Batılılaşma- Türkiye Ve Dünya’da Batılılaşma

0 71

Toplumların kendilerini eksik hissettikleri zamanlarda bu eksiklerini kapatmak üzere arayışa geçmeleri doğal bir tepkidir. Bu tepki bazen toplum içerisindeki fertlerin eksik olanı, toplumun sahip olduğu değerlerde araması, bazen de bu eksiklikleri farklı toplumların aynı konudaki gelişmişliklerini taklit yöntemiyle gidermeye çalışması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu ve benzeri süreçlerden geçen bütün toplumlar aslında her iki durumu da bir arada yaşamışlardır. Bu şekildeki arayış süreçleri bazen “batılılaşma” bazen “öze-dönüş” şeklinde adlandırılsa da aslında amaç her zaman kusurları gidermek olmuştur. Batılılaşma diğer adıyla Garblaşma  ekonomik, bilimsel, teknolojik, siyasal ve sosyal anlamda gelişmiş olan ülkelerin ortak özellikleri ve bu özelliklere ulaşma çabasıdır. Batılı ülkeler  (Türkiye’ye göre) Coğrafi Keşifler, Rönesans ve Reform hareketleri ile birlikte muzzam bir gelişme göstermişlerdir.Batılı devletlerin gelişmesinde bir kaç faktör belirleyici olmuştur. Bunlardan biri ekonomik boyutu ve sanayileşmiş br toplum olmasındandır. İkinci olarak bilgiye, bilim adamına, sanata ve ahlaka verdiği önemdir. Üçüncü olarak geleneksel bağlarından kurtulmuş olmasıdır. Doğan bireylerin kendi aklını kullanarak karar verebilemeleye sahip olmaları. Dördüncü olarak millet olma bilinci oluşmuş ve demokratik hakları bilen ve uygulayan vatandaşlara sahip olmasıdır. Tabi ki bu gelişmeler birden oluşmamıştır. Belirli evrelerden geçilerek ulaşılmıştır. Avrupada Coğrafi Keşifler ile birlikte  ülkelerine başta Portekiz ve İspanya olmak üzere bir çok ülke zenginlik kaynağı niteliğinde madenler getirmişlerdir. Ve Rönesans yani  Aydınlanma çağı ile bu getirilen zenginlikten yararlanmaya ve onları kullanmaya başlamış bilim adına bir çok yenilikler yapılmıştır. Avrupanın skolastik ve doğmacı yapısı uzun süren savaşlar neticesinde kanlı olarak bitirilmiştir.

Batının Gelişimi

Avrupa bugünkü gelişmişlik seviyesine hazır sunulmuş bir tepside elbette geçmemiştir.  Avrupa aklı ve ilmi merkezine alarak insanını kiliseden, ruhban sınıfından, feodaliteden, eski düzenden “kurtarma” girşiminde bulundu.  Coğrafi Keşiflerle yeni kıtaların bulunması insanlarda merak ve araştırma arzusu uyandırarak Rönesans ve reform hareketlerine zemin oluşturmuştur.  Özellikle Coğrafi Keşiflerden sonra matbaanın kullanım alanı bulup yaygınlaşması ve bunun geniş alanlara hitap etmesi bilime ve insana önem veren sınıfın oluşmasına zemin hazırlayacaktır. 18. yy Avrupa için Aydınlanma dönemi olarak bilinmektedir. Geçmiş Yunan ve Roma dönemine ait kaynakları o günün diline çevrilmeye başlanmıştır. Avrupann yaşadığı hoşnutsuzluklar ve alınan sürekli vergilerden bulanan halk zanaatkar ve tüccarlarla birlikte Fransız ihtilalini gerçekleştirmiştir. Fransız ihtilali toplumu ve devletin kurulu düzenini yıkmış, mutlak monarişi yerine önce anayasacı monarişi, daha sonra da demokratik cumhuriyeti  yerleştirmiştir. Sürecin devamı niteliğinde olarakda Sanayi Devrimidir. Fransız devrimi ile hemen hemen aynı zamanda gerçekleşen tarıma ve zanaatlara dayalı üretim ve ekonominin yerini sanayiye dayalı üretim ve ekonominin aldığı süreçtir. Sanayi Devrimi ile, insan ve hayvan enerjisinin yerini önce su, ardından buhar ve daha sonra da elektrik enerjisi aldı. Batı bu şekildeki gelişmişliğine gelişmişlik katarak günümüze kadar ulaştı.Avrupa devletleri ilk baştan askeri yönleri ile örnek alınmaya başlanmıştır

Dünya’da Askeri Açıdan Batılılaşma

Dünya devletleri askeri yönden eksikliklerini kapatma amacıyla tarih boyunca hep arayışlar içersine girmişlerdir. Bu arayışlar kimi zaman üretim, taklit veya ortak kaynaktan yararlanma şeklinde olmuştur.Batılı devletler yani Avrupa yukarıda belirttiğim gibi eski bilgiler yeni bilgileri birleştirerek diğer ülkelere örnek olacak şekilde gelişim göstermişlerdir. Bunlardan Osmanlı,Rusya ve Japonya vs örnek gösterilebilir.
Rusya 1547 yılında IV. İvan’ın(Korkunç) önderliğinde Rus prensliklerini  Moskova Prensliği etrafında birleştirerek Rus çarlığını oluşturmuştur. İvan askeri ve iktisadi açıdan birçok yenilikler yapmıştır. Piyade asker sınıfı oluşturmuştur. Orduda Streltsy (avcı) adında birlikler oluştrmuştur. Bu özel birlikler daimi askerlik görevi ile vazifelenmiştir. Bunların öncelikli görevi çarı ve başkenti korumak olmuştur. Bu özelliği bakımından kapıkulu ocağına benzerlik göstermektedir.
17’nci yüzyılın sonlarında Rus Çarlığı tahtına I. (Deli) Petro’nun oturması ile birlikte modernleşme adına birçok yenilikler yapmıştır. Savaşlarda avcı piyadelerin zayıflığını gören Petro bunları azaltmaya ve muhafız birlikler kurmaya başladı.Streltsy(avcı) alaylarının tasfiyesi neticesinde kurulan preobrazhensky (muhafız)ve sevenovsky(piyade) alayları tamamen batı tarzı teçhizat ve kılık-kıyafetle donatılmışlardı. Böylece I. Petro  1725 yılında öldüğünde, Rusya’nın elinde 250.000 kişilik sürekli bir ordu, buna ilaveten 100.000 Don Kazağı veya yabancı paralı asker ve 24.000 denizci vardı
Japonya coğrafi konumu nedeniyle dikilebilen tarım arazisi çok kısıtlı bir bölgedir. Bundan dolayı birçok toprak savaşlarına sahne olmuştur. Bu savaşları sonlandırmak veya azaltmak amacıyla imparator tarafından Samuray adı verilen özel askeri birlikler oluşturulmuştur. Japonlar batılılar ile 1542’de Portekizli denizciler ile tanışmıştır. Portekizlilerin dışında İngiliz, Hollandalı ve İspanyol tüccar denizciler gelmeye başlamışlardır. Ve bu tüccarlar Japonlara top tüfek tarzında ateşli ürünleri tanıtmaya başlamıştır. O zaman kadar Samurayların süper güç olarak bilinmesi ve ateşli silahlar karşısındaki çaresizlikleri sonucunda Şogunluk geleneklerinin ve dinerinin bozulacağı korkusu ile Limanlarını Batılı devletlere kapatmıştır. Hollandalıları buna hariç tutmuşlardır. Nedeni olarakta dış dünyadan bilgi alma gerekliliğinden dolayıdır. Japonya’nın izolasyon politikası 250 yıl sonra 1854’te ABD tarafından bozulmuştur. Amiral Matthew C. Perry öncülüğünde gerçekleşen Perry seferi ile Japonya zorunlu olarak dünyaya açılmıştır. İmparator Meiji gücü elinde topladıktan sonra bir takım Reform hareketleri bulunmuştur. Kılıç kullanımı yasaklanıp Batı teknolojilerinin yararlanma yoluna gitmiştir. Uzun ve kanlı süren süreç sonunda birçok Samuray öldürülmüş ve yerini düzenli birlikler ve Avrupai tarzda silahlar almıştır. Feoadal yapıda olan Japonya  artık bir Batı ülkesinden farksızdır..

Osmanlıda Batılılaşma

Osmanlı Devleti, Ortaçağın sonu ile Yeniçağın başlarında yönetimi, ordusu ve sosyal kurumlarının üstünlüğü ile Avrupa’nın ortalarına kadar girmişti. Ancak bu ilerleme 18. yüzyılda Rönesans, Reform ve coğrafi keşif hareketleriyle bir duraklama dönemine girmiştir. Bu dönemden sonra Osmanlılarda hemen hemen her alanda gerileme başlamıştır. Gerilemeler askeri, ekonomik, siyasi, toplumsal ve eğitimsel alanda belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Osmanlı devleti  18. yy öncesi  bir üstünlük kurmuş sayılıyordu fakat  İkinci Viyana Bozgunu (1683),  1699’da ki Karlofça Antlaşması ve 1718’de ki Pasarofça Antlaşmaları  ile osmanlı devletinin Batı karşısında üstünlüğünü kaybetmeye başladığı görülmeye başladı. 1721’de Fransa’ya gönderilen Yirmisekiz Mehmet Çelebi burada matbaacılıkla ilgilenmiş ve oğlu Said Efendi ile birlikte İstan bul’a döndüklerinde Mütefferika İbrahim Efendi ile anlaşarak matbaayı kurmuşlardır. Şeyhülislam’dan fetva ve III.Ahmet’ten ferman aldıktan sonra açılan matbaada İbrahim Mütefferika’nın belirlediği yayın programı çerçevesinde dil,  tarih,  coğrafya,  tabii bilimler,  askeri konularda 17 kitap yayımlandı. Osmanlı batının teknolojisinden yararlanma amacı ile batıyı örnek almaya Lale Devri adını verdiğimiz dönemde  başladı fakat bu örnek alma sosyal yaşamı taklit etmeden öteye  gidemedi. Ancak bu dönemde avrupaya elçilikler gönderilmeye başlanmış ve ticaret, kültür ve sanat alanında bir takım çabalar mevcut olmuştur. Ve Lale Devri . Patrona Halil İsyanıyla sona ermiştir. Batı’nın askeri kurumlarını örnek alma çabaları I.Mahmut,  I.Abdülhamit ve özellikle III.Selim döneminde hızlanmıştır.  III.Selim hem Yeniçeri ordusu hemde batı örnekli kendisine bağlı Nizamı Cedid  ordusunu oluşturmak istedi. Fakat yeni çeriler III.Selim tahtan indirerek yerine II.Mahmut’u  tahta geçirdiler. II.Mahmut moderneşme çabalarının önündeki yeniçeri engelini bildiğinden Yeniçeri Ocağı’nı kaldırarak (Vaka-i Hayriye) kendisine bağlı Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusunu kurdu.  Bu orduyu yönetmek içinde Batı düşünce ve metotlarına göre eğitim- öğretim yapan Harp Okulları açmıştır. II. Mahmut,  ordudaki yenileşmenin yanında eğitim,  tıp ve sağlık alanlarında da Batı’ya yönelme girişimlerinde bulunmuş,  Mühendishane,  Tıbbiye ve Harbiye ıslah edilmiş ve 1826’da Rüştiye’ler açılmıştır. Tüm bu yenilikler karşısında hal ona “Gavurun Padişahı” lakabını koymuşlardır. 1839’da tahta çıkan Abdülmecit (1839-1861), Reşit Paşanın etkisiyle, “Tanzimat Fermanı” ya da “Gülhane Hatt-ı Hümâyunu” denen siyasal bir ferman yayınlamış, ülkede siyasal ve sosyal bazı düzenlemeler yapılacağını duyurmuştu. Bu nedenle, 1839’da başlayan yeni döneme Tanzimat  dönemi denir.
1869’da yayınlanan Maarif-i Umûmiye Nizamnâmesi ile, eğitim tamamen Batı örneğinde bir sisteme geçmiştir. Bir yandan Batı tipi askerî teşkilâtlanma sürdürülürken, diğer yandan da hukuk, sanat ve edebiyat alanlarında Avrupa kültürleri yönünde yenileşmeler başlamıştır. Abdülaziz’in tahtan indirilmesinden sonra tahta çıkartılan II.Abdülhamit, 23 Aralık 1876 tarihinde ilk Osmanlı Anayasasını (Kanûn-u Esasisi) ilân etti. Böylece Osmanlı İmparatorluğu, anayasalı bir monarşi oldu. Ancak  II.Abdülhamit  Osmanlı-Rus Savaşını bahane ederek meclisi kapattı. Gerekçe olarak iç sorunlar ve bazı politikacıların tavırları gösterildi. Jön Türkler hareketi ile II.Abdülhamit  tahtan indirilerek II.Meşrutiyet dönemi başlatıldı. Ve bu karar ile padişahın meclisi dağıtma yetkisine son verildi.
Birinci Dünya Savaşı ve sonucunda Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması yeni bir Türk Devletinin kurulmasıyla sonuçlanmıştır. Bu kurulan devlet ulus-devlet anlayışı ile Cumhuriyet rejimini benimsemiştir. Atatürk,  gelişmenin önünde engel gördüğü geleneksel Osmanlı kurumlarını teker teker ortadan kaldırarak yeni kurulan ulus-devleti Batıya uygun hale getirmeye çalışmıştır. Bu amaçlar 1923’de devletin yönetim şekli Cumhuriyet olarak belirlendi. 3 Mart 1924’de halifelik kaldırıldı ve laikliği temel alan anlayışlar benimsenmeye başlandı. 1926’da İsviçre Medeni Kanunu kabul edildi. 1930’da kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. 1935’de Soyadı Kanunu çıktı.

Mustafa Kemal Atatürk ve Batılılaşma

“Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız” “Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir”  Aslında bu sözler dahi ilime-bilgiye verdiği önemin ve bu önemin Batı medeniyetinden yararlanmak olduğunu anlamamıza yetecektir. Atatürk döneminde Batılılaşma belli başlı alanlarda  uygulanmıştır. Cumhuriyetçilik ilkesinin getirdiği olanaklar içinde sosyo-politik alanda Laiklik, sosyo-ekonomik alanda Devletçilik ve Halkçılık, sosyo-kültürel alanda Devrimler batılılaşmanın uygulama araçları olmuştur. Saltanatın kaldırılıp Cumhuriyetin ilan edilmesi olmak üzere siyasal alanda, ekonomik alanda, hukukta,(özellikle Türk Medeni Yasasının kabulü), eğitim alanındaki atılımlar, kıyafette yapılan değişiklikler, Tekke ve Türbelerin kapatılması, Şeriye ve Evkaf Yasası, Tevhidi-i Tedrisat Yasası, yeni Türk harflerinin kabulü, hafta tatilinin Cuma’dan Pazar’a alınması, Soyadı Yasası, Ceza ve Ticaret yasalarının kabulü, kadınlara sağlanan haklar, Uluslararası takvime geçilmesi, dildeki gelişmeler hep batılı anlamda gerçekleştirilmiş olan devrim hareketleridir.
Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra Batılılaşma reformlarını güçlü bir kararlılık ve iradeyle uygulamaya koymuş, Türk milletini çağdaş bir toplum yapmaya, Türkiye’yi batının bir parçası olarak, medeni milletler ailesine katmaya azmetmişti. Bunu yaparken de çağdaş değerler ve batı medeniyetinin temelleri olarak aklı, bilimi ve laik düşünceyi esas aldı. Bunun sonucu olarak bugün Türkiye, modern, çağdaş ve bölge ülkeleri ile mukayese edilemeyecek bir kalkınmışlık düzeyine sahip olmuştur.

Son 12 Yılda Batılılaşma Çabaları

Türkiye AK parti döneminde hukuk alanında birçok yenilikler yapılmıştır. 2004 yılında Avrupaya uyum konusunda idam cezası kaldırılmıştır. 2006 yılında seçilme yaşını  25’e indirerek daha fazla kişiye bu haktan yararlanılma imkanı tanınmıştır. BM Çocuk Hakları Sözleşmesi doğrultusunda “18 yaşını bitirmemiş herkesin çocuk sayılması” düzenlemesini getirilmiştir ve Çocuk Mahkemelerinin görev alanı ile ilgili istisnayı kaldırarak, çocukların bu mahkemeler dışında yargılanmasının önüne geçilmiştir. 2010 Darbe yönetimine yargı yoluna gidilmesi sağlanmıştır. Eğitim alanında köklü değişiklikler yapılmıştır. 12 yıllık zorunlu kademeli eğitim sistemine geçilmiş ve 12 yıllık süre üç kademeye ayrılmıştır. Liseler zorunlu hale getirilmiştir. 12 yılda 99 üniversite kuruldu ve faaliyete geçirildi. Avrupa ile ilişkilerde 16-17 Aralık 2004 Brüksel’de toplanan Avrupa Birliği Zirvesinde Türkiye ile katılım müzakerelerine başlanması önerildi. Savunma ve Teknoloji alanında yerli tank (ALTAY) insansız hava aracı (ANKA) savaş gemisi (MİLGEM) ilk piyade tüfeği (MPT)  eğitim simülatörleri üretip diğer ülkelere ihraç edebilme seviyesine ulaştı. Ayrıca Göktürk 2 adlı uydu ülkeler arası iş birliği ile uzaya gönderildi.

Leave your vote

0 points
Upvote Downvote

Log In

Forgot password?

Don't have an account? Register

Forgot password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Log in

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.