Yönetimde Kültür-Edebiyat Bütünleşmesinde Sömürgecilik Gözlüğü

0 80

Frantz Fanon “Siyah Deri Beyaz Maske” ve Aimé Césaire “Barbar Batı- Sömürgecilik Üzerine Söylev” Eser İncelemesi

Frantz Fanon ve arkadaşı aynı zamanda akıl hocası Aimé Césaire Martinik (Fransız bölgesi, Karayip Adaları) doğumlu sömürgecilik karşıtı (anti-kolonyal) ve sömürgesizleştirici çabaların önde gelen önemli yazarları arasındadır.  Daha sonradan Edward Said de eserlerinde özellikle Fanon’un yazılarına sıklıkla atıfta bulunmuştur. Her iki yazar da sömürge bir ülkede doğmuş ve daha sonra Fransa’da eğitim almışlardır. Eserlerini oluştururken bir taraftan kökenleri bir taraftan da içinde yaşadıkları farklı bir dünya arasında paralel olarak hissedilen çatışma ve ikilemlere bir arayışa ses getirmeye çalışmışlardır. Fanon kendini hiçbir zaman komünist olarak tanımlamasa da Césaire komünist olarak parlamento delegesi olarak görev yapmıştır.

Fanon’un aslında en önemli eseri olan Yeryüzünün Lanetlileri sömürgecilik-karşıtı mücadelenin ve Üçüncü Dünya’nın özgürlüğünün manifestosu olarak bilinmektedir. Fanon’un kolonicilik-karşıtı hareketlere ve özgürlük hareketlerine esin verici bir etkisi olmuştur. Özellikle, Les damnés de la terre, İran’da Ali Şeriati, Güney Afrika’da Steve Biko ve Küba’da Ernesto Che Guevara gibi devrimci önderlerin yapıtlarında başlıca bir etkidir. Sanat anlamında da Fanon’a gönderme yapan müzik eserleri (Rage Against the Machine- Year of Boomerang şarkısı, Digable Planets- Conehead film müziği ve Jimmie Durnham- Oten Durham employs yapıtı sayılabilir) bulunmaktadır.  Fanon, çoklukla, şiddetin savunucusu olarak resmedilmiştir. Siyah Deri Beyaz Maske (yazarın Fransa’da yazdığı ilk kitabı; yapıtlarının çoğu, Kuzey Afrika’da yazıldı) eserinde de farklı bir bakış açısıyla, sömürgeciliğin sömürge halkı üzerindeki psikolojik sonuçlarını analiz etmeye çalışmıştır. Sömürgesizleştirme sürecini sosyolojik, felsefi ve psikiyatrik açılardan analiz etmiştir. Bu kitap, Fanon’un siyah bir insan, Fransa’da, Fransızlar’ca, deri rengi nedeniyle geri çevrilen Fransız eğitimli bir aydın olma deneyiminin kişisel bir anlatımıydı. Bu analizinde tıp ve psikiyatri eğitimi almasının etkisi yoğun bir şekilde hissedilmekte olup yer yer kullandığı ilgili literatür ve kavram setleri de bu savı destekler bir nitelik oluşturmaktadır. Hatta kitap içersinde yoğun olmamakla beraber bir takım klinik araştırmalar da Fanon’un neden psikanalitik ve psiko-patolojik bir yorumu temel olarak almasını desteklemektedir. 1952’de ulusal kurtuluş hareketlerinin ayak seslerinin duyulmaya başladığı dönemde yabancılaşma üzerine yazılan Siyah Deri Beyaz Maske eseri doğrudan bu dönemi yaşayan beyaz bir dünyaya gelen bir siyahın deneyimlediklerini oldukça tutkulu ve yürekten anlatması o dönem Fransa’daki entelektüel çevrede de derin bir iz bırakmıştır. Fanon psikanalitik bir yorumla aslında kendince, yaşadığı görünen dünyanın perdelediklerini gün yüzüne çıkarmaktadır. Özellikle yabancılaşma kavramı üzerinden ilerleyen Fanon için yabancılaşma, her şeyden önce Zencinin kendini ırksal bağlardan soyutlayarak Avrupa kültürünü benimsemeye zorlandığı andan itibaren başlamaktadır. Beyaz’a benzemek, onun gibi olmak istiyor Siyah insan. Bir tek yol, bir tek kader var Siyah insanın önünde: Beyaz olmak. Beyaz insana gelince ise, o, Siyah insanla yüz yüze geldiği zaman ilk hatırladığı şey Siyah insanın yamyamlık çağrışımları veren kabilesel geçmişidir. Zenci yok ortada. Var olan sadece Beyaz insan.

Barbar Batı- Sömürgecilik Üzerine Söylev’de Aimé Césaire, Fanon ile paralel ancak inceleme nesnesi ve çözümlemede kullandığı yol anlamında ayrılmaktadır. Öncelikle, Aimée Césaire Fanon’un hocasıdır ve onun gibi Martinikli bir Zencidir. Siyah Afrikalılara kültürel kimliklerini yeniden kazandırmayı amaçlamıştır. Başkaldırısını ise, Afrika’ya özgü güçlü imgelerle dolu ama Avrupalı bir dilde yansıtmıştır. Cahier d’un retour au pays natal (1939; Yurda Dönüş Notları) ve Soleil cou-coupe’deki (1948) ateşli şiirlerinde Siyahları baskı altında tutanlara sert biçimde karşı çıkmıştır. Daha sonra Siyah edebiyat akımını militanlıkla suçlayarak tiyatroya yönelmiştir. Trajedileri keskin bir siyasal ton içermektedir. La Tragedie du Roi Christophe (1963; Kral Christophe’ un Trajedisi) 19. yüzyılda Haiti’deki sömürge yönetiminden kurtulma hareketlerini ele alır. Une Saison au Congo (1966; Kongo’da Bir Mevsim) ise, 1960 Kongo ayaklanmasının ve Kongolu önder Patrice Lumumba’ nın öldürülüşünün destansı bir anlatımıdır. İki yapıtta da, her zaman yenilgiye mahkûm Siyahların yazgısı anlatılır. Césaire Fanon ile birlikte hatta Fanon’u da önceleyerek, üçüncü dünyacı tepkinin ve sömürgeci Avrupa merkezci söylem eleştirisinin kurucularından biri olarak bilinmektedir.

Eserin “Sömürgecilik Üzerine Söylev” kısmında Césaire Avrupa medeniyeti ya da Batı Medeniyetinin ahlaken ve ruhen savunmasız olduğunu iddia ederek çarpıcı bir giriş yapmaktadır. Yine bu eserinde yarattığı “Négritude” sözcüğü üzerinde durmuştur. Césaire aşağılama anlamındaki “zenci-negro, noir ya da nigger” sözcüğünü gurur duyma anlamındaki “zenci- négritude” sözcüğüne dönüştüren Afrika dışındaki ilk siyah entelektüel olarak anılır. Bu şekilde Césaire siyah insanın yabancılaşmasını somutlaştırmış bulunmaktadır. Sömürgeciliğin tanımını yapma girişiminde ise bu kavramın ne olmadığı üzerine yoğunlaşmıştır. Sömürgeciliğin ne İncil’i öğrenmek, ne hayırsever bir girişim, ne cehaletin, hastalıkların ve tiranlığın sınırlarını geriletme arzusu, ne Tanrının yüceltilmesi için üstlenilen bir proje, ne de hukuk düzenini genişletme çabası olduğunu savunur. Önce sömürgeciliğin sömürgeciyi nasıl medeniyetten çıkardığını, tam anlamıyla onu nasıl vahşileştirdiğini, alçalttığını, gizli içgüdülerini, açgözlülüğünü, ondaki şiddeti, ondaki ırksal düşmanlığı ve ahlaki alçaklamayı nasıl uyandırdığını incelemiştir.

Sonuç olarak, hiç kimse masum amaçlarla sömürleştirmez, sömürgeleştiren hiç kimse de bunun bedelini ödemekten kurtulamaz, sömürgeleştiren bir ulus, sömürgeleştirmeyi ve zoru meşrulaştıran bir ulus, zaten hasta bir medeniyettir; ahlaken sakatlanmış bir medeniyet. Sömürgecilik, en medeni adamı bile insanlıktan çıkarır, yerlilere duyulan nefret üzerine kurulan ve bu nefret aracılığıyla meşrulaştırılan sömürgeci faaliyet ve sömürgeci fetih, kaçınılmaz biçimde onu üstleneni dönüştürmeye yönelir, sömürgeci de vicdanını yatıştırmak için diğer insanı bir hayvan gibi görme eğilimi içine girer ve kendini ona hayvan gibi davranmaya alıştırır ve nesnel olarak bizzat kendisini bir hayvana dönüştürmeye yönelir: “Sömürgeciliğin Bumerang Etkisi”.

SEVİL ZENGİN

Ankara Üniversitesi, Yönetim Bilimleri