghika ve Boğdan’a Ion Sandu Sturdza’yı beyliklerde görevlendirmiş, sivil ve dini görevlerde ki Yunanlıların ülkeden çıkarılmasıyla Romenler ilk ulusal politika zaferlerini elde etmişlerdir
Boğdan ise reform yanlılarının fazla olması nedeniyle bu haklardan daha fazlasını istemiştir.. İstekleri arasında Prenslerin hayat boyu görev yapmaları, ordu oluşturmalarını ve kanunlarda sadece Romence kullanılmasını talep etmişlerdir. Bu olaylar yaşanırken Ruslar, yeniçeriliğin kaldırılması ve Yunanlılar karşısında yaşanan zorluklardan kaynaklanan sıkıntıları fırsata çevirmek için sultanın prensliklerden ordularını geri çekmesini ve 1812 Bükreş antlaşmasının yürürlüğe konulmasını istemiştir. Bu olay, Ekim 1826 yılında Akkerman anlaşmasının imzalanmasına sebep oldu. Bu anlaşma sayesinde Divanlar’da toprak sahiplerinin Sultan’ın ve Çar’ın onayını aldıktan sonra yedi yıllığına bir prens seçmelerine imkan tanıyordu. Bu ayrıcalıklardan başka, toprak zenginlerinin statüsünün belirlenmesini ve yönetimde ki etkinliklerinin düzenlenmesini sağlıyordu. Ayrıca İstanbul’un kendi ticaret tekellerinden çekilmesini ve işgalin telafisi için iki yıl boyunca vergilerin kaldırılmasını öngörüyordu. Akkerman anlaşması, modern anayasal düzene doğru yol almaya başlayan iki prenslik üzerinde Osmanlı-Rus müşterek egemenliğini oluşturmuştur.
Bu ortaklık aralarında Navarin Savaş’ının ( Ekim 1827 ) patlak vermesiyle fazla sürmemiştir. Yine Eflak ve Boğdan Osmanlı-Rus savaş alanına dönmüş ve Çar orduları tarafından tamamen işgal edilmiştir. Aralık 1828’den sonra 1.Nicolas, bu bölgede bir Rus askeri yönetimini uygulamaya başlasa da bu uzun sürmemiş ve 1829 Eylül’ünde Edirne Anlaşmasıyla dostluk yeniden başlamıştır. Bu anlaşma direkt prensliklerle ilgili düzenlemeleri içermiştir. Osmanlı devleti bu anlaşmaya göre Eflak’ta, Tuna’nın sol kolu üstündeki Braila,Turnu ve Yergöğü geri vermiştir. Bu bölgelerin özelliği nehir boyunca sınır boyunu oluşturmasıdır. Antlaşma, Osmanlı’nın Eflak ve Boğdan’da özerk bir yönetim ve prenslerin hayat boyu görev almasını öngörüyordu. Bu anlaşmanın genel maddeleri incelendiğinde Osmanlı-Rus ortak egemenliğinden Rus korumacılığına kaydığını görürüz. Ayrıca Osmanlı savaş tazminatını ödeyene kadar Ruslar bölgeden askerlerini çekmeyecek, nehir üzerinde serbest gemi taşımacılığı ve ürün serbestisiyle, Osmanlı etkisini sınırlamaya çalışmaktadır.
Çar Nicolas’ın ordusunun işgali 1834 Mart’ına kadar devam etmiştir. Bu süre Eflak ve Boğdan için bir dönüm noktası olmuştur. Mutlakiyetçi olan ve bunu seven Çar Nicolas aynı zamanda modernleşme taraftarıydı ve bunu egemenliği altında ki bölgelerde denemeye fazlasıyla niyetliydi. Bunun için Askeri yönetim başkanı General Kont P.Kisself’e serbest hareket etme izni vermiştir. Kont bir yandan savaş yüzünden yayılan veba ve salgın hastalıklarla mücadele ederken, prensliklerin sosyal, siyasi ve idari hayatını düzene sokmuştur. Bu idari düzen; her biri dört toprak sahibinden oluşmuş, Rusya’nın başkonsolosu başkanlığı altında çalışan ve 1830’da bitirilen Organik Yönetmelikler’e yardımcı olan iki Divan’ın eseridir. Anayasa’ya göre, köylüler dışında ki bütün sınıflardan 132 kişilik bir mebusan meclisi oluşturulacak, prens bu meclis vasıtasıyla seçilecek, kanunları da yine aynı meclis oluşturacaktır. Fakat yapılacak kanunların Osmanlı ve Ruslar tarafından onayı gerekecektir.
Temmuz 1831 ile Ocak 1832 yılları arasında yürürlüğe konan bu yönetmelikler sayesinde prenslikler benzer yapıda iki devlet haline geliyor ve güçler ayrılığı gibi son derece modern bir fikir getirmiştir. Prens, mebuslar tarafından hayat boyu göreve getirilmiştir. Genel Kurul üyeleride, toprak sahipleri, yüksek derecede ki din adamları ve birkaç tacirden meydana gelmiştir. Bu kurul altı bakanlıktan ( İç işleri, Maliye, Adalet, Din, Savaş ve Devlet ) meydana gelen bir konseyle hükümeti oluşturmuştur. Adalet işlerini yerine getirme görevi kırk ikisi Eflak’tan, otuz beşi Boğdan’dandan seçilen mebuslardan oluşan Genel Kurul’a aitti ve başkanlığını da metropolit yapacaktı. Kurul bütçe hakkında oylama yapabilecek fakat prensin görevlerini yok sayamayacaktı. İdari konumda her iki ülke, başlarında valilerin bulunduğu bölgelere ayrılmışlardır.
Toplumsal durumu ifade edecek olursak; toprak sahibi, Romen kayıtlarında ilk defa olmak üzere mülk sahibi olarak kabul edilmişti. Buna göre toprak sahibi bir çeşit seçmeye girebilirdi. Toprağın üçte birlik bölümünde hakkı bulunuyordu. Kalan üçte ikilik bölüm yılda on iki gün angarya karşılığında köylülere aitti. Daha önceleri olduğu gibi angaryayı paraya çevirebilmek mümkündü. Bu maddeler ışığında incelersek yönetmelikler esasında kırsal bölgelerde bir nevi kapitalist yönetim tarzına yakın bir ekonomiye benzediğini çıkarabiliriz. Ama Avrupa’dakine benzer tarzda bir kapitalizmden bahsetmek mümkün değildir. Yapılan bu toprak düzenlemeleri ile birlikte köylünün tarıma uyum sağlanması ve buğday ekiminin artmasıyla aynı zamanda daha fazla oranda verim elde edilmesini sağlamıştır. Bu da beraberinde ihracatın artmasını sağlamıştır. Toprak sahibi zenginler bu sayede bir tekel oluşturmaya başlamışlar ve önemli stoklar elde etmişlerdir. Sonraki aşamalarında artan ihracat eğilimi mülklerine yeni toprak katmalarına neden olmuş ve ortaya büyük ve geniş toprak sahiplerini ortaya çıkarmasına neden olmuştur. Bu metinler hazırlanırken Fransa’da ki Temmuz Monarşisine benzer şekilde, sahiplerin prens iktidarına ve diğer yandan da halkın çoğunluğuna da üstünlük kazandırmıştır.
Ocak 1934 yılında her iki ülke de bu Yönetmelikleri tanımışlar ve iki prensi seçmeyi kabul etmişlerdir. Bu kişiler, Eflak’ta A.D. Ghica ( 1834-1842 ) ve Boğdan’da Mihail Sturdza ( 1834-1849 ) olmuşlardır. Bu süre içerisinde her iki prens de bulundukları bölgelerde yollar inşa etmiş, okullar yapmış, posta sistemleri kurarak ülkelerini modernleştirme yoluna gitmişler ve ileri ki yıllar da gerçekleşecek birleşmenin zeminini oluşturmuşlardır.
Bu anayasa iki memleketin ilk yazılı anayasası sayılabilecek düzeyde ve aristokratik ve mili karakterli bir idare kurmayı öngörüyordu. Öte yandan Osmanlı ve Rus devletleri bu anayasanın uygulanmasını tam anlamıyla uygulanmasına imkan vermedilerse de, Eflak ve Boğdan’da milliyet ve birlik düşünceleri bu anaysa sayesinde bir seviyeye gelmesini sağlamıştır.
Bu anlaşma aynı zamanda Osmanlı devletini Ruslara karşı bazı sözlerin altına girmiş oluyordu aslında. Eflak ve Boğdan’da voyvodalar yerli Boyarlar arasında ve Boyarların oluşturduğu divanlar aracılığıyla seçeceklerdi. Ama Osmanlı seçilen voyvodaları haklı nedenlere dayalı olarak kabul etmezse beğenmez ise, Rusya ile yeni bir vekil adayı üzerinde anlaştıktan sonra ilgili beyliğin divanına teklif edecek ve bu kişi voyvoda seçilecektir. Voyvodalık süresi yedi yıl olacaktır. Eğer bu süre içerisinde voyvodanın bir suçu ve yanlış hareket ederse Osmanlı Hükümeti durumu Rus elçisine bildirecek ve onunda onayı olursa voyvoda azledilebilecektir. Her iki beylikte de, eski imtiyazların korunması ve Akkerman anlaşmasında geçmiş olan yeni ayrıcalıklara uyulması konusunda Rus elçisiyle bu iki beyliğe yapacağı uyarıları ve önerileri voyvodalıklar dinleyeceklerdir.
Bu anlaşma maddelerinden de anlaşılacağı üzere, Rusya, Eflak ve Boğdan üzerinde psikolojik ve danışman kimliğine kavuştuğu gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nun bu yerlerdeki işlerine karışma fırsatı bulmasına imkan sağlanmıştır.

A. EFLAK VE BOĞDAN’DA MİLLİYET FİKRİNİN GELİŞMESİ

Eflak ve Boğdan’da milliyet düşüncesi, Yunanistan’da olduğu gibi kısa sürede ve halkçı bir hareket gibi meydana gelmemiştir. Bunun tam aksi şekilde eğitim ve kültür alanında başlamış, daha sonra diğer ülkelerden çeşitli şekillerde gelen etkilerle gelişme göstermiştir.
Eflak ve Boğdan halkına Ulah denilmektedir. Ulahlar’ın bazıları o zamanlarda Macaristan’a bağlı olan Transilvanya bölgesinde yaşıyorlardı.1700 yılında kurulan Uniate kilisesi kurulmuş ve Fener patrikhanesini temsil etmekten vazgeçmiş ve Roma Katolik kilisesine bağlanmıştır. Bundan ötürü Transilvanya’dan Roma’ya Katolik kurumlarında yetiştirilmek için öğrenciler gönderilmiştir. Bunlar batı medeniyeti ile tanışırken diğer taraftan Eflak ve Boğdan’da yaşayanların Daçlar’dan geldiğini ve M.S birinci asırda imparator Trayan tarafından kontrol edilerek Roma’ya katılmaları nedeniyle Roumain olduklarını öğrendiler ve Türklerin hakimiyetine girmeden önce müstakil bir devlet olduğunu ve tarihlerinin öğrenilmeye ihtiyacı olduğunu anlamışlardır. Verilen bu eğitim ile beraber bu öğrenciler öğrendikleri bu bilgileri öğretmek üzere Transilvanya’ya döndüklerinde aynı isimle bir okul kurmuşlar ve burada Daçya’nın geçmişini ve Rumenlerin İtalya ile olan dini ilişkilerini incelemeye ve okutmaya başlamışlardır. Bu hareket beraberinde 18.yyın sonunda çok iyi ediplerin yetişmesini sağlamıştır. Samuel Klein adında biri aynı zamanda Rumen grameri adlı bir kitabı yayınlamıştır. Aynı tarihe yakın zamanlarda ise George Sinkai Transilvanya’nın eski tarihi kaynakları hakkında bir külliyat oluşturmuş, Piyer Major’da Transilvanya Daçlar’ının menşei adında tarihi kitabı yayınlamıştır. Tamşuvar ( şimdi ki adı Temeşvar )’ın Banat bölgesinde Rumenler Sırplarla beraber edebi okula benzer bir okul kurarak yayınlar vermeye başlamışlardır. Burada başlayan yayınlar Eflak ve Boğdan’da da okunarak etkisini göstermeye başlamış ve milliyet düşüncesinin artmasına ve gelişmesini sağlamıştır. 1816 yılında Georg Lazar adında Transilvanya’dan gelen bir profesör Boyarların isteği üzerine Bükreş’e geldi ve burada bir mühendis okulu açtı. Mühendisliğin yanında bu okulda tarih, felsefe ve siyasal bilgiler dersleri de verilmiştir. Yaş’ta profesör Asachie, Rumen dilinde ders veren bir okul kurmuştur. Bu ve buna benzer okullar diğer bölgelerde de açılmaya başlayınca bazı yerlerde ki okullarda Romence’nin yanında Fransızca ve Yunanca dersler de verilmeye başlanmıştır. Bunların yanında milli dilin ve edebiyatının değeri her geçen gün artırmaya başlamıştır.
Bu kültür ve eğitim çalışmalarının sonucunda 19.yy’ın ilk yarısında Eflak ve Boğdan’ın büyük ve kalabalık şehirlerinde gazeteler ve çeşitli yayınlar çıkarılmaya başlanmasını sağlamıştır. Tüm bu çalışmalar sonrasında, halkta milli şuurun uyanmasına ve toplumsal birlik için kamuoyu oluşmasını sağlamış, Milliyet fikrini oturtmaya ve gelişmeye başlamasına önemli bir etki etmiştir.

ROMANYA ULUSAL HAREKETLERİ VE ROMANYA’NIN BİRLİĞİ

Devletin ve toplumun geçirdiği bu modernleşme süreci, Rusya’nın da etkisiyle birleşik, ulusal bir Romanya devleti oluşturma sürecinin de hızlandırılmasını sağlamıştır. İlk olarak bu düşünce, küçük toprak sahiplerinden geldi. Bu kişiler kırlarda yaşayan zenginlerin kurduğu sistemin kurbanı olmuşlar ve ticaret serbestliği ile beraber sistem içinde ezilmeye başlamışlardır.
Bu süre içerisinde herkes çocuğunu daha iyi eğitim alması ve ekonomik seviyelerini yükseltmek için Başta Fransa olmak üzere sanayisi gelişmiş ve ileri olan ülkelere göndermeye başlamıştır. Özellikle 1835 ile 1846 yılları arasında Paris’e, Lamartine, Michelet, Edgar Quinet gibi önemli ve büyük kişilerin çevresinde bir Devrimci Romen Derneği oluşturacak olan C.A.Rosetti, Nicolae Kretzulescu,Alexandru İon Cuza ve ileriki dönemlerde prens olacak olan Nicolae Balcescu da gelmiştir. Bu kişilere derneği oluşturma aşamasında büyük toprak beylerinden biri olan İon Ghica’da dahil olmuştur. Bu grup Fransız Koleji Derneği olarak da anılıyordu. Eflak ve Boğdan’ın birleştiği, Osmanlı ve Rusya’dan da bağımsız, eğitim aldıkları yerde ki Fransa modeli olan Fransız Temmuz Monarşisi’ne benzer bir anayasal yönetime sahip bir devlet modelinin hayalini kuruyorlardı.
Bu Fransız Kolej Derneğinin fikirleri artık kentsel bölgelerde kendini göstermeye başlamış ve büyük yankılar uyandırmışlardır.1838’den itibaren Boğdan ve Eflak’ ta gizli gruplar oluşturmaya başlamışlardır. Bükreş’te Fratia ( kardeşlik ) grubu oluşturulmuş ve 1848 devrim ideolojisinin temellerini atmıştır. Aynı süreç içerisinde kültürel hayatta da kıpırdamalar başlamıştır. 1829 yılında Rusların denetiminde ki ilk gazeteye, 1837 yılında Bükreş’in ilk günlük gazetesi olan La Romania da eklenmiştir. Bu Kıpırdanmaların akabinde tiyatro faaliyetlerinde de milli bilincin uyandırılması için gösteriler sahnelenmiştir. Örneğin,1840 yılında Kagalniceanu, Yaş’ta yayınladığı Dacie Litteraire ( Edebi Daçya ) vatanseverliği ön plana çıkarıyor ve canlı, hareketli bir tiyatro faaliyetinin ortaya çıkmasına yol açmış ve Boğdan’ın başkentini devrimciler için ikinci merkez yapmış ve Romen milliyetçiliğinin burada da gelişmesi sağlanmıştır.
1848 de, Avrupa’nın birçok devletlerinde eski rejimleri sarsan milliyet ve hürriyet isyanları patlak vermeye başlamıştır. Bunların etkileri Eflak ve Boğdan’ı da etkiledi ve prensliklerde yoğun ilgiye sebep olmuştur. Romen derneğinin üyeleri de bu devrime katılmışlardır. Bu yılda ilk önce Transilvanya Romenleri isyana başlamışlar ve akabinde Osmanlı denetimi altında ki Eflak ve Boğdan ayaklanmaları takip etmiştir. Ayaklanmalar ilk önceleri Türklere karşı değil de Rusların müdahaleci hareketlerine ve voyvodalıkların idaresine karşı olmuştur. 17 Mart günü Yaş’ta toplanan halk A.I.Cuza, M. Kogalniceanu ve bazı eski Parisli birçok kişiye imza ettirdikleri dilekçeyi Prens M.Sturdza’ya vermişlerdir. Bu dilekçenin içeriğinde; Kişisel hak ve özgürlükler, meclise karşı sorumlu bir hükümet, askeri bir yapılanma, ulusal bir bankanın kurulması, sansürün kaldırılması gibi tümüyle Fransa’dan etkilenerek oluşturulmuş isteklerden oluşuyordu. Bu dilekçede dikkat çeken nokta ise ne köylülerden ne de Eflak ile birleşmekten bahsediliyordu. Yani kısaca Yönetmelikler de bulunan reformlara atıfta bulunuyorlardı, Osmanlı ve Rus tarafının öfkesini çekmekten çekiniyorlardı. ( Nisan 1848) Voyvoda bu dilekte bulunanları asi saydı ve çok sert tepkiler vermiştir. Aralarında A.I. Cuza’nın da bulunduğu on üç öğrenciyi tutuklamış ve diğer kesimi de beyliğinden uzaklaştırma yoluna gitmiştir. Fakat altı kişi kaçarak Avusturya’ya sığınmıştır. Bu çalkantılar toplam üç gün sürmüştür.
Eflak’ta da idareden hoşnut olmayanlar siyasi bir komite kurmuşlar ve adına devrim komitesi demişlerdir. Bu devrim Komitesi’ni Balcescu, Braianu,Rosetti gibi kişiler kurmuşlardır. Bu kişiler Bükreş’te Boğdan programına yakın düşünce de olan kişilerdi aynı zamanda. Fakat bu kişiler ek olarak köylülerin üzerinde ki angaryalarında kaldırılıp toprağı olmayan köylüye toprak verilmesini istiyorlardı. Devrimin başlama tarihi 9 Haziran olarak belirlenmiştir. Aynı gün, Islaz’da ( Turgu Maguerele’in kıyısında bir yer ) bir bildiri yayınlandı ve önceki haklara ek olarak yabancı korumacılığının sona ermesi, prensin tüm halkı temsil eden bir meclis tarafından seçilmesi,Çingene ve Yahudilerin özgürleşmesini de isteyen bir bildiri metni ilanı okunmuştur. Gelişen olaylar sonunda hemen geçici bir hükümet kuruldu ve devrimci hareket iki gün sonra başkenti etkisi altına almıştır.
Voyvoda Bibescu yapılan teklifleri kabul etmeyince halk voyvodanın sarayına yürümeye başladı. Bunun üzerine voyvoda kurulan geçici hükümeti kabul etti ve daha sonrasında istifa etmiştir. Metropolitin temsil ettiği hükümet sansürü kaldırdı ama takip edilecek yol hakkında ikiye parçalanmıştır. Bu arada başkent Bükreş’te halk ayaklanması kesilmemiş kaynamaya devam ediyordu. Şehrin en büyük merkezi, halkın toplanıp yönetimin aldığı kararlara alkış tuttuğu bir nevi Özgürlük alanı haline gelmiştir. Hükümetin yürürlüğe koyduğu kararlar arasında, mavi-sarı-kırmızı bayrağın benimsenmesi, soylu unvanlarının geri alınması, ulusal bir savunma kurulması, ölüm cezasının kaldırılması gibi maddeleri içeriyordu. Bir nevi Paris örneğiydi her haliyle. Fakat kısa bir zaman sonra köylülerin elinden özgürlüklerinin ve edindiği topraklar konusunda karşı çıkmalar meydana gelmeye başladı. İkiye parçalanan yolda Liberaller asıl düzenlemelerin yeterli olduğunu, radikaller ise Romence konuşulan bütün toprakları içerisine dahil eden bir Cumhuriyet’in kurulmasını istiyorlardı. Hatta bazıları Boğdan’lı kardeşlerimize diye başlayan bir bildiri bile yayınlamışlardır.
Gelişen bu inkılap olayları üzerine Çar ve Babıali bir müdahaleye hazırlanıyorlardı. Babıali’nin ordusu 13 Temmuz’dan beri Tuna’yı geçip birkaç karşı koymalara rağmen Bükreş’e girmiştir.19 Temmuz’da da Çar’ın ordusu Eflak ve Boğdan’a müdahale etmiş ve devrim hareketini lanetleyen bir nota göndermişlerdir. Bu müdahaleler karşısında devrimcilerin birçoğu sürgün edilmişlerdir. Oluşacak bir anayasal düzenin etkisi her iki İmparatorluğun sınırları içerisinde sıkıntılara yol açacaktır. Bu olaylar neticesinde Osmanlı ve Rusya arasında 1849 yılında Balta limanı anlaşması imzalanmıştır. Her iki ülke yedi yıl süreyle iki yeni voyvoda atamak ve 1831 yılında ki yönetmeliği yürürlüğe koymak noktasında anlaşma sağladılar. Sonuçta, Osmanlı ve Rusya Genel meclislerin yerine üyelerini prenslerin seçtiği Divan’ın getirilmesi kararlaştırılmıştır. Osmanlı Sultan’ı ve Rus Çar’ı, Eflak’ta Barbu Dmimitrije Ştırbei ile Boğdan’da Grigore Alexandru Ghica isimleri üzerinde anlaşma sağlamışlardır.
Takip edilen Romen devrimciler, Paris’e sığınarak Liberal ve milli bir Romanya’nın kurulması için çalışmalarına burada devam etmişlerdir. Bu arada Rusya ve Osmanlı her iki memlekette ordu bulundurmaya ve voyvodaların yanında müşavir görevini yapması için birer komiser göndermeyi devam ettirmişlerdir. Görevlendirilen bu hospodarlar aynı zamanda son hospodarlardı. İki ülkenin koruyuculuğu altında toplumsal tepkiler devam etmiş ve köylüler ile mülk sahipleri arasında ki bu gerginliği iyice arttıran 1851 toprak kanunları ise bu durumun en belirgin örneğini teşkil etmiştir.
Romen ülkelerinde ki 1848 devrimlerinin başarısız olması kontrolleri altında bulunulan devletler nedeniyle hüsranla sonuçlanmıştı. Bu devrim hareketlerine katılan çoğu kişi sığındıkları Paris’te ulusallaşmanın en büyük önderi olarak gördükleri III. Napolyon’un dikkatini çekmeye çalışmışlardır. Rusya ile Osmanlı arasında ki ilişki1853 Kırım savaşı ile bozulmuş ve bu tarih Romenler için bir fırsat teşkil etmiştir. Bu ilişkinin bozulmasında Romenlerin doğrudan bir bağlantısı bulunmuyordu. Rus çarı I.Nicolas ile İngiltere arasında Osmanlı konusunda bazı çatışmalar meydana gelmeye başladı. Serbest ekonomici İngiltere Osmanlı ile ticaretini geliştirmiş, yirmi beş yılda ticaretini yaklaşık dört katına çıkartmıştır. Bu durum da haliyle İngiltere’nin, Osmanlı taraftarı haline gelmesine neden olmuştur. Bunun tam tersine ise Rusya, 1845’te ki reformların neredeyse durdurulması sebebiyle Hristiyan halkta memnuniyetsizlik meydana getirdiğini bahane ederek karşı çıkıyordu. Bu olaylara bir yandan da 1832 de Polonyalı ve 1849’ da da Macar sığınmacıların Osmanlı devletine kabul edilmesi de eklenmiştir. Bu son olaylar karşısında Çar, Abdülmecid karşısında ihanete uğradığını düşünmesine yol açmıştır.
Filistin’de ki kutsal topraklar sorunu yüzünden yeni bir çatışma alanı olmuş ve Fransa’nın da işe dahil olmasıyla durum karmakarışık bir hal haline gelmiştir. Fransa papanın da desteği ile Osmanlı Ortodoksları ile Katolikleri arasında ki sorunlar nedeniyle Katolikleri savunma rolünü üstlenmek istiyordu. Ocak 1853’te İstanbul’da, Rus elçi Mençikov’un çok dikkatli davrandığı görüşmeler yapılmıştır. Bu sırada Londra hükümeti donanmasını Çanakkale Boğaz’ına kadar getirmekte acele etmiştir. Bu filoya daha sonra Fransız donanmasından da takviye kuvvet gelmiştir.
Haziran 1853 yılında Çar, birliklerine bir kez daha Boğdan’ı istila etme emrini verince Osmanlı bu duruma protesto ile karşılık vermiş ve İstanbul’da savaş çığlıkları yükselmeye başlamıştır. Bu olaylar üzerine Fransa, Avusturya,Prusya üç ay süresince anlaşma sağlamaya çalışmışlardır. Fakat Boğdan’ı boşaltma noktasında Rusya yanaşmayınca,4 Ekim 1853 tarihinde, Osmanlı, Rusya’ya savaş ilan etti ve çarpışmalar Tuna üzerinde gerçekleşmiştir. Bu arada Osmanlı donanmasının Sinop’ta Ruslar tarafından yakılması önemli bir olay olmuştur. Daha sonra Müttefik güçler Viyana’da bir araya gelerek arabuluculuk yapmayı denedilerse de başarısız olmuşlardır. İngiltere, Fransa ve Türkiye prensliklerin belirli bir süre boşaltılmasını kabul etmişlerse de Avusturya’nın Rusya ile işbirliği devam ediyordu. Nisan 1854’te Çar birliklerini geri çekmeye başlamıştır. Çar’ın boşalttığı bazı yerlere Avusturya yerleşmeye başlamıştı. Fakat Mart ayından bu yana Fransa İngiltere ve Rusya arasında ki savaş durumu devam ediyordu. Gelibolu’ya yerleşen İngiliz Fransız birlikleri Tuna’nın kuzeyine çıkmaya hazırlanırken, Rusların geri çekilmesi nedeniyle daha kuzeye çekilmek zorunda kalmışlardır. Eylül 1854 yılında hareket Kırım’a yayıldı ve Alma Savaş’ı sonrasında ise yaklaşık bir yıl sürecek Sivastopol kuşatması başlamıştır.
Olaylar bu yönde gelişme gösterirken prensler Ghica ve Ştırbei Rus ordularının ülkelerine girmesi nedeniyle Avusturya’ya çekilmişse de François-Joseph komutasında ki Fransız ordularının olaya el atmasıyla başkentlerine geri dönmüşlerdir(Eylül 1854). Bu arada Romen vatanseverlerin hak aramalarına ve bu amaçla birleşme yanlısı yayın olan Tuna Yıldız’ının M. Kogalniceanu idaresinde Yaş’ta yayınlanmasına izin veriliyordu. Daha sonraki aşamada ise batılı kamuoyunun dikkatini çekmek ve yönlendirmek için gazetenin basım yerini Belçika’ya taşımışlardır. Askeri harekatla eşgüdümlü olarak, 30 Mart 1856 yılında Paris görüşmeleri sürüyordu. Prensliklerin sorununu aşan bu anlaşma Osmanlı devletinin toprak bütünlüğünün müttefik güçler tarafından sağlanması, Karadeniz’in tarafsızlaştırılması, tüm ticari gemilere açılması,Tuna ve deltasının uluslararası hale getirilmesini ön görüyordu. Osmanlının da 1839’dan beri sözü edilen reformların yapılması konusunda zorluyorlardı. Prenslikler için ise anlaşma Rus egemenliğini sona erdiriyor fakat müttefik güçler altında Osmanlı egemenliğinin devam etmesi kararlaştırılmıştır. Aynı zamanda, Boğdan’a Besarabya’nın bir bölümünü geri kazandırıyor ve iç işleri konumunda da Yönetmeliklerin gözden geçirilmesini de adhoc divanlarına bırakmıştır.
Kırım savaşı ile başlayıp Paris anlaşmasıyla neticelen bu olaylar Romen vatanseverleri açısından bir nevi yarı başarı ile sona ermiş sayılırdı. Paris anlaşmasından sonra Romenler Milli birliği kurmak için tek başlarına göze alamayacaklarını anladılar ve bu işi kendilerinden çok Avrupalı devletlerin vasıtasıyla başarmaya çalışmışlardır. Zira Paris anlaşmasının maddeleri, her iki memleketi Osmanlı devletinin hakimiyetine Rusların egemenliğinin sona ermesine ve Osmanlı idaresi altında ki imtiyazlardan yararlanmaya devam etmişlerdir. Kefil devletlerden hiçbiri bu iki memleket üstünde müstakil bir himaye etmeyecek ve iç işlerine müdahale etmeyeceklerdir.( madde 122 ) Osmanlı devleti bu iki memlekete müstakil ve milli bir iç idare ile din ve ticaret deniz serbestliği sağlamaya söz vermiştir. Ayrıca daha önce ilan edilen yönetmelikler gözden geçirilecek ve tam bir antlaşma için, antlaşma devletlerinin kuruluş biçimi konusunda anlaşacakları özel bir komisyon kurulacaktır. Bu komisyon, zaman kaybetmeden Bükreş’te Osmanlının gönderdiği bir komiserin başkanlığında toplanacaktır.
Komisyon’un görevi, iki memleketin şu an ki durumunu incelemek ve gelecekte ki kurulacak olan teşkilatın esaslarını belirleyip bildirmekten ibarettir. Ayrıca bu anlaşma maddeleri uyarınca her iki memleket aldıkları kararlarda anlaşmaya imza eden müttefik devletlerine ve Osmanlı Devletinin onayını almak zorundaydı. Temmuz 1856 yılında prensler istifa ettiler ve yerlerine, Osmanlı devleti tarafından Divan seçimlerini hazırlamak için kaymakamlar atandı. Seçimler tekrardan 1857 Temmuz’unda yapıldı. Fakat seçilenlerin tanınmaması kararı alındı. Fransa,Rusya,Prusya ve Sardunya ile birlikte Londra bu durumu Osmanlı devleti aracılığıyla protesto etti. Napolien ve kraliçe Victorie,yeni bir uluslararası krizin başlamasını önlemek için Osborne’da buluşmak zorunda kaldı. ( ağustos 1857) Seçimler yeniden yapıldı ve Boğdan’da birleşme taraftarları bu seçimden zaferle ayrılmışlardır. Eylül ayında seçim sırası Eflak’a geldi ve burada da aynı şekilde birleşme taraftarları zaferlerini ilan etmiştir.
Her iki Divan, Eylül ayından Aralık ayına kadar çalıştılar. Bu sırada Boğdan’da Kogalniceanu, iki prensliğin Romanya adı altında tek bir devlet olmaları fikrini ortaya attı. Aynı zamanda bu devletin başına Avrupa’nın hükümdar ailelerinden birinin başa geçmesi fikri teklif edilmiştir. Yeni devlet, anayasal bir monarşiye dayalı olacak ve bağımsızlığı ise Paris anlaşmasını imzalayan yedi müttefik devlet vasıtasıyla garanti altına alınacaktı. Bu proje ikiye karşı altı oyla kabul edilmişti. Bükreş’te de Kretzulescu benzer bir proje sundu ve bu teklifte büyük bir çoğunluğun onayıyla kabul edilmiştir. Esasında bu proje Paris anlaşmasına karşıt bir durum arzediyordu. Osmanlı devleti bu projeyi kabul etmeme ve engel olabilirdi. Ne var ki, Paris kongresi sırasında bu bölge ile en çok ilgilenen devlet olan Fransa İmparatoru III.Napolyon Avrupa’nın dışında olduğu gibi Avrupa’da da Fransa’nın nüfuzunu güçlendirmeyi siyasi programının başlıca amaçları arasına koymuştur. Bunun üzerine Fransa Mayıs 1858’de, yedi güçlü devletin temsilcilerinin Paris’te toplanmalarına ön ayak oldu. Burada ki konuşmalar oldukça sert ve bir o kadar zorlu geçmiştir. Fakat 7 Ağustos 1858 yılında bir uzlaşma sağlandı. Bu uzlaşma prensliklere yeni bir statü kazanmasını sağlamıştır. Bu memleketlerden her biri, yerel bir prens, seçimle iş başına gelmiş hükümet ve meclis, fakat ortak bir adalet kurumu ile yönetileceklerdi. Bu şekilde Eflak ve Boğdan Birleşmiş prenslikleri Romanya birliğini sağlamaya doğru yol almaya başlamıştır. Bu arada Osmanlı devleti hükümranlığına devam ediyor ve prens seçimini tasdik etme hakkını elinde tutmaya devam etmiştir. Durum böyle olunca vatanseverler yine hüsrana uğramışlardı ama çalışmalarına ara vermediler ve daha da fazlalaştırmışlardır. Sonrasında her iki tarafa da birleşmeden yana olanları gönderdiler. 5 ocak1859 günü Boğdan meclisi oybirliği ile A.İon Cuza’yı, Eflak meclisi de, 24 Ocak günü yine aynı kişiyi seçerek tahta prens olarak geçmesini sağlamıştır. Böylece birleşme hukuken olmasa da fiilen gerçekleşmiş oluyordu. Cuza, son derece zeki, sempatik,kararlı ve birleşme yanlısı bir kişiydi.
Osmanlı devleti her iki memlekete ortak voyvodanın seçilmesine itiraz etmiş ve mevcut anlaşma hükümlerine aykırı olduğu için durumu tartışmak üzere Paris’te yeni bir toplantı talep etmiştir ve müttefik devletler bu sebeple toplantıya iştirak etmişlerdir.( nisan 1859 )Avusturya bu durum karşısında Osmanlıyı desteklese de Fransa, İngiltere, Prusya ve Rusya bu bölgede yeni karışıklığın çıkmasını istemedikleri için bu durumu bir oldu bitti ile kabul etmişlerdir. Daha sonra seçilen bu voyvodanın Osmanlı tarafından onaylanması kararlaştırılmıştır. Osmanlı devleti her ne kadar prensipleri kabul etmese de Cuza’nın prensliğini kabul etmek zorunda kalmıştır. Bundan böyle Eflak ve Boğdan aynı voyvodanın başkanlığında iki bakanlar kurulu ve iki divan tarafından idare edilecek anlamına geliyordu. Cuza, bu şekilde prenslikleri yönetmenin zor olduğunu ve ayrı ayrı kurulan bakanlıkların ve divanın kaldırılmasını talep etmiştir. Osmanlı, bu durum hakkında müttefik devletlerin görüşlerini almak istemiş ve Fransa ve İngiltere beraber hareket ederek bu isteğin kabul edilmesini Osmanlı devletine tavsiye etmişlerdir. Diğer müttefik devletleri ise kendi aralarında yaptıkları savaşlar ve Osmanlı ile olan düşmanlıkları nedeniyle sorunla fazla ilgilenemediler ve Osmanlı bir kez daha çok güç duruma düşmüştür.
Osmanlı devleti, tamamen Eflak ve Boğdan’ı kaybetmektense teklifi bir şartla kabul etmiştir. Bu şart; Couza’nın voyvodalığı boyunca Eflak ve Boğdan’ın bakanlar heyetiyle divanları birleştirilecek ve Fokşan’da toplantılarını yapan meclis dağıtılacak, Couza’nın istifası halinde ve ya ölümü durumunda eski idare 1858 Paris anlaşmasının hükümleri çerçevesinde kurulacaktı. Haziran 1861 de İstanbul’da Babıali temsilcileri ile diğer devletlerin elçileri arasında yapılan görüşmeler sonucunda bu teklif kabul edildi ve 2 Kasım tarihli bir fermanla Padişah, istekleri kabul etti. Bu memleketlerin ilk ortak meclisi 5 Şubat 1862 yılında Bükreş’te toplanmış ve artık Romanya birliği fiilen gerçekleşmiş oluyordu.
Sonuç olarak bu fermanla birlikte, Eflak ve Boğdan hukuken olmasa da fiiliyatta ortak bir voyvodanın altında birleşmiş oluyordu. Romenler uzun süreden beri yaptığı eğitim ve kültür çalışmalarının meyvelerini bu fermanla hukuken olmasa da fiilen kazanmış oluyorlar ve artık gelecekte bağımsız ve milli devlet hayaline kavuşmuş olacaklardı. Böylece Balkanlar’da yeni bir Hristiyan devletin teşekkül etmesiyle sona ermiştir.

SONUÇ

Romanya Kahraman Mihai tarafından ilk kez birleştirilen 1600 yılında Eflak,Boğdan ve Erdel bölgelerinden oluşan birlik kısa sürmüş olmasına rağmen bugüne baktığımızda bu bölgelerde bağımsız bir Romanya devletinin kurulmuş olduğunu görebiliyoruz. Osmanlı döneminde Memleketeyn olarak adlandırılan Eflak ve Boğdan yerli voyvodaların Osmanlı aleyhine faaliyet yürütmesi nedeniyle 18.yy ilk çeyreğinde Osmanlı yönetimi tarafından kesik yemiş ve artık Fenerli Rumlar tarafından 110 yıllık bir süre içinde yönetilmişlerdir. Her ne kadar ağır vergi şartları altında zaman zaman isyan etmişlerse de özellikle Mavrokordato yönetiminde eğitim,kültür ve altyapı hizmetleri açısından bağımsız bir devlet yolunda önemli kazanç olarak görülebilir.1821 yılında ki isyanlar sonrasında Osmanlı devleti Fenerli Beylerin voyvoda olarak atanmasını kaldırmış ve artık yerli boyarlar arasından seçmeye başlamış ve atamalar yapmıştır.
Özellikle Rusya’nında etkisiyle Rumenler Avrupa’da yaşanan karışıklıklardan da faydalanarak A.Ion Cuza döneminde 1856 Paris anlaşmasında hukuken olmasa da fiiliyatta tek bir prens tarafından yönetilme kararını onaylatmışlar ve Osmanlı’nın bu kararlarını kabul etmesini istemişlerdir.Osmanlı her ne kadar geciktirse de kararı 1861 yılında A.Ion Cuza padişaha sadakatini sunmak üzere Babıali’ye gelmesiyle kendisine bir ferman verilerek tek prens altında yönetilmesini onaylamak zorunda kalmıştır. Tüm bu olaylar sonucunda Romanya milli ve ulusal hedeflerini başararak Osmanlı devletinden 1878 yılından sonra ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiştir.

KAYNAKÇA

Akşin Sina, Kunt Metin, Türkiye tarihi 3 : Osmanlı Devleti 1600-1908,C.3, Cem Yayınevi, İstanbul 1992
Castellan Georges, Balkanların Tarihi,çev. Başbuğu Yaraman Ayşegül,S.292, Bsm.2, Yay. Doğan Yayın Holding,İstanbul,1995
Türkiye Diyanet vakfı İslam araştırmaları merkezi, Eflak ve Boğdan’ın birleşmesi, http://www.islamansiklopedisi.info/ ( 05.04.2018 )
http://www.ansiklopedica.org/tag/alma-savasi/ 06.04.2018
http://www.ansiklopedica.org/tag/alma-savasi/ 06.04.2018
Hammer-Purgstall, Joseph Freiherr Von ; çev. Mehmed Ata ; haz. Mümin Çevik, Erol Kılıç, Büyük Osmanlı tarihi, Yay.Üçdal, İstanbul,10.c.,1992
Jelavich, Barbara, Balkan tarihi, çev. İhsan Durdu, Haşim Koç, Gülçin Koç, c.1, Küre Yayınları,İstanbul,2006
Karal Enver Ziya,Osmanlı Tarihi, cilt.VI, S.96 Bsm.4,yay.Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara,1988,
Karatay Osman,Gökdağ A. Bilgehan, Balkanlar El Kitabı,C.1,S.384,bsm.2,Akçağ yay., Ankara,2013
Mantran Robert, Osmanlı İmparatorluğu tarihi I : Osmanlı Devletinin doğuşunun xvııı. yüzyılın sonuna, çev. Server Tanilli, Say Yayınları,C.1, İstanbul,1991
Paşa Cevdet Ahmet, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul,2008
Todorova Maria, Balkanlar’ı tahayyül etmek çev. Dilek Şendil, İstanbul, İletişim,1997